Petrolümüz yok ama sebze-meyvemiz var

“Edebiyatçı bir kültür adamı olarak petrol, sebze-meyve ne iş hocam?” diyenleriniz olacaktır. Olsun!... Bence hiç mahzuru yok. Böyle düşünmenizin mala davara zararı yok nasıl olsa… (Dikkatinizi çekerim, bu laf hakaret değildir. Bunu hakaret zanneden edebiyatçı da gördü bu gözler.)

Madem böyle düşünmenizin mala davara zararı yok, bir de bu konuya niye dalıyoruz; onu söyleyelim…

Efendim, ben Gediz ovası ve o bereketli yamaçların çocuğuyum. Dünyayı tanımaya başladığımda evimizin iki gelir kaynağı vardı: üzüm ve armut. Armutları İstanbul haline gönderirdik; orada satılırdı. Üzümleri ise Turgutlu’da tüccara verirdik. Onlar da İzmir tüccarına satarlarmış; İzmir’den de yurt dışına ihraç edilirmiş.

Çocukluk çağımız ve ilk gençlik yıllarımız, üzüm piyasasının düşük veya yüksek fiyatla açılması hikâyeleriyle doludur.  13 numara kuru üzüm; yani en kaliteli kuru üzüm 3 liradan falan giderdi. 12 numara ve 11 numara üzüm daha ucuza satılırdı. Bizim üzüm genellikle iki buçuk liraya falan satılırdı ve buna da şükredilirdi ama hep “Dışa satılsaydı, daha fiyatlı olurdu.” denirdi.

“Dışa satılmak”, “ihraç etmek” demekti. Yani, üzümlerimiz yurt dışına satılsaydı, çiftçinin eline daha iyi para geçerdi. İç piyasadan pek para kazanılmaz çünkü.

Sonraki zamanlarda, pek çok meyve ve sebzenin ihraç edilebileceğini öğrendik; ihraç ürünleri de yetiştirmeye başlandı…

Ammaaaa!...

İktidarlar ihracat yapmak için tedbirler almazsa, üretilen sebze ve meyveler öldüm fiyatına satılır veya tarladan toplanmadan çürümeye terk edilir oldu.

Ağaçta bırakılmış erikleri, mandalinaları, portakalları görünce insanın içi cız ediyor. Millî servet olan o meyveler-sebzeler göz göre göre çürüyüp gidince insanın içi nasıl cız etmesin!...

Şimdi bir sürü rakamlar verip aklınızı karıştırmayayım. Yetiştirdiğimiz ürünler ve ihraç payımız internette var. Merak edenler oradan bakar… İhracatının büyük kısmı sebze-meyve olan ülkelerin yanında, Türkiye’nin payının çok düşük olması, içler acısı.

İklim ve toprak imkânı sebze-meyveye çok uygun olan bu ülkede, petrol yok ama sebze-meyve bol miktarda var. Veya yetiştirilmesi için imkân var. Eh… İnsan da var. Avrupa’nın en genç nüfusu bizde… Çalışalım, üretelim ve ihraç edelim… Petrol satamıyoruz; sebze-meyve ihraç edelim… Bu mümkün!...

Bu yaz, erik mevsiminde fiyatlar düşük giderken, Turgutlu hâline Iraklı bir alıcı gelmiş ve bu tüccar yok pahaya satılan erikleri normal fiyata almış ve üreticinin yüzü gülmüş.

1971-1972 idi… Babam üzümü 225 kuruştan sattı… Ekim ayı sonunda Çin ile üzüm ticareti anlaşması yapılınca, üzüm piyasada 6 liradan satılmıştı da üreticiler bayram etmişti; rahmetli babacığım da erken sattığına pişman olmuştu.

Ey yöneticilerimiz!...

Sebze-meyvemizi ihraç edemezsek tarlada çürümeye terk ediliyor veya derelere dökülüyor. Toplama ücretini kurtarmayan sebze-meyveyi üretici niye toplasın?

Çok çeşitli sebze-meyvenin yetiştirildiği bu topraklarda ihracat yaygınlaşmaz, sistematize edilip gelenekselleşemezse bütçe açığı hep verilecektir.

Bu topraklarda kaliteli ve yüksek rekoltede ürün imkânı her zaman vardır. Mesele sadece yetiştirmek değil, ihraç etmektir.  Sistemli ve net bir şekilde belirlenmiş tarım politikası ile petrole karşı sebze-meyvemizle dikileceğimize inanıyorum. Hep beraber “Petrolümüz yok ama sebze-meyvemiz var!...” dediğimiz anda ekonomik düzlüğe çıkacağız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2507/petrolumuz-yok-ama-sebze-meyvemiz-var.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar