Kaşıkçı cinayeti ve tarihi arka plan

Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın hunharca öldürülmesinin yankıları sürüyor. Yenişafak’ta Yasin Aktay Konsolosluktaki cinayetle ilgili ses kayıtları olduğunu yazdı. New York Times gazetesi de bir Türk yetkiliye dayanarak verdiği haberde, Kaşıkçı’nın kafası ve parmakları kesilerek öldürüldüğünü ileri sürdü.

Bu iddialar alt alta toplandığında, kesin olan; Kaşıkçı’nın konsolosluğa girdikten sonra bir daha çıkmamış olduğudur.

Kaşıkçı Suud yönetimine muhalefeti ile tanınan bir gazeteciydi. Mevcut yönetime karşı bir süre önce göz altına alınıp fidye/haraç karşılığı bırakılan Prens Velid Bin Tellal’ı destekliyor, ABD’nin körfezde oynamak istediği role karşı çıkıyordu. Bedelini vahşi bir şekilde, öldürülerek ödedi.

Bu cinayeti birçok açıdan okumak mümkün. Ama bence en doğrusu İslam dünyasına hakim olan,  her türlü muhalefeti küfürle eşitleyen Emevi yönetim kültürünün etkileri bakımından bakımından  okumaktır.

Arabistan’da yönetim seçimle iş başına gelmiyor, vatandaşın kendini yönetenleri belirlemekte hiçbir yetki ve etkisi yok. Ülke Kral ve etrafındaki birkaç kişi tarafından-saltanat usulü ile- yönetiliyor. Ölene kadar Kralı görevden alacak bir mekanizma yok. Kral akli dengesini, yönetme melekesini kaybetse bile etrafındakiler onu bir korkuluk gibi kullanarak ülkeyi onun adına yönetmeye devam ediyor. Mevcut Kral Selman da sağlık durumu açısından,  ülkeyi yönetecek durumda değil, yürümekte, konuşmakta zorluk çekiyor. Saraydaki taht kavgasının arkasında da onun sağlık durumu yatıyor. Aileden birçok kişinin gözaltına alınmasının, teamüller çiğnenerek oğlu Muhammet Salman’ın veliahd tayin edilmesi hep yönetimi ele geçirmekle ilgili.

Dikkat edilirse, yönetime kimin geleceği sorusunun cevabını hukuk yahut vatandaşların eğilimi belirlemiyor, tamamen saraydaki kavgalar belirliyor. Liyakati olsun olmasın dizginleri ele geçiren ülkeyi yönetiyor.

Hukukun işlemediği, söz söyleyemediği alanlardan biri de -saray mensuplarının - işledikleri suçlarlardır. Konsoloslukta uluslararası hukuka, dine vicdana aykırı bir suç işlendi. Muhtemelen bu suça bulaşan hiç kimse bunun hesabını vermeyecek. Çünkü onlara göre Kaşıkçı muhalefet ederek zaten en büyük cürmü işlemiş, ölümü hak etmişti.

Emevi tarihi böyle örneklerle doludur. Abdullah Bin Mesut -ki sahabenin büyüklerindendir-muhalefetinden dolayı dövülerek hapsedilmiş, bir eve kapatılarak ölene kadar kendisine yiyecek içecek bir şey verilmemiştir.

Ebu Zer-i Gıffari çöle sürülmüş, maaşı kesilmiş, çölde kendisi de oğlu da açlıktan ölmüştür.

Muhalefetin karşılığının ölüm olması sonraki yönetimlere de bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet etmiştir. Bugün Arap aleminde bir demokrasi ve muhalefet geleneğinin oluşmamasının arkasında bu arka plan vardır. Kaşıkçı cinayeti, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, kuvvetler ayrılığının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Gücün tek elde temerküzü, halk ve hukuk denetiminin bulunmaması bu gibi cinayetlerin yolunu açmaktadır. S. Arabistan’da güçlü bir muhalefet, güçlü ve özgür bir basın, seçim yoluyla halkın, hukuk yoluyla yargının denetimi olsaydı Kaşıkçı cinayeti işlenebilir miydi? İşlenemezdi.

Onun için hukuktan, demokrasiden, basın özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığından asla vaz geçmemeliyiz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2584/kasikci-cinayeti-ve-tarihi-arka-plan.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar