İLK YAZI

Bir işe başlamak, başladığımız işin sorumluluğunu üstlenmeyi gerektirir. İşin sorumluluğunu bir kenara bırakarak işe başlamak, işin ciddiyetine aldırış etmemek ve yaptığımız işe saygı duymamak anlamına gelir. Söz konusu olan yazma işi olunca, bu sorumluluk, ciddiyet ve saygı daha da artar. Çünkü yazı, yazanı bağlar. Bundan dolayı yazar, yazdıklarına bağlanandır. 

Yazar, içinde yaşadığı toplum, tarih değiştiği müddetçe, öğrendikleri ve zihinsel olgunluğu geliştikçe düşünceleri, yazdıkları da değişecektir. Çünkü yazar, kendi tarihsel konumu, çevresi tarafından koşullandırılır. Ortega’nın dediği gibi “her birimiz şüphesiz bir ortamın tutsağıyız.”

Aydın, bu tutsaklığı ufku, iradesi, bilgisi, düşüncesi ve basireti nispetinde aşmaya çalışandır. Çünkü onun görevi, içinde bulunduğu koşullara dışarıdan ve mesafe alarak bakmak suretiyle ortama yol açmaktır.

Yeri geldiğinde Sokrates misali bir at sineği gibi rahatsız etmek, yeri geldiğinde eleştirmek, inandıkları ilkeler çerçevesinde fikrini samimiyetle ifade etmektir. Anlamaya çalışmak ve anladıkları nispetinde de söz söylemektir. Söz söylemek yazmak ya da konuşmaktır. 

İster yazmak isterse konuşmak biçiminde olsun, söz söylemek muhatabı gerektirir. Muhatap, dinler ya da okur. Ama dinlemek ve okumak, pasif bir eylem değildir. Konuşan ve yazana eşlik etmek, ona tavır almak, onun konuşma ve yazma biçiminde etkili olmaktır.

Bir bakıma yazmak ve okumak ile konuşmak ve dinlemek bir ve aynı eylem biçimleridir. Bu, yazmak ve okumanın, konuşmak ve dinlemenin birliği denilen bir durumdur. Bunlar, birbirlerine izafeten ve bir birlerine bağlı olarak gerçekleşirler. Biri yoksa diğeri de yok gibidir.

İlk yazılarımda, üst satırlarda ifade etmeye çalıştığım yazmak, okumak, konuşmak gibi kavramlar üzerine düşündüklerimi yazmayı deneyeceğim. Zira bu sütunlarda yazmak, okurla konuşmayı gerçekleştirmeye benzer. Böylece de, karşılıklı olarak birbirimize göre olan durumumuzu ortaya koyarız.

Okumak ve Yazmak Konusuna Başlangıç

Bizim yazan değil konuşan, okuyan değil dinleyen bir kültürümüz var: Sözlü sohbet kültürü. Ancak bu kültür de artık ortadan kalktı. Okuma ve sohbet bize çok uzak görünüyorlar. Okumanın yerini diziler, sohbetin yerini de dedi-kodu almış durumda.

Yazılanlar ne derece okunur, üzerine ne derece konuşmalar yapılır? Bunları kestirmek elbette çok zor. Bütün bunlara rağmen yine de iyimser olmak ve okuma, yazma, düşünme konularında sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız.

Yazmak, kalemin düşünceye eşlik etmesidir. Düşünmek, düşündüğümüz konuda önümüze bir yol açma çabasıdır. Bu çabayı, muhataplarımızla güçlü kılmayı sağlayacak şey de, okumaktır.

Hakiki bir okuma, okuduğumuz metni yorumlamak demektir. Çünkü metni anlamak, saf ve halis bir yorumlama yapmaktır. Yorumlama da, metinde gizli olan anlamı bulup ortaya çıkarmak anlamına gelir. Metnin tek bir anlamı olmadığı için her okur metinden kendi yorumlamasına göre de anlam çıkarır.

Çünkü yorumlama, öznel bir zihin fiilidir; bir bakıma düşünme işidir. Dolayısıyla okumak, metni kendimize göre yeniden yazmak demektir; metne eklemeler yapmak, metin ile birlikte gidilen yolu takip ederek yoldaki pürüzlerin giderilmesine katkıda bulunmak demektir.

Okumak, en az yazmak kadar zahmetli bir iştir. Cümlenin başı ile sonu arasındaki bağlantıyı es geçen okur, beyni ve düşüncesiyle değil, gözüyle okuyandır. Oysa beyin ile okumak gerekir. Çünkü her beyni olan okumaz ve düşünmez.

Heidegger’in dediği gibi, “Yalnızca bir beynimiz olduğu için düşünüyor değiliz, düşündüğümüz için de bir beynimiz var.” Belki de cümlenin ikinci kısmı, “düşündüğümüz için de bir beynimiz var” kısmı daha doğru. Okumak, işte tam da bu sebeple, okuduğumuz üzerine düşünmekle gerçekleştirilebilir bir şeydir. Anlamak için, üzerine düşünmek zorunludur.

Anlamadan okumak harfleri, kelimeleri, cümleleri, paragrafları, bir birleriyle aralarında ilişkiler kurmadan göz ile takip etmek ya da onların sesli taklitlerini yapmaktan öte bir anlam ifade etmez.

Sıkça değişen gündemin insanı bunaltan olaylarına boğulmadan ve durumumu günlükleştirmeden yazmayı sürdürmek en büyük umudumdur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/247/ilk-yazi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

BARIŞ AYGENER
09.06.2016 15:41
Söz, gücünü nere(ler)den alır? Sanırım bu noktayı insanlık kaçırdı... Başarılar dilerim, hayırlı olsun Saygıdeğer Hocam.
Ahmet aksoy
10.06.2016 01:11
Yol gösterici bilge bir yazi
Ahmet aksoy
10.06.2016 01:12
Yol gösterici bilge bir yazi
Eser ordem
10.06.2016 09:01
Heidegger in ikinci cumlesi gercekten ozetleyici olmus.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar