Zehirli şırınga suikasti

Eklenme Tarihi: 26.09.2018 08:20:00 - Güncellenme Tarihi: 25.01.2020 08:50:48

       12 Eylül darbesi sonrası Seyda Hz.lerinin 2 yıl Gökçeada?da mecburi ikamete tabi tutulduğu süreçte bir yandan o Gönül Sultanının ferdi hastalıkları ilerlerken, diğer taraftan da bir sevindirici gelişme yaşanacaktır. Yani o dönemde halkın büyük teveccühüyle iktidara gelen Turgut Özal?ın ilk icraatı Türkiye?de büyük bir ekonomik değişim gerçekleştirmenin yansıra aynı zamanda sürgün edilen Gönül Sultanının şahsi hastalıklarıyla da yakından alakadar olup Ankara Gülhane Hastanesi'nde muayenesinin gerçekleşmesini sağlayacaktır.  Hatta bu sayede hastalığı heyet raporuyla tescillenip mecburi ikameti Ankara Çankaya Karyağdı Sokak?ta bir eve nakledilir. Tâ ki tarihler 6 Şubat 1986 yılını gösterdiğinde ancak o zaman mecburi ikamet ve gözetimi kaldırılır. Derken uzun bir aradan sonra milyonlarca seveninin hasretle beklediği o büyük buluşma Menzile peyderpey akın akın sofilerin gelmesiyle birlikte bu hasretlik son bulmuş olur. Aslında o hasret buluşması sünnetin icrası bir buluşmaydı. Düşünsenize, sevenleriyle buluştuğunda bile yaşadığı çilelerle ilgili ne her hangi ispat ihtiyacı bir söz, ne bir şikâyet, ne bir bıkkınlık hali, ne de herhangi makam sahibi hakkında en ufak kınayıcı ve incitici bir söz lisanından sadır olmamıştır.  Nasıl sadır olsun ki,  tüm yaşanılan çileler hicret sünnetinin icrasıydı zaten, anlatmasına gerekte yoktu. 

  Peki ya sürgün hayatı sonrasında yaşadığı süreç nasıl işler derseniz, malumunuz Seyda (k.s.)?ın sofileriyle o büyük hasret buluşması sonrasında tarihler 1991 yılını gösterdiğinde bu kez Menzil'den bir süreliğine göz ameliyatı için ayrıldığına şahit oluruz. İlginçtir bu kısa süren ayrılık sürecinde Ankara Çankaya Hastanesi'nde katarakt ameliyatı yapan doktor ameliyat esnasında ne görüyorsa ?Hiçbir zaman o aydınlık yüzü gözümün önünden bir türlü gitmiyor? demekten kendini alamaz da. Ve ameliyat sonrası o anısını şöyle dile getirir de: ?Muayenehaneme bir gün daha önceden bir hastanın tanıdığı geldi. Bana Muhammed Raşid Efendi?nin kataraktının olduğunu ve kendisine birkaç doktor ismi söylendiğini ve doktorlar arasında da benim ismimin geçtiğini, ameliyatı yapmamız için uygun olduğunu söylediğini bana ilettiler. Ameliyatının hangi ilde yapılacağını bana söylediler ve ameliyat ücretini ödemek konusunda ordaki insanlar yarış içerisindeydiler. Bu benim için önce çok enteresan geldi. Daha sonra da kataraktını ameliyat ettikten sonra, kataraktla gözün içindeki merceğini alırız. O merceğe sahip olabilmek için bir sürü insan peşime düştü. Bütün yaptığımız ameliyatlarda gözümde oluyor, batma oluyor, şöyle oluyor, böyle görüyorum diye hastalar mutlaka ameliyattan sonra ve ameliyat sonu şikayetlerini bize bildirirlerdi.  Ama  Seyda Hz.lerinin en küçük bir şikayeti, en küçük bir yakınması olmadı. Birkaç hafta sonra da ikinci gözünün de ameliyat edinmesini istediler. Tekrar Ankara?ya gidip ameliyatlarını yaptım ve kendisiyle kısa birkaç sohbetimiz oldu. Hakikaten insanlara yol gösterici bir tavrı, gülümsemesi, yüzündeki o hoşgörü, o aydınlık yüzü hiç bir zaman gözümün  önünden gitmemektedir.?

   Göz ameliyatı sonra tekrar dönüş Menzil?edir elbet. Dönüşü aynı zamanda sofilerin muhabbetten kulluk makamına ulaşmak için yarıştıkları yıllar bakımdan da ilginçlik arz eder. Bu yüzden bu yıllara Fetih yılları dersek yeridir. Şöyle ki;  dönüşüyle birlikte Hayber'in fethiyle Yahudi kalesinin düşmesinin akabinde yaşanan hadiseyle benzer bir sünnet icrası yaşanacaktır. Bir başka ifadeyle Hayber?in fethinde nasıl ki bir sinsi el ziyafet sofrasında Allah Resulüne zehirli et sunmuşsa, Menzil'de de bir bayram günü ziyaret esnasında bir başka gizli elde kalabalıktan istifade Seyda (k.s)?ın eline şırıngayla zehir enjekte edecektir. Daha da ilginç olanı bu suikastın tıpkı Allah Resulünün vefatından 2 yıl öncesindeki zehir hadisesine denk düşmüş olmasıdır. Nitekim Seyda (k.s) 2 yıl sonra, yani Allah Resulünün vefat ettiği yaşta (63 yaşında) vefat edecektir. Belli ki Yüce Allah (c.c) bu sünnetin icrasını dileyip, böyle takdir etmiş. Dolayısıyla sofilerin vefat öncesi döneme fetih yılları gözüyle bakması gayet tabiidir. Kaldı ki o yıllarda Allah Resulünün ziyafet sofrasında zehirli eti sunan sinsi eli bağışlamasına benzer tavrı Seyda Hz.lerinin de bağışladığı gözlerden kaçmaz da. İşte bu kadar da uyumluluk dedirtecek böyle bir hadisenin yaşanması onun bariz bir şekilde sünneti seniyye üzere hemhal olmanın bir göstergesidir.  

             Her neyse, şimdi gelelim Seyda Hz.lerinin bu zehri nasıl atlatacağı hususuna. Ve bu husus merak konusu olur da. Malumunuz bir televizyon kanalında Seyda Hz.lerinin vefatının ardından hakkında anma programını izlerken bu işin uzmanlarından Dr. Ali Okur?da katılımcılar arasındaydı. Tabii bu ara da bizim payımızı da bu programda söylenenleri teybe kayd etmek suretiyle bu merak konusu meseleyi derleyip kâğıda aktarıp makale haline getirmek düştü. Böylece Seyda Hz.lerinin suikast sonrası yaşadığı o tedavi sürecinde karanlıkta kalan pek çok Tıbbi konular kafamda bir bir aydınlanmış oldu. Madem merak konusu bir husus gelin bunu da işin uzmanından dinleyelim. Bakın Dr. Ali Okur ne diyor, bir izleyip görelim:

           SEYDA HZ.LERİ?NİN HANGİ HASTALIĞI OLURSA OLSUN, MUTLAKA MUAYENE OLURLARDI

Kendilerini ziyaret ettiğimizde üniversitede öğrenci idik. Tıp Fakültesinde de gücümüzün yettiği kadarıyla, beş vakit namaza devam ediyordum. Toplum içerisinde ibadet yapan biri olarak gösteriliyor ve bir insan olarak ortadaydım. Yaşım kırk altı ve o yıllarda aşağı yukarı cuma namazı kılana ?hoca? derlerdi. Cuma namazına gittiğim için bana da ?hoca? diyorlardı. Fakat kendi yaptığım ibadete bakıyordum, bir de diğer büyüklerin namazlarından misallere baktığımda durumum iç açıcı görünmüyordu. Hz. Ali (k.v.)?in ayağına veya vücuduna saplanan okun çıkarılabilmesi için: ?Namaza durayım da oku o zaman çıkarın? demesi vardı. Bütün bunlara baktığım zaman benim namazımla onların namazı birbirine benzemiyordu. Böyle bir çarpıklık hissettim. Ya onlarınki çok efsanevi veya benimki gerçek değildi. Büyük fark vardı arada.

Bunun sebeplerini araştırdım, kitaplara baktım. Zaten namazın farz, vacip, sünnet ve usul ve kaideleri besbelli... Yani ilim olarak okunacaklar ortada. Bunlara ne kadar da riayet etsen de bu namaz yine olmuyor. Bir türlü huzuru yakalayamıyordum. Cenab-ı Allah?ın huzurunda olma duygusu gönlümü doldurmuyordu. Ve bu arayış içerisindeyken, mübarek zatın ziyaretine gittik. Orada herkes kendi elinde olmadan büyük bir huzur içindeydi. Gönlü sanki birisi tarafından dolduruluvermiş ama bunun nasıl olduğunu da kimse bilmediği gibi farkında bile değil. Sadece bir ziyaret esnasında herşey olup bitiveriyordu. Mübarek zatın huzuruna varıyorsun, şu tarafa geçtiğinde herşey değişmiş oluyordu. Yani iç aleminde aradığını bulmuş olmanın sevinciyle huzura çıkmış oluyordu. Dolduran nasıl dolduruyor, dolan nasıl doluyor, ben  bilmiyorum, halen de bunu çözebilmiş değilim  ama herkesten görebildiğim herkesin yüzü ışımaya başladığıdır. Hatta bazen oluyordu ki, insanların yüzüne bakamıyordunuz. Böyle nurani bir çehre meydana geliyordu insanların yüzlerine ve namaza insanda büyük bir şevk meydana geliyor, ibadetin gerçek değerini insan idrak ediyor, aynı zamanda insan kendi ilmi eksikliğini tamamlamayı bilmek için de gayrete düşüyordu. Etrafımızda gördüğümüz aşağı yukarı hep bu idi. Ben o zamana kadar bir ilmihal kitabına sahip değildim. Seyda Hz.lerini gördükten sonra beş tane ilmihal kitabı koydum kütüphaneme. Evvela dini eksik yönlerimi tamamlama iştiyakı ile bir yumuşama, sevgi ve merhamet meydana geliyor. Bu sevgiyle bazan da görüyordum, yeni gelmiş bir kişi hiç durmadan sıraya giriyor.

Diyorlar; aman kardeşim çok kalabalık var, aman bir defa ziyaret edin. Fakat zaptetmek mümkün değildi. İnsanlar böyle bir sevgi, böyle bir hal ile dolaşıyorlardı. Dolayısıyla içimizdeki bu eksikliğin bir Allah dostunu tanımakla ortadan kalkabileceğini ziyaret etmekle anlamış olduk. Ve ondan sonra da hayatımız bu ziyaretlerin devamı ile devam etmiş oldu.

Kendileri malum şeker hastasıydı. Yaklaşık 30 yıllık bir şeker hastalığı vardı. Şeker hastalığı tahrip edicidir. Ve bunun vücudu üzerinde eserleri ortaya çıkıyordu. Mesela katarakt ameliyatı olmuşlardı. Ayaklarında sıkıntıları vardı, sürekli romatizma şikayetleri olarak değerlendiriliyordu. Ama gerçekte şeker hastalığının komplikasyonlarıydı, damar komplikasyonları vs. Böbreklerinde zaman zaman iltihaplanmalar oluyordu. Şiddetli rahatsızlıklar geçiriyordu ve bu arada tedavi görüyordu  ama buna rağmen bir yaz gününde yine geç saatlere kadar camiide kaldıklarını çok iyi olarak hatırlıyorum. Zaten on yedi saati irşadla geçiriyor, geriye kalan yedi saatte uyunur mu, kitap mı okunur, yoksa evlad-ı iyalle mi ilgilenilir ve vakit geçirilir, buna siz karar verin. Şunu da söylemek gerekir, bu noktada gece namazına da kalkacaklar. Çünkü sünnet-i Resulullah var. Şafii mezhebinden olması dolayısıyla ilk vakitte sabah namazını kılacaklar ve güneş doğana kadar da tekrar uyumayacaklar. Buyurun zamanı bulun burada. Bu kadar yoğunluğa rağmen, bazen camiide ayak basacak kadar yer olmadığı da oluyordu. Kalabalık o kadar fazla ve bunların hepsine de güleryüzle muamele ediyorlar. Hiç kimseye ?üf yeter artık, sokmayın yanıma yeter? dediğini görmedim. Zaman zaman etrafındakiler durun yeter artık dedikleri halde ?bırakın kalsın? diyerek yanlarına çağırıyordu. Büyük şefkat hali herkese sirayet ediyordu. Her gelenle ilgileniyorlar, kendilerinin bu hali diğer insanlara da örnek oluyordu. Diyelim ki  on bin kişi geldi, on bin kişi dönerken hilafsız derdinin çözüldüğünü ihlaslı olarak söylerler.

İkinci bir husus da orada hizmet yapılıyor, yediriyorlar, içiriyorlar, yatırıyorlar, kaldırıyorlar ve sadece Allah rızası için Peygamber ahlakının ne olduğunu anlamış oluyor herkes. Birisinin ayağına bassam ben özür dilemeden öbürü hemen: ?Allah senden razı olsun, bana hakkını helal et? diyordu .Yani daha bana fırsat vermeden o özür diliyor. Üç kelime var gelen ve gidenlerin arasında:

- Hakkını helal et.

- Bana dua et.

- Kusuruma bakma.

Büyük bir muhabbet haliyle herkesin lisanından dökülen bu. Ve bu hal perde perde gittikleri memleketlere de yayılıyor. Bu insanlar annelerinin, babalarının yanlarına gidiyorlar, eşinin dostunun yanına giderek böylece onların üzerindeki gönül hoşluğu herkese sirayeti gerçekleşmiş oluyordu. Diyelim ki ailesi ateisttir. Çocuk gelmiş müslüman olmuş ve annesinden babasından kopmuştur. O?na diyordu ki : ?Anne ve babanla irtibatını devam ettireceksin. Annene ve babana asi olmayacaksın.? Ana baba haklarından ona sohbet ediyorlardı. Hiçbir zaman ailesiyle kopardıklarını ben görmedim. 

Çok sosyete bir halde evlenmiş iki kişi düşünelim. Sonra kader erkeği bir şekilde Menzil deryasına getirtmiştir. Artık dört dörtlük insanca hayata adım atmak için yola çıkmış, dönüşte bu sefer hanımıyla ihtilaf başlıyor ve ayrılık düşüncelerine kadar yol açıyor. Seyda Hz.lerinin bu durumda olanların hepsine tavsiyeleri: ?Sabredin, sonu güzel olacaktır.? Hiçbir zaman biz bundan dolayı ayrılmalarına müsade ettiklerini duymadık. Nitekim hayatlarında çok mutlu olduklarını, beraber düzenli hayat yaşadıklarını, o hanımın da bu şekilde döndüğünü müşahade ettik.

Birgün kendilerini ziyaret ettiğimizde o zaman öğrenci olduğumuzu ifade etmiştim. O zaman bazı derslerimiz iyi gitmemişti. Kendilerine: ?Efendim derslerim pek iyi değildir? diye bir soru yönelttim. Verdikleri cevap müthiş: ?Muhabbetiniz mi kesiliyor? şeklinde oldu. Biz o güne kadar muhabbetin sevgi, aşk-meşk olduğunu zannediyorduk. Seyda Hz.leri az sözle çok şeyi ifade ederlerdi. Ve bu sözün peşine takıldığımız zaman öyle bir manzara çıktı ki: Eğer sen bir sevmiş olsaydın bizim gibi yapardın, bizim gibi yatardın, bizim gibi çalışırdın. Üç sayfa kitabı okumaktan acizsin de sen nasıl bizi sevdiğini iddia edersin. Madem ki bizi seviyorsun, bizden bazı eserler üzerinizde olmalıydı.

Bir konuşmalarının peşinden şöyle buyurdular. Yani vefatından önce yapmış oldukları veda niteliğindeki bir konuşmasıydı. Kendileri malum ayakları kırılmıştı, o zaman hastaydı ve ayakta zor duruyor, yardımla duruyorlardı. Veda niteliğinde konuştular. Son cümleleri şuydu: ?Sizi ayakta tuttum. Yoruldunuz. Hakkınızı helal ediniz.? İşte bunu gördükten sonra  bir Allah dostunun, merhamet ve şefkatı insanların kalbine bir sel gibi akıyordu. Bu merhamet ve şefkat o kalplerden bütün topluma yayılıyordu. Toplumun aramış olduğu gerçek sevgi, muhabbet ve kardeşlik  işte burada gizliydi.

Bunun arkasından fakülteyi bitirdim, ihtisas konusunu sordum kendilerine. Derhal ihtisas yapmamı emir buyurdular. Yani hiç ara vermeyin dediler. Hatta ben istedim ki biraz çalışayım, ailemin bir maddi varlığı yoktu. Biraz para biriktireyim, düğün yapayım, kendime göre bazı planlarım vardı. Buyurdular ki:

?- Siz acemisiniz bir süre hastahane çalışması (ihtisas) yapınız.?

Ve hiç beni bekletmediler ve onun üzerine ihtisasımızı tamamladık. Daha sonra hastalık konuları. Buna bağlı olarak kendilerinin hangi hastalığı olursa olsun mutlaka bir doktora muayene olurlardı. Bu konuda şu sözü söylerlerdi:

?-Hastalığı da Allah yaratmıştır, onun şifasını da Allah yaratmıştır. Kulun vazifesi onu aramaktır. Biz vazifemizi yaparız.?

Mesleğimiz dolayısıyla birçok hastayla muhatap oluyorduk. Oraya gelen insanlardan dertlerini anlatanlardan haberdar oluyorduk. O gelen insanlara ilk söylediği söz: ?Doktora gittiniz mi?? oluyordu. Onları doktora teşvik ediyorlardı. Belki akıllarında başka türlü düşünceleri vardı, ama onları doğrudan doğruya doktora  yönlendiriyordu.

Seyda Hz.lerinin ellerinde o suikast olayından sonra bir yara meydana gelmişti. Ve o verilen zehirli maddenin dokuyu tahrip eden bir olaydı, parmakları büzecek bir vaziyete gelmişti. Zehirin etkisiyle elde bağ dokusu meydana geliyor. Yani fonksiyonel doku değil de dolgu doku. Tabiri caizse çimento gibi dolgu meydana geliyor ve elin hareketlerini engelliyordu. Biz bu durum için dedik ki:

?Efendim, elinizin manyetik rezonans incelemesi uygun olur.?

Halbuki Türkiye?de o zaman bu inceleme için  alet sadece ?GATA? da var. Mübarekler iki  bir etmediler, Ankara?ya gittiler ve bu tedkiki yaptırdılar. Kendi hastalıkları hakkında bir doktor olarak söylediğim:

?Efendim, elinizi sürekli hareket ettiriniz, bu doku yapışıklık meydana getirebilir. Yapışıklık meydana gelirse açılması zor olur, hareket ettirirseniz bunun önüne geçeriz? diye bu şekilde hareketleri tavsiye ediyorduk.

İkinci gün gittiğimiz zaman ellerini sürekli hareket ettirirken gördüm. Ben unutmuşum 24 saat önce söylediğim sözü ama kendileri devam ediyorlardı.

Seyda Hz.lerinin Tıp konusundaki hassasiyetini Molla Yahya Hz.lerine  sordum, bize bu konuda İmam-ı Şafii?nin sözünü hatırlattı. İmam-ı Şafii diyor ki: ?Nereye gidersen vücudunla ilgili bakacak hastalıklara bir doktor bulunmalı, bir de dinle ilgili alim bulunmalı, ikisi olmayan yere gitme.?

Seyda?mız (k.s.)?ın tatbik etmesi o bakımdandır. Zaten amcası  Seyyid Molla Abdülcelil de  sürekli olarak: ?Nefsinizi tehlikeye atmayın? derdi ve Seyda?mız da bu bakımdan titiz davranıyor,  kendi hayatında uyguluyordu.

Seyda Hz.leri ahirete intikal etmekle yok olmadılar. Altı tane halife (mürşit) bırakmışlardır. Böylece altı yerde mektep açarak mekân değiştirmişlerdir. Madem öyle tasavvuf konusunda kardeşlerimizin her biri hiçbir art niyete bağlı kalmadan bu Allah dostlarından herhangi bir tanesinin ziyaretlerine gitmelerini tavsiye ediyorum. Zira biz onları ziyaret yapmakla ilmin gerçek manasını idrak etmiş oluyoruz. Dahası dünyada gerçek değerlerin ne olduğunu, hakiki manada nelere değer vermek gerektiğini anlamış oluruz. Bakınız, Almanya?dan bir bağlısı, kendisi aynı zamanda bir Alman sofi yürüyerek Menzil?e geliyor. Mübareklerin verdikleri cevap şu idi: ?Sofi sen ne yaptın böyle? Şimdi  kendi milletinden bunu bir duysa, acaba senin hakkında ne düşünür, bunu hiç aklettin mi? Kaldı ki teknolojik nimet var, niye kullanmıyorsun ki? Hem hangi devirde yaşıyoruz? Senin hakkında ne düşünecekler? İslam hakkında ne düşünecekler? Böyle yapmakla  iyi yaptığını mı zannediyorsun? diye uyarıyor.

Yine bir bağlısı hacca gidecekleri zaman soruyorlar:

?Efendim, hangi yolla gideyim, karayolla mı hava yoluyla mı??

Buyuruyorlar ki:

?Hava yoluyla gidiniz. Oradaki ibadetlerinizi güzel yapınız.?

Velhasıl, talebe kardeşlerime en son olarak şunu ifade edebilirim. Ahirete intikal etmekle Seyda Hz.leri kaybolmamıştır. Bilakis güçlü bir enerji olarak ışık vermeye devam etmektedirler. Bu ışıktan yararlanmadan kaçmasınlar.?

             İşte görüyorsunuz Dr. Ali Okur?un Tıbbi tespitlerinden de anlaşıldığı üzere darbe zihniyeti yaptıklarıyla kala kalıp bu dünyadan yapa yalnız göç ederlerken, halkın gönlünde taht kurmuş Başbakan Turgut Özal ve Gönül Sultanı Seyda Hz.leri de zehir suikastına maruz kalmak suretiyle, yani Yüce Peygambere mutabaat etmekle şahadete ermişlerdir.

               Ruhları şad olsun.

                Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2527/zehirli-siringa-suikasti

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM