Vicdanı kanayan insanlığın sesi olmak

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM 73. Genel Kurul toplantısında dünya liderlerine konuştu. Dünyanın bütün ülkelerinin başkan, başbakan, Dışişleri bakanları ve üst düzey yöneticilerinin hemen hepsi oradaydı. Bu çok önemli bir imkân ve fırsat. Siyaset işte orada yapılır. Etki orada oluşturulur.

Belki ikili görüşmelerde söyleminizin kimi yanlarını, yönlerini törpüleyebilirsiniz. Kimi çıkarlar için görüşlerden, kimi görüşler için bazı çıkarlardan vazgeçilebilir. Bütün dünya karşınızda sizi pür dikkat ve anlamaya hazır dinliyorsa, doğrudan bütün dünyanın ve insanlığın geleceği üzerine temel düşüncelerinizi seslendirirsiniz. Onurlu, samimi, dürüst siyaset bu noktada yamulmaz, yalpalamaz. Bu nokta ‘ne olacaksa olsun’ noktasıdır. İnsanlık, hakikat, adalet adına savunulması, korunması gereken en son noktayı canlı tutmak durumu söz konusu olduğu zaman ulusal çıkarlarınız bile geriye itilebilir. Çünkü millî varoluşumuzun da temel gerekçesi özgür insanlık, adil dünyadır. Haktır, hukuktur, adalettir, merhamettir. Erdoğan’ın Genel Kurul’da yaptığı konuşma millet olarak varlığımızı anlamlı ve önemli kılan temel mefkûrelerin açık, cesur bir dille manifestoya dönüşmüş şekliydi.

Erdoğan’ın konuşması bütün dünyayı sarsmıştır. Zalimlere, her istediklerini istedikleri gibi yapamayacaklarının uyarısı olmuştur. Dünyanın ulaşabildiğimiz her yerinde zulmü engelleyen, ekmeğimizi bölüşen girişimimiz, sözümüzü daha anlamlı kılmıştır. Mazlumlara, yardım bekleyenlere umut olmuşuzdur. Bu konuşmada yeryüzü vicdanı, merhamet ve yardımlaşma duygusu, imanın sesi, ortak akıl ve beklentiler dile gelmiştir. Türkiye, her platformda gizli açık bu düzlemde siyaset yürütmüştür. Bunun en somut göstergesi Suriye ve Filistin meselesine olan yakın ilgimizdir.

Bir yandan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları, son olarak Soçi Mutabakatı ile İdlib’de sağlanan çatışmasızlık ve güvenli ortam, bununla birlikte 3,5 milyon muhacir kardeşimize kucağımızı açmamız basit başarılar değildir. Teknelerini batıran mültecileri denizin derinliğine gömen, onları ülkelerine almayan, çelme takıp yere düşüren hatta ziynetlerine el koyan batılı kafanın bunu anlaması mümkün olmayabilir. Ama diğer yandan onda birini bile kaldırmaya cesaret edemedikleri bir yükü Türkiye’nin tek başına ve üstelik en güzel şekilde göğüslemesi karşısında hayret, takdir ve şaşkınlıklarını gizleyemeyenler de yok değil.

İşte onların en yetkinlerinden biri Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Gabriel Munuera Vinals’dır. Vinals, Türkiye’ye yaptığı çalışma ziyaretinde, kimi sığınmacı kamplarını ve eğitim başta olmak üzere onlara sağlanan sağlık ve sosyal hizmetleri takdir edip şöyle diyor: "Türkiye'de kayıtlı sığınmacı 3,5 milyondan fazladır. Bunun yaklaşık bir milyonu okul çağındaki çocuklardan oluşuyor. Bu sayı da neredeyse Brüksel'in nüfusuna eşit. Milli Eğitim Bakanlığı, en hızlı bir şekilde eğitim ihtiyaçlarını giderme yönünde çalışıyor. Bu takdire şayandır. 600 binden fazla Suriyeli çocuk Türkiye'de okula gidiyor. Bu inanılmaz bir başarı." Elbette sadece bu bile inanılmaz başarı.

Onlarca ülkenin nüfusundan bile çok olan bu yoğunlukta insanı barındırmak, korumak, beslemek, giydirmek, her ihtiyaçları ile ilgilenmek için sadece devlet imkânları yeterli olmaz, ayrıca büyük, asil bir millet olmak gerekir. İnsanlığı, aşkı, erdemi, iyiliği, yardımlaşmayı, kardeşliği içselleştirmiş bir millet olmak gerekir. İnsanları ötekileştirmeyen, bütün âdemi bir gören, varlığını öteki ile anlamlı bilen, bölüşmekle zengin olacağına inanan bir millet olmak gerekir. Başkalarına acı vermeyen, onların gözyaşına, hüznüne, derdine ortak olan, onların elinden tutan, onlara omuz ve gönül veren bir millet olmak gerekir.

Biz sadece Suriye’nin ve Suriyelilerin değil, bütün dünya mazlumlarının derdi ve ıstırabına çare olmak isterken sözüm ona büyük devlet olan ABD ne yapıyor? Bu acıları, bu çığlıkları, ölümleri, cinnet ve cinayetleri, vicdansızlığı, zulmü dünyaya armağan eden ABD ve onun öncülüğündeki küresel güçlerdir. Kendi maddi çıkarlarından ve o da sadece paradan başka bir şey düşünmeyen bu anlaşılmaz güruh, zorla egemen olmak istedikleri dünyaya açlık, yokluk, hastalık, ölüm ve her türlü suç yaymıştır. Anlam dünyası çökmüş insanlık, yitirilmiş duygularla çıldırmak üzeredir, çıldırmaktadır.

Bugün dünyada silahlanmaya ayrılan para 2 trilyon dolardır.  Öte yandan 800 milyon insan ise açlık yaşamaktadır. Dünya Bankası’nın bu yılki raporuna göre dünyada yıllık olarak 1,6 milyar ton gıda israfı yapıldığı tespit edilmiştir. İsraf edilen gıdanın parasal değeri 1.2 trilyon dolardır. İsraf edilen gıda miktarının toplam gıda üretimi içindeki payı % 40'a yaklaşıyor. Hazırlanan raporların devamında, halen açlıkla mücadele eden 900 milyon civarındaki insanın beslenmesi için, israf edilen gıdanın üçte biri bile yetiyor. Yani dünya ülkeleri sadece bir yıl silahlanmayıp, israfla çöpe giden paraları da katarak açlığı önlemeye kaynak yapsa, sadece bir yıllık tasarrufla 8 yıl boyunca bütün dünyada açlığın önüne geçilebilir. Buna mukabil siyaset ve ekonomilerini silah ve ölüm üzerine kuran güçler, dünyada 40 sıcak savaş ve terör bölgesi oluşturmuştur. Bu sebeple her gün 30 bin insan mülteci olmaktadır. Bugün dünyada silah zoruyla evini barkını terk etmek mecburiyetinde kalan insanların sayısı 66 milyona ulaşmıştır. 2010-2015 yılları arasında susuzluk, kuraklık, gıda ve iklim değişikliği gibi sebeplerle 1 milyar insan göç etmek zorunda kalmıştır. Dünya tatlı su kaynaklarının % 10’una sahip olan Afrika’nın susuzluk yaşaması hazindir. 2000’li yıllardan bu yana iyileşme yaşansa da çocuk ölümü 2017’de  6. 3 milyon olmuştur. Ölümlerin % 37’si önlenebilir hastalıklar sonucudur.  Her 5 saniyede bir çocuk ölmektedir. BM’nin her yıl düzenli yayınladığı uyuşturucu raporuna göre dünyadaki yetişkin nüfusun her beşte biri uyuşturucu kullanmaktadır. 2017 yılında 207 bin insanın uyuşturucu sebebiyle ölümü resmi kayıtlara girmiştir. Uyuşturucu kullanımın özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da arttığı gözlenmektedir. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi arttıkça uyuşturucu kullanımı da artmaktadır. Esrar kullanımı ABD’de 12 yaşa kadar inmiştir.

Sonuç itibariyle ekonomik kaynaklarını ve gelişmişlik imkânlarını insanlığın sağlığı, refahı, huzuru, eğitimi için ayırması arzulanan ABD ve onunla birlikte hareket eden veya onu kullanan güçler, insanlık için sadece felaket hazırlamaktadır. Elbette beşten büyük olan dar ve özel karşılığıyla da ABD’den büyük olan bütün dünya bunu görüyor. İnsanın, insanlık ve medeniyet değerlerinin şeytani bir hırs ve siyasetle yok edildiğini, yok edilmek istendiğini görmektedir. Ne var ki, her biri bir yerinden kıstırılıp adeta rehin alınmış dünya, sıcak çatışmalara ve kaosa sebep olan tehdit, şantaj siyasetine, emperyalist kuşatma ve dayatmaya gereken ton ve açıklıkta karşı koyma cesareti gösterememiştir. Gösterememiştir ama hazmedilmesi zor gerçekler milletlerin vicdanına içten içe batmaktadır. İşte Türkiye ABD’de bütün dünyaya, ABD’nin ve bütün dünyanın gözlerine bakarak, lafı evelemeden gevelemeden, eğip bükmeden bu gerçekleri haykırmıştır. ABD’ye ‘Sen zalimsin. Zalimlik yapma’ demiştir. Tek başımıza da kalsak, haksızlığın ve zulmün karşısında olacağımızı, üstelik yaptıklarının cezasını çekeceklerini açık bir dille haykırmışızdır. Ayakta alkışlanan bu konuşma çok ciddi gelişmelerin habercisidir ve çok ciddi desteklerin, bölünmelerin, ayrılmaların, birleşmelerin, kırılmaların, çok ciddi dengelerin ve denklemlerin habercisidir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2532/vicdani-kanayan-insanligin-sesi-olmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar