Bizi öldürerek hayatlarını kazananlara en ölümcül hayatlar armağan edilecektir

Bulunduğumuz coğrafyada sorunlar ne kadar ağır olursa olsun bölge ülkelerinin konuşarak halledemeyecekleri mesele yoktur. Asıl sorun bölgenin, barış, huzur ve sükûnetini, aleyhlerine bir durum gören alçak yapıların bozgunculuğudur.  

Bütün coğrafyayı ateş ve kan denizine atma pahasına İsrail’e kayıtsız koşulsuz destek veren ABD’nin gayri insanî siyaseti, sorunun başıdır. Bu siyasete Arabistan, BAE, Mısır, Ürdün ve alttan alta İran’ı da ortak ettikleri için, sorun, içinden çıkılması zor bir hal alıyor. Bu açık ve gizli politikaların daha doğrusu saldırıların ilk amacı, İslâm ve ümmet birliğini parçalamak, husumeti kökleştirmek, öfkeyi, intikam duygularına dönüştürüp kışkırtmak ve farklı aidiyetleri birbiriyle konuşamaz hale getirmektir. Mescid-i Haram’ın ve kutlu Resulün yaşadığı toprakların hâdimi olması gerekler, akla ziyan anlaşılmaz bir tutumla küfrün egemenliğine destek vermekteler. En basit, en kaba haliyle ‘parçala, böl, yut’ politikası uygulanmaktadır. Esad ve onun gibi geri zekâlılar, bu şeytanî amaç için kullanılmaya elverişli tipler olarak görevlerini yapıyorlar. Kendi halklarını yok oluşa götürecek ölçüde düşmanla yaptığı işbirliği ile şimdilik koltuğunu korumaktadır.

Sanılmasın ki, ABD, Esad’sız bir Suriye istiyor veya Esad’ın gitmesini istiyor. Daha dün ABD'nin BM Temsilcisi Nikki Haley, Beşar Esad'ın geleceğiyle ilgili bir soruyu cevaplarken ''Şimdilik iktidarda kalacak. ABD kesinlikle hiçbir şekilde onu istifaya zorlamıyor'' dedi. CBS News'un 'Face the Nation' programına çıkan ABD'nin BM Temsilcisi Nikki Haley’nin ''Esad'ın iktidarda olduğu bir Suriye hayal etmek zor. Bence şimdilik iktidarda kalacak. ABD kesinlikle hiçbir şekilde onu istifaya zorlamaya çalışmıyor. Ama onun kalacağını da düşünmüyoruz'' şeklindeki açıklaması, hiçbir surette insanî, barışçıl amaç içermiyor. Kaosun, ölümlerin, yıkımların sürebildiği kadar sürmesini istiyorlar. Bu şeytan kadının ciddiyetsiz, ahlaksız beyanları temsil ettiği zihniyetin iğrenç çelişkilerini açığa çıkarıyor. Hani siz özellikle kimyasal saldırılarından dolayı Esad’a karşıydınız?

Bir iki havaalanına haberli ve göstermelik atılan ABD bombaları, esasen Esad’ın daha büyük katliamlar yapmasına zemin hazırlamak içindi. Hâlâ yarayı daha fazla nasıl kanatacaklarının, gidişatı nasıl daha fazla kötüleştireceklerinin hesabı içindeler. ABD’nin de İsrail’in de Suriye’nin barış ve bütünlüğü yönünde en ufak bir çabası da girişimi de olmadı. Türkiye’nin barış ve insanî hassasiyetleri önceleyen politikalarından son derece rahatsız oldular. Dünya âleme karşı rezil olmamak için dil ucuyla İdlib için yapılan saldırmasızlık mutabakatını destekliyormuş gözükseler de alttan alta bu mutabakatı sabote etmenin planlarını yapıyorlar. Yaptılar da.

Türkiye’nin başarılı, yoğun gayretleri sonucunda İdlib’de belli bir huzur ortamı sağlanmıştır. Buradaki insanların iyi kötü hayatta olmalarını bile kabullenemeyen güçler saldırmak, katliam yapmak için olmadık işler yaptılar. Bir ara gündeme getirilen kimyasal silah söylentisi tam bir katliam kumpasıydı. Önce İdlib’e kimyasal ve konvansiyonel saldırı yapılacak, ardından oradaki militanları bombalamak için İdlib’in yaşlı genç, çocuk, kadın bütün halkı bombalanacaktı. Bunlar o kadar vahşi, vicdansız ki, kim kimi hedef alırsa alsın savaşını İdlib halkını öldürmekle sürdürecekti. Ya da başka güçlere katliam ortamı hazırlanacaktı. ABD  Genel Kurmayı Eylül’ün başlarında askeri seçenek için ‘Hazır Olun’ diye talimat bile vermişti. Aynı günlerde İngiltere Dışişleri Komisyonu Başkanı Tom Tugendhat 'harekete geçmeliyiz' dedi. Kime karşı, nasıl harekete geçeceklerdi? Türkiye’nin barışı tesis etmeye dönük çabaları onları rahatsız etti. Trump’ın BM Genel Kurulundaki konuşması bölgenin trajedisini ağırlaştırmak için bahaneler içermiyor değildi. Bu beyanatlar İdlib halkını öldürme yarışı için sıraya girmekten başkası değildir.

Siyasi arenada davul çalarak gürültü koparanlara aldanmadan dikkatli bakıldığında perde gerisindeki ittifaklar da açığa çıkmıyor değil. Esad’ı başka kimler destekliyor? Rusya ve İran. Yani dıştan bakıldığında birbiriyle kavgalı gözüken bu yapılar, derin amaçlara hizmet etmede birleşiyorlar. O nedenle bunların sözüne, özellikle kayıt altına alınmamış sözlerine güvenerek hamle yapmanın riskleri büyük ve tehlikelidir. Türkiye bu konuda çok tecrübeli olduğu için son derece uyanık davranıyor. Onları da ayrı ayrı kurgular içinde seçeneksiz bırakan bir siyaset tarzı ile köşeye sıkıştırıyor. Sonuçta bu ülkelerin özellikle yönetici akıllarını kontrol eden, yönlendiren bir üst odak varsa da bir de şartların dayatması, açıkça tehlikeye giren çıkarlar vardır. Türkiye bu bağlantıların, kayıp ve kazançların dengesini gözeterek esaslı hamleler yapıyor. Bu hamleleri ancak tarihi tecrübeleri olan güçlü devlet geleneğine sahip siyaset tarzı yapabilirdi zaten.

Soçi mutabakatı ile makul sayılacak bir zemine geldiğimiz Rusya’nın uçağının İsrail tarafından düşürülmesi, Rusya’nın zaten bildiği oyunda yeni bir pozisyon almasına sebep oldu. Ardından resmi bir törende Ahvaz’da İran’a yapılan saldırı, esasen bu gelişmelerden bağımsız değildir. ABD- İsrail eksenli şer ittifakı, bu kadar aptal pervasızlık yapma cüreti içinde olabiliyor. Ama onların akıl dışı davrandıkları her durumda biz diplomasi gücümüzün ve hamlemizin askeri operasyonlarla kuvvet bulacağı alanları daha da genişletiyoruz. Bütün bu olanlar Türkiye’nin işaret ettiği karanlık ittifakların, siyasi birliklerin ne kadar tehlikeli ve ahlâksız olduğunu ortaya koymuştur. Şimdi Türkiye bu şer ittifakının bölgede korkunç düzeyde silahlandırıp eğittiği Münbiç merkezli PKK ve PYD tehlikesine bir kez daha dikkat çekti. Biraz zor oldu, zaman aldı ama sonunda Rusya Türkiye’yi daha haklı bulmaya başladı. 

Rusya ve İran’ın tez ve önerilerimize büyük ölçüde ikna olması Türkiye açısından çok önemli. İkna olmasalar da sorun değil. En nihayetinde doğrudan milli varlığımızı, sınırlarımızı tehdit eden terörle ve onları destekleyenlerle savaşıyoruz. Ne ki, bir hamle yapıyorsak onun askeri, siyasi, kültürel, ekonomik sonuçlarını niçin en üst düzeyde ve faydalarıyla almayalım ki? Bir kazanım başka kazanımlarla niçin zenginleşmesin? Sonra Türkiye’nin yanını ve arkasını emniyete alması son derece önemlidir, akıllıcadır. Müdahaleyi kolaylaştıracak ittifaklar kurulmuş sayılır. Yakında Münbiç’e askeri operasyon an meselesidir.

Münbiç’te ve Suriye’nin genelinde her zaman Terörle iş tutmuş ABD, bize sürekli yalan söylemiştir. Bu sözüne asla güven olmayan, yalancı, siyaseti kirli, işgalci devlet, son olarak da düşmanlığını ekonomik olarak yaptığı manipülasyonlarla sürdürmüştür. Gelinen son noktada bana öyle geliyor ki, ABD’ye son uyarılar, teklifler yapılmaktadır. Belki şu an BM Genel Kurul toplantısı için ABD’de bulunan Cumhurbaşkanımız, muhtemel bir görüşmede Trump’a son uyarıları yapacaktır. (Bu yazı yazılırken ayaküstü bir görüşme olduğu haberi geldi. Ben ayaküstü de olsa Erdoğan’ın Trump’a iletilmesi gerekenleri çok net olarak ilettiğini düşünüyorum. Kaldı ki, Erdoğan’ın Genel Kurul konuşması zaten yeteri kadar açık bir uyarı içeriyordu.) Ardından bir gece ansızın Münbiç’e gelebiliriz. Kahraman, yiğit evlatlarımız orada sadece  ABD’li efendilerine satılmış kâfir PKK militanlarının kafalarını parçalamayacak, ayrıca çoğu ABD’li ajanlık ve güvenlik teşkilatı mensubu alçakları da oraya geldiğine bin pişman edecektir, etmelidir. Bizi öldürerek hayatlarını kazananlara en ölümcül hayatlar armağan edelim yine. Onları ait olmadıkları topraklardan geldikleri yerlere tabutlarla gönderelim. Geldiğimiz noktada iklim ve konjonktür de bu operasyona son derece uygun hale gelmiştir.    

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2526/bizi-oldurerek-hayatlarini-kazananlara-en-olumcul-hayatlar-armagan-edilecektir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar