Okusan da dert, okumasan da

Dünyanın, merkezini kitapların oluşturduğu bir ekseninin etrafında döndüğünü söylersem abartmış olur muyum? Hayatımızı, medeniyetimizi dönüp dönüştüren kitap değil midir? Şüphesiz her kitap okunmak için yazılır.  

Anlatıldığına göre Avrupalı meşhur düşünür ve filozof Bernard Russel, meşhur matematikçi filozof Alfred North Whitehead ile birlikte yazımı on yıl süren Matematiğin Prensipleri (Principia Mathematica) adlı kitabı bitirdikten sonra yıllarca emek verdikleri bu kitabı, neredeyse okuyan çıkmamıştı. Bu okunmayan talihsiz eser, birkaç yıl boyunca ancak 12 adet satılabilmiştir. Şaka yollu da olsa Russel’ın yazdığı bölümleri Whitehead, Whitehead’in yazdığı bölümleri Russel’in bile okumadığı da söylenir.

Günümüzde de maalesef isminiz bazı çevreler veya medya tarafından cilalanmazsa, kimse sizi okumaz; bazı kesimlerce cilalanan isimlerin mide gurultusu bile alkışlarla karşılanmaktadır.

Okumak için servetlerini feda edenlerin hangi hazzı yakalamak istediklerini anlamak gerekir. Meşhur İslam tarihçisi ve müfessir Cerir et-Taberî, okumak için gittiği Mısır’da parasız kalınca elbiselerini ve gömleklerinin kollarını satmak zorunda kalmıştı. Okuma aşkı sosyalist Saint-Simon’a bütün elbiselerini sattırmamış mıydı?

Harf inkılabı ile her ne kadar koca bir medeniyet hasıraltı edilmeye çalışılmış, insanlar bir günde cehalete mahkûm edilmişlerse de, yeni harfleri öğretmek üzere başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan ve öbür bakanlar Ankara’yı terk ederek şehir şehir gezerek okuma-yazma kurslarında öğretmenlik yapmaya çabalamışlardır. Bununla birlikte, Falih Rıfkı Atay’ın anlattığına göre, yeni harflerin kabulünde Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olan Necati Bey bu harfleri ölünceye kadar öğrenememişti. Bir dönem Seraskerlik yapan ve daha sonra sadrazam olduğu halde, hiçbir zaman okuyup yazma öğrenmeyen Hüsref Paşa da öyleydi.

Bazen de okumaya imkânı olanlar bu nimetin farkına varamazlar. Oğlunun okuması için çiftliğindeki bütün inekleri satan bir köylü vatandaş, buna rağmen oğlunun bir şey öğrenmediğini görünce: “Ne talihsiz adammışım” diye söylenmiş ve şöyle hayıflanmıştı: “Bir öküz uğruna ne inekler feda ettim.”

Her okuyan da, okuduklarından nasibini almış mıdır ki? Sadi Şirazî: “Ne kadar okursan oku, bilgine yakışır biçimde davranmıyorsan sen cahilsin” der. Demek ki okuma, insanlara bazı ahlâkî ve ilkeli davranışları kazandırmalıdır, aksi takdirde tek başına okuma bazı zamanlar cehaleti gidermeye yetmiyor. Oğuz Gökmen’in, Fahri Korutürk ile ilgili bir hatırası, kimi zaman okumanın cehaleti katmerleştirdiğinin örneğini verir bizlere. Ondan dinleyelim: “Resmi bir temas için İran’dayız. Ziyaret ettiğimiz yerler meyanında Hafız’ın kabrine de gittik. Hafız-ı Şirazî’nin huzuruna vardığımızda Cumhurbaşkanımıza “Efendim müsaade buyurursanız bir Fatiha okuyabilir miyim?” diye sordum. Tedirgin oldu. “Canım nereden icap etti şimdi bu? Biz laikiz. Ne münasebet vardı böyle bir teklifin?” dedi. Bunun üzerine ben de Yahya Kemal’in

Hafız’ın kabri olan bahçede gül varmış,

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.

Diye başlayan meşhur ‘Rindeler’in Ölümü’ şiirini yüksek sesle okuyup bitirdim. Şiir bitince Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ne dese beğenirsiniz? “Fatiha’yı ne kadar güzel okuyorsunuz?”

O gün Türk heyetindekiler donup kalmışlardı.” Hatırayı dinlerken bizler de donmakla gülmek arasında gidip geldik.

Okurken düşünmenin, tefekkür etmenin ve fikir üretmenin çilesini çekmeyenler, harf ve kelimelerin etrafında boş yere cevelan edip dururlar. Önemli olan ise, manalara nüfuz edebilmektir.

Çoğu zaman da hep başkalarının hayat hikâyelerini okuyoruz. Sıkılan, işkence gören, hastalanan, çarmıha gerilen ve ölen hep onlardır. Ölüm daima uzağımızdadır. Bir gün kendi hikâyemizi okuyabilecek miyiz? Aslında biz varken, hikâyemiz de vardı ve hep okunmayı bekledi. Bizden sonra okunsa da, ders alınsa da, bize fayda vermeyecek. Her akşam kendi masalımızı okuyup uykuya dalsak, ne güzel olur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2450/okusan-da-dert-okumasan-da.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar