Türkü dünyamızın güzelleri

Bir milletin ruh dünyasına girmek istiyorsanız türkülerini dinleyin. Türkülerin söz ve ezgisi o milletin hayat şifreleridir. Millet fertlerinin yaşadığı acılar, aşklar, kahramanlıklar, özlemler nesnel bir gerçek olup karşınızda bağdaş kurarlar. Yaşanılan yoğun duygular ilk önce söze, arkasından müziğe dökülür. İşte bu bakımdan türküler bağrından doğduğu milletin geçmişi ve belleğidir.

Türk Halk Müziğinde Müslüman olmayan halkların kızlarına Türklerin özel bir ilgisinin olduğunu yine türkülerden öğreniyoruz. Erzurum’un dadaşı sarışın Ermeni kızına bakın neler söylemiş:


“Erzurum çarşı pazar, içinde bir kız gezer
Elinde divit kalem, katlime ferman yazar 
Leylim aman aman sarı gelin”

Erzurum’un dadaşı Ermeni kıza sevdalanır da Erzincanlı boş durur mu?.. Ama onun sevdası ak gerdanı benli bir Gürcü kızınadır.
“Bu sabahtan bir kız geldi yanıma
Ben vurgunum ak gerdanda halına
Sallan da gel Gürcü kızı yanıma
Oynama ceylan gel bana hayran”

Şimdi Kırşehir’e doğru yol alalım. Araplarda, Greklerde başka anlamı olsa da Osmanlı döneminde “Acem” Farsları nitelemek için kullanılmıştır. “Kırşehir nere, Fars illeri nere?” diye kendime sormadan edemedim ama türkü madenimizdeki arkelojik kazıda karşımıza bu türkü çıktı:


“Çırpınıp da Şan ovaya çıkınca
Eğlen Şan ovada gal Acem gızı.
Uğrun uğrun gaş altından bakınca
Can telef ediyor, gül Acem gızı.

Canının telef olması neyse de Kırşehir kızlarının hele şu dörtlüğü nasıl karşıladığını cidden merak ediyorum; sevgiliye övgü dizilir de bu kadar mı güzel dizilir?.. Anlaşılan o ki Kırşehir’in kara yağız delikanlısının aklını başından almıştır, beyaz tenli, siyah saçlı, üzüm gözlü Acem kızı.
“Seni seven oğlan neylesin malı
Yumdukça gözünden döker mercanı 
Burnu fındık ağzı, gayfe fincanı 
Şeker mi şerbet mi bal Acem kızı.“

Türkülerden anlıyoruz ki Anadolu coğrafyasında Türk gençlerinin gözdesi Ermeni, Gürcü ve Acem kızlarıdır. O kızlar ne yaptı da pulat yiğitlerin aklını başından aldı?.. Buraya daha sonra geleceğiz. Arap kızlarına yakılmış türküleri ise yok denecek kadar azdır. Var olanlar da ise Arap kızları aşık olunacak canan değil sadece bir eğlence aracı olarak görülmüştür.
“Atalım mı Arap kızı atalım mı vay 
Senin için on beş sene yatalım mı vay 
Rakıyı da şaraba katalım mı vay”

Şimdi asırlar öncesindeki gezimize Balkan coğrafyasında devam edelim. Tuna boylarında akıncı bir yiğidin başına neler geldiğini bu türküden öğreniyoruz. Türküde geçen “gurbet elde” ifadesi ile akıncı yiğidimizin Anadolu coğrafyasından sefere çıkmış bir asker olma ihtimali çok yüksek.
“Bir Romen kızı gördüm Tuna boyunda 
Elinde bir deste gül var ve de koynunda
Söyle söyle Romen kızı annen var mıdır? 
Ne annem var ne de babam ben bir öksüzüm 
Sen bir öksüz, ben bir garip alayım seni 
Alayım da gurbet elde sarayım seni”

Ve gelelim doksanlı yıllara
Sovyetlerin dağılması ile sosyalist sistem yıkıldı, yerine yenisinin ikamesi zaman alacak bir konuydu. Mesleği mimar, mühendis, doktor, öğretim üyesi olan mavi gözlü, sarışın, selvi boylu Rus kızları ekmek parası için yollara düştüler. Soçiden, Batum’dan kırlangıç sürüleri gibi önce Rize’ye, sonra Trabzon'a geldiler. Rusya'daki sosyal depremin artçı sarsıntılarını böylece Karadeniz sahillerine taşıdılar. Sanatçılar çağının aynasıdır; Rahmetli Erkan Ocaklı bu depreme duyarsız kalamazdı:
“Rusya'dan kızlar geldi, doldi sahiller doldi 
Bekarlara neyisa, evlilere ne oldi?
Oy Nataşa Nataşa, godun bizi ataşa 
Çıkardı bizi yoldan, Moskovalı Nataşa “

Türkü dünyamızın güzelleri en içinde sanırım en beceriklisi, en gönül çeleni Rus kızları oldu çünkü ülkemizde iki yüz binden fazla Rus gelin olduğu evlilik istatistiklerinde yer almaktadır. Peki Anadolu delikanlılarını Ermeni, Gürcü, Acem, Romen ve Rus kızlarına sevdalandıran sosyo psikolojik nedenler neydi?..

Güney Azerbaycanlı kültür araştırmacısı Güntay Gençalp işte bu soruya kafa yormuş. Diyor ki Gençalp:

“Ben Türk-Fars edebiyatını çok derinden okumuş biriyim. Farsça ve Türkçe olarak binlerce beyit şiir ezber bilirim. Müslüman ülkeleri edebiyatında Müslüman kadın diye bir imge yok. Hepsi Müslüman olmayan kadınlar mesela “Aslı ve Kerem” gibi... Bizim Türkçe destanlarda bile, Aslı Ermenidir. "Şeyh Senan" eserinde "Humar" Gürcü’dür. "Husrev ve Şirin" yapıtında Şirin Ermenidir. En etkileyici lirik şiirler Hristiyan kızlar için yazılmıştır.
Eski Sovyetler ülkesinin Müslüman cumhuriyetlerinde okumuş ve sosyal statü kazanmış erkeklerin çoğu Ermeni, Rus, Ukrain, Gürcü kızlarla evlenmeyi yeğlemişler. Neden böyledir acaba? 
Bunun sebebi üzerine çok düşündüm. 
Bu soruya ilk cevabı 12. yy Müslüman filozofu İbn-i Rüşt verdi:

“Müslüman kadın hayal kuramaz. Çünkü o, ev hapsinde yaşayan yaratıktır, nasıl hayal kursun. Hayal kurmak için özgürce doğa güzelliklerini görmek lazım. Çünkü Müslüman kadın diye adlanan bu miskin varlık serbestçe tabiatı bile bir kere zevk alarak seyredememiş, çıkıp dolaşarak kendi kendisine şarkı söylememiştir. Beyin jimnastiği olan düşünceden ve düşünmeden yoksun bırakılmıştır. Hayal kuramayan kadın çabuk yaşlanmaya başlar, yüzü kırışır, şişmanlar, estetiğini, güzelliği ve zerafeti kaybolup gider. İçinde taşıdığı uğursuz feci hayatın baskıları umutsuzlukları yüzüne, bedenine, ruhuna ve davranışlarına yansır. Cazibesini kaybeder, hayat ve sanat duyguları söner. Müslüman kadın ekonomik, töre baskıları altında güvensizlik cehennemini kendi içinde taşımakta ve psikolojik dengesi sarsılmaktadır.”

Biz, türkü dünyamızın güzellerine yakılanlardan örnekler sunduk. Güntay Gençalp konuyu halk efsaneleri boyutuna taşıyarak efsanelerdeki güzellerin Ermeni oluşunun altını çizdi. Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhçı, matematikçi ve tıpçı İbn-i Rüşt yukarıdaki tespitlerini ise sekiz yüz elli sene önce yapmış. Tespitlerin yapıldığı coğrafyanın bugünkü İspanya oluşu da çok önemli.

Farkındayım; bıçak sırtı bir konu. Ama üzerinde durup düşünmekten de kaçamayız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2513/turku-dunyamizin-guzelleri.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar