İdam adalet müebbet zulümdür

MHP’nin hazırladığı ve yeni yasama yılında TBMM’de görüşülecek olan “Af Yasası” ile adalet konusu bir kere daha ülke gündemine düştü.

Sokaktaki insanımızın olduğu kadar, çoğu diplomalının ve hatta hukuk kariyeri olanların bile birbirine karıştırdığı kavramlar havada uçuşmaya başladı.

Eskilerin ifadesiyle her kafadan çıkan seslerle ülke ufukları baştan başa gürültü kirliliğine maruz kaldı.

Sosyal Medya bütün ihtişamı ve bilgeliğiyle konunun üzerine atladı.

Herkes başından geçen veya akrabalarının maruz kaldığı zararlar nedeniyle hapiste yatan insanların af edilmelerine karşı olduklarını en yüksek perdeden belirttiler.

Öyle ki, hiç af sözü etmeden yargı, yasa, hukuk üzerinde kendi düşüncelerini yazan, affın değil de adaletin mutlaka sağlanması konusunun üzerinde durulması gerektiğini belirten insanları bile susturmaya çalıştılar.

Öylesine çalıştılar, MHP’nin hazırladığı ve yenile TBMM’ne getirdiği yasa teklifini öylesine çarpıttılar ki, yasa teklifi bir ara Alaattin Çakıcı’yı hapisten çıkarmak için hazırlanmış bir yasa teklifi gibi oldu.

“İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır” sözü deyimler sözlüğümüzden çıktı ve “insanlar tepişe tepişe anlaşır” haline evrildi.

Oysa af konusu vesile edilerek ADALET konusunun mutlaka tartışılması gerektiğini bilmek, bilmiyorsak öürenmek zorundayız.

Bilinen bir gerçektir ki, bir ülkeyi ayakta tutacak iki şeyden biri adalettir.

Adalet bir ülkenin, bir devletin, bir milletin olmazsa olmazıdır.

Adalet bütün ülkeler, bütün devletler, bütün milletler için öylesine önemlidir ki, insanlık tarihi boyunca adalet konusunda söylenen o meşhur söz hiç eskimeden bütün tazeliğiyle devam eder:

“Saltanat/ devlet/ hüküm/ hakimiyet küfürle devam eder/ devam edebilir, fakat zulümle devam etmez/ devam edemez.”

Evet, işte bu söz adaletin olmazsa olmazlığını belirtir.

Hz Ömer’in adalet konusundaki meşhur sözü ise, adalet konusunu ülkenin temeline oturtur:

“Adalet mülkün temelidir.”

Kur’anın bu konudaki emri ise çok nettir:

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa/58)

Ve yine halkımızın adalet konusundaki sözü çok kısa ve çok manidardır:

“Adalet hepimize lazım.”

Halkımızın o veciz ifadesiyle herkese lazım olan adalet nedir, Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP neden böyle bir teklif hazırlama gereği duydu, diye düşünmeden, tıpkı Yeniçeriler gibi “istemezükçüler” ortama hakim oldu...

Herkese lazım olan adalet, en kısa tarifiyle, “hak sahibine hakkını vermek” olarak tarif edilir.

Hak sahibine hakkı verilmeyecek olursa, toplumsal huzuru sağlamak mümkün değildir.

Bunun için olmalı ki, Hz Ebubekir Allah Resulü’nün halifesi olarak Devlet Başkanlığına getirildiğinde yaptığı ilk konuşmada mealen şöyle diyordu:

“En zayıfınız, hakkı kendisine verilinceye kadar benim yanımda en kuvvetlinizdir.”

Daha başka bir ifadeyle, adil devlette haklı olan en güçlüdür.

Zalim devlette ise güçlü olan en haklıdır.

Bizler inanan insanlar olarak devletimizin adil olması için çalışmak, çabalamak, kafa yormak, fikir üretmek zorundayız.

Yeniçeri mantığıyla, “söyletmeyin vurun” demek yerine, “vur fakat dinle” demek zorundayız.

Hepimizi biliyoruz ki, yasalarımız bizim inancımıza ve örfümüze göre hazırlanmış yasalar değildir.

Bu bakımdan yasalarımız hukuki olmaktan çok uzaktır.

Yine hepimiz biliyoruz ki yargılama sistemimiz insanımızı bezdirecek kadar uzun sürede hüküm vermekte, böylece adalet duygusu zedelenmekte, yargıya olan güven azalmaktadır.

Sultan Orhan’ın ifadesiyle “geciken adalet, adalet değildir” konumuna düşmektedir.

En basit davalar yıllar sürmektedir.

Yılllar süren bir davada, kaç hakim, kaç savcı değişmekte ve değişen bu kişiler davaya nasıl ne kadar vakıf olup da adil karar verebilmektedirler?

Yargı sistemimizin en önemli, tabir yerindeyse defosu ise, yargının uzun süre CİA güdümündeki FETÖ çetesinin eline geçmiş olmasıdır.

Özellikle 2016’dan sonra öğrendik ki CIA’nın güdümündeki FETÖ Çetesi ülkemizin bütün birimlerini ele geçirdiği gibi, yargı sistemimizi de ele geçirmiş...

Ve asıl hukuk fakültelerini...

Hal böyle olunca...

FETÖ Çetesine mensup haşhaşiler soru çalarak hukuk fakültelerine girmişler, oradaki kollayıcılarının gözetiminde bir şey öğrenmeden fakültelerini bitirmişler ve yine kollayıcılarının yardımlarıyla yargıda istenilen yerlere atanmışlardır.

Bunu hepimiz biliyoruz.

Devleti yönetenler ise elbet bundan çok daha fazlasını biliyor.

Bu durumda...

Yıllardır FETÖ Çetesine mensup savcı ve hakimlerin doğru karar verdiklerini, içeride yatan insanların adil yargılama sonucu hüküm giydiklerini söyleyebilir miyiz?

“Yargıyı satın alın” diyen, alçak kelimesinin bile tanımlamakta aciz kaldığı bir Rabinoğlu Feto’nun talimatı bilinirken...

Paranın kokusunu özel yetiştirilmiş uyuşturucu köpeklerinden daha iyi koklayan FETÖ Çetesinin haşhaşilerinin para ile hüküm satmadıklarına inanabilir miyiz?

Elbet inanamayız...

Çoğu ihraç edilen, hapiste olan, yurt dışına kaçan bu alçak haşhaşilerin verdikleri hükümleri gözden geçirme imkanı verecek bir yasa teklifi üzerinde durmak, adaletin sağlanması açısından son derece önemlidir.

Ülkemiz yargı sisteminin en büyük kanayan yarası ise infaz sistemidir.

Batının infaz sistemi bizi ilgilendirmez.

Biz bu  topraklarda Cihan Devleti Kurmuş bir millet olarak, infaz sistemini insanileştirmek zorundayız.

Başlığı onun için öyle attım...

İdam, kısasa kısas olarak, tarih boyunca hep uygulanagelmiştir.

Kimi siyasi gerekçelerle idamı uygulamıyorsak...

İnsanları müebbet adı altında hayattan koparmanın adil bir uygulama olmadığı ortadadır.

Ve elbet çok daha basit suçlardan yıllarca insanlığından uzaklaştırılan insanlarımız da öyle...

Elbet suç işleyen herkes suçunun cezasını çekecek...

Ama suç işleyen kişinin cezası, suçunun karşılığı olacak...

Tabir yerindeyse, parmak koparanın cezası beli kırılmak olmayacak...

Ölçüsüz cezalar zulümdür ve insan haysiyetine uymayan hapis cezaları insani değildir.

Bu konuda dünyaya örnek olacak uygulamaları bulmak zorundayız.

Bunu millet olarak sadece biz yapabiliriz.

İnsanımıza, topluma zarar verecek olan suçlular elbet toplumdan tecrit edilmeli, fakat büyük çoğunluğu ekonominin içinde tutulmalı ki, geride bıraktıkları mağdur olmasın.

Cezanın iki ayağı olduğu asla unutulmamalı:

_Ceza adil olmalı

_Ceza caydırıcı olmalı

Ve ceza evlerimiz ifsat edici değil, mutlaka ıslah edici olmalı.

Oraya kirli giren temizlenmeli...

Cahil giren bilgilenmeli...

Elinden bir şey gelmez olan hüner sahibi olmalı...

Ve suçlunun insan olduğu asla unutulmamalı...

Ya da her suçlunun insanlıktan çıktığı düşünülmemeli...

Rabinoğlu FETÖ gibi insanlıktan çıkan, hayvandan da aşağı bir derekeye düşen kimileri dışında, suçlulara insan gibi davranmalı ve onlara insanlıkları asla unutturulmamalı...

Son söz:

Devletin affetme yetkisi yoktur...

Fakat devletin yasaları hukuki hale getirme ve yargılamanın adil olmasını sağlama görevleri vardır.

Devlet Bahçeli Başkanlığındaki MHP’nin yapmak istediği asıl olarak budur.

Bu konuda Devlet Bahçeli’yi iyi dinlemek ve anlamak gerekir.

Ve söz yargıdan ve geciken adaletten açılmışsa...

Abdurrahim Karakoç’tan birkaç mısra paylaşmadan olmaz:

Gene tehir etme üç ay öteye
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ
Otuz yıl da babam düştü ardına
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ

…..

Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git
Bini buldu burda yediğim zılgıt
Eğer diyeceksen: bana ne, öl git
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2546/idam-adalet-muebbet-zulumdur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar