Bakan Sn. M. Ersoy’un “İstanbul Eylem Planı” ancak “eylemci kişilerle” başarılı olur!

Günün sözü: "Cahillik üç türlüdür; hiç bir şey bilmemek, gerekeni bilmemek ve bir sürü gereksiz şey bilmek."  (Thomas Fuller)

Basında yer alan bilgilere göre (07.08.2018/Hürriyet) Kültür ve Turizm Bakanlığı; İstanbul'un sorunlarına çözüm önerileri getirmek amacıyla, “İstanbul Eylem Planı” hazırlamış. Bizler de bu konudaki düşüncelerimizi yetkililerle/sizlerle paylaşmak istiyoruz.

İbn Sina çok anlamlı bir söz söylemiş; “İlim ve sanat, iltifat görmediği yeri terk eder.” “Kültür” kavramını, sadece; müze, tiyatro veya opera/kültür/sanat merkezi yapmakla, popüler isimlere program vermekle sınırlı zannedersek, bu mekanlar boş kalırken, AVM’lerin ve neden dolup taştığını anlayamayız.

1- “Eski Tarihi İstanbul” yeniden tanımlanarak, sınırları yeniden belirlenecek. İstanbullu ile İstanbul arasında bir yabancılaşmayla kaybolmaya yüz tutmuş şehrin tarihi değerleri, kültür ve inanç zenginliği yeniden yaşatılacak. Avrupa’daki örneklere bakılarak  bir "Eski İstanbul" (Old City Istanbul) bölgesi belirlenecek; küresel dünyadaki gelişmelerin etkisiyle uluslararası alanda ekonominin, sanatın, sporun ve turizmin merkezi olan modern bölgeler ise “Yeni İstanbul” adıyla anılacak.

AY: “Eski-Yeni İstanbul” konusu yine gündeme alınmış gözüküyor. Günümüzde  “sur” içinde kalan “eski İstanbul”, “yeditepe” üzerine kurulmuştur ki, bunu çoğu İstanbul’da yaşayan çok insan bilmemektedir. Tepeler;

  1. Topkapı Sarayı tepesi, 2. Çemberlitaş tepesi, 3. Beyazıt tepesi, 4. Fatih tepesi
    5. Yavuzselim tepesi, 6. Edirnekapı tepesi, 7. Kocamustafapaşa tepesi

Bir ara bu bölgenin trafiğe kapatılması, ücretli olması v.b. çözümlerde konuşulmuştu. Ama siyasi gideri düşünüldüğünden; gerçek çözümler devreye giremedi.

Bugün, çok göç alan ve her geçen gün “İstanbullulaşmaktan uzaklaşan insanlarla” bu nasıl gerçekleşecek? 17 yıl önce İBB  “İstanbullulaşmak” adıyla bir proje başlatmıştı, ama sonu gelmedi. Ütopya gibi gözüküyor. http://www.internethaber.com/2016da-istanbullu-olmak-elbette-mumkun-1557373y.htm

Siyaset yüzünden hemşeri dernekleri çoğalmış, insanlar yaşadıkları yerel şekillerle İstanbul’da yaşar olmuşlardır. İstanbul bugün; “argonun, magandaların, kuralsızların, aylakların, işsizlerin, yerlere tükürenlerin, dilencilerin (Suriyeliler dahil) vb. hakim olduğu arabesk bir durumu” yaşıyor. Önemli olan, uygulanabilir kararların alınması ve hayata geçirilmesidir. İkiye bölmekten, ziyade İstanbul’da yaşayanlara; İstanbul’un herhangi bir yerleşim yeri olmadığı, tarihi ve kültürel özellikleriyle ülkemizin tanıtım gücü olduğu, 3 medeniyetin içinde yaşadığı v.b. öğretilmelidir. İstanbul’da oturup; konsere/tiyatroya/etkinliğe gitmeyen, deniz kenarına inmeyenlerin oranı %85 tir. Parklar’da; “sadece hafta sonları ızgara yapmak, top oynamak, çimlere/çiçeklere zarar vermek,sonra çöplerini bırakarak ayrılmak” için kullanılmaktadır. Bir şehrin yolları, insanlar kaçak geçiş yapmasın diye; tellerle, dubalarla, duvarlarla örülüyorsa, o şehir insanlarında eksikler var demektir. Bu eksikler tamamlanmadan, şehri ikiye bölseniz bile sorun çözülemeyecektir.

2/ İstanbul'un metropoliten planının hazırlanmasıyla yeni şehir planlamaları sosyal ve kültürel odaklı olarak 'İstanbulluluk' kimliği etrafındaki bütünleşmeyi özendirecek. Eski İstanbul'un siluetini bozacak gökdelenler, çok katlı yapılara geçit verilmeyecek.

AY: Bu konuda çok geç kalınmıştır. İstanbul'un metropoliten planının 16 yıldır hazırlanması büyük bir hatadır. Plan olmadan yapılanlarla yaşadığımız olumsuzluklar ortaya çıkmıştır.Sanki gizli bir el!; bütün illerimizi çok katlı binalarla, betonlarla doldurmuş, o güzel bahçeler rant kurbanı yapılmıştır.Yanlış yapılanma ile şehirlerin rüzgarı kesilmiş, havaları etkilenmiştir. Mecidiyeköy’de oturduğum Akıncıbayırı Sk.’ta eskiden, rüzgardan nerdeyse oturulamazken, Torun rezidansları ile bu rüzgar gitmiş, yerini sıcaktan bunalan bir sokak almıştır. Alanya-Mahmutlarda, birdenbire yükselen çok katlı rezidanslarla dağdan gelen esintinin önü kesilmiş, ön siteler sıcaktan bunalmaya başlamıştır. Bu; bulunan yerin özelliğine, topoğrafyasına, esintisine, etkisine vb. bakılmadan yapılan mimari hatalardır ki, Belediyeler’de göz yummuşlardır. Trabzon-Uzungöl’ün betonla çevrilmesi ile neler kaybedildiği ortadadır. Kaybeden ülkemiz olmuştur. “ Halk şunu söylüyor; “Artık İstanbul’un silüetini bozacak gökdelenleri/çok katlı yapıları dikecek yer kalmamıştır ki, bu konu gündeme alınmıştır.” Son Rize,Ordu sel felaketleri bir çok yanlışı ortaya koymuştur, tabii ki ders alınırsa..Afet deyip geçilmezse!...

Not: Şehirci ve mimar Cengiz BEKTAŞ’ın şu tespitlerine bakar mısınız; “Bu sokaklar kimin? Yayaları hiç sevmeyen; çocuklara yaşlılara düşman bu sokaklar kimin? Ağaçsız, çiçeksiz, böceksiz, kuru, taş-toprak, bizden olmayan çirkin yüzler takınmış bu sokakları soruyorum”.(https://twitter.com/selcukozdag/status/1026870303551574018?s=03)

3/ Deprem tehlikesi kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hazırladığı İstanbul'un metropoliten planının hazırlanmasıyla kültürel değerlerin korunması yönünde katkı sağlayacak.

AY: Cümle yanlış olmuş, “hazırladığı…hazırlanmasıyla” birbirini götürmüş ve plan ortada kalmış. Eğer, Bakanlık ya da İBB;  “İstanbul'un metropoliten planını”  bugüne kadar hazırlamışsa tebrik ederiz!..Elbette, bir depremde kültürel değerlerin korunması tarih karşısındaki sorumluluğumuzdur. İstanbul’un %49’u -hala- orman. Ve;İstanbul’un en önemli sorunu, kent merkezindeki, “yeşil alanın yetersizliği.” Son yıllarda yapılan; Marmaray, Avrasya tüneli, metro, tramvay, otobüs, metrobüs, deniz otobüsleri v.b. gibi toplu ulaşım sistemleriyle İstanbul rahatlatılmaya çalışıyor, ama göç çok fazla. Atatürk Havalimanı'nın yerine yapılacak (11.700 dönümlük) Millet Parkı’na 3 milyon ağaç dikilecek. Millet parkları depremde toplanma yeri olarak ta kullanılacak. İnşaatlar çok katlı olarak hızla yükseldi, topografik yapı ve rüzgar akımları dikkate alınmadı, şimdi yatay mimariye geçiyoruz deniyor. Zaten, merkezlerde yer kalmadı. Fikirtepe v.b. kentsel dönüşümle çok  daha kötü oldu.

4/ İstanbul Koruma Kanunu çıkartılacak. Kanun çerçevesinde özgün İstanbul politikası oluşturularak İstanbul'un tarihi mirasları, kültürel arşivi ve binlerce yıllık hafızası korunarak sonraki nesillere aktarılacak.

AY: İstanbul’u çok seven, oy deposu olarak gören, İBB’yi kaptırmamak için uğraş veren Sn. Erdoğan’ın, 16 yılda  “İstanbul Koruma Kanunu” çıkartmamış olması şaşırtıcıdır. Oysa bu konu aralıklı olarak gündeme getirilmişti. Bitirilmemiş olması, İstanbul’un neden bu kadar korunmadığının bir göstergesi olsa gerek.

5/ İstanbul'daki ilk ve orta öğretim müfredatında "İstanbul" dersi yer alacak. İstanbul bilgi, görgü, zevk ve adap eğitiminin öğretilmesi hedeflenecek.

AY: Zannediyorum son Kültür Şurası’nda da kararlara geçmişti. http://www.internethaber.com/kultur-calistayi-sonucu-istanbullu-olmak-nasil-bir-sey-1876671y.htm

Zevk, adap eğitimini verecek olan öğretmenlerinde bilinçli olması gerekir. Ayrıca, sadece kitaptaki bilgilerle değil; görerek/gezerek/dokunarak İstanbul öğretilebilir. Bununda yolları bulunmalıdır. Birde ülkenin her tarafında İstanbul’u öğretirken, kültür/sanatta önde olan ülkemizin, her ilinde o il/iller hakkındaki dersinde bu ders içinde yer alması iyi olacaktır. Yani İstanbul’daki öğrenciye %70 İstanbul %30 diğer illerimiz, Mardin’deki öğrenciye %70 Mardin ve diğer iller, %30 İstanbul verilmelidir.

6/ “İstanbul Kültür ve Sanat Konseyi” kurulacak. Resmi bir hüviyete sahip olacak bu konseyin kadroları, İstanbul'a ilgi ve yakınlığı olan akademisyen ve sanatçılardan seçilecek.

AY: İsimler doğru isimlerde seçilirse elbette yararlı olacaktır. Ancak, burada popüler isimlerden kaçınılmalı; her yerde/her mekanda/her şurada/her çalıştayda/her sempozyumda çağrılan isimlerden oluşturulmamalıdır. Bu alanda; yeni, çalışmalara zaman ayıracak, dinamik, genç, destek verecek isimler seçilmelidir. İsmi olmuş, ama sadece toplantılara gelip, çalışmalara “olur” verenlerden İstanbul’a yarar gelmez. Bu maddeyi okuyunca, hemen aklıma bazı popüler  isimler geldi… Bakalım Bakan Bey, hangisine  karar verecek?!.. İspatlanmıştır ki; “başarısız olunan dönemde çalışmış ama başarılı olamamış eski kişilerle, yeni başarılar elde edilemez.”

7/ İstanbul'da Doğu Roma ve Osmanlı medeniyetlerini yansıtacak birer müze kurulacak.

AY: Müze ve kitaplık konusu 100 günlük yapılacaklarda çokça yer almış, korkarım erozyona uğramaz. http://www.internethaber.com/baskanin-egitim-projeleriyeni-donemin-atesleyici-gucu-olabilecek-mi1-1894154y.htm

Amplio Yönetim Kurulu Başkanı Sn.Alaeddin Babaoğlu Eylül 2016’da bir açıklama yapmıştı;  “İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu'ndan önce Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentiydi. 1000 yıldan fazla Doğu Roma burada hüküm sürmüştür. Avrupalıların kültürü uzun bir dönem İstanbul'dan yönetilmiş. Böyle bir kültürel mirasa sahipken bir Doğu Roma İmparatorluğu müzemizin olmaması büyük eksiklik. Acilen böyle bir müzenin yapılması gerekir. Paris'teki Louvre Müzesi veya British Museum'a eşdeğer olarak yapılacak bu müze, İstanbul'a gelen turist sayısını arttırırken, maddi-manevi tatmin de getirecektir. Böyle bir müzenin açılması için yeterli sanat eserimiz zaten mevcut. Müzenin finansmanı için ise elimizi taşımızın altına koymaya hazırız. 180 binin üzerinde yatak kapasitesine sahibiyiz. Bize sadece düzgün yer gösterilsin yeter. Müzenin adı için de önerim ROMAN EMPIRE...”

Ankara’da, Anadolu’nun arkeolojik eserlerini sergileyen ve dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan “Anadolu Medeniyetleri Müzesi” var. “Osmanlı Medeniyetleri Müzesi” de düşünülebilir. İyi planlanmalıdır. Önemli olan burada çalışacak/geliştirecek olan müzeci kişilerdir.

Biz iki müzenin de doğru projeler olduğunu söylüyor ve destekliyoruz ama sınırları çizilmek şartıyla!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2429/bakan-sn-m-ersoyun-istanbul-eylem-plani-ancak-eylemci-kisilerle-basarili-olur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar