En mükemmel üniversitemiz en dirayetli Valimiz

Ben, üniversite tahsilime 1955 yılında başladım.

O tarihte, Türkiye’mizde, sadece iki üniversitemiz vardı: İstanbul ve Ankara Üniversitelerimiz! Şimdi 195 civarında üniversitemiz var.

Bana göre, bu üniversitelerimiz içinde, şimdi, en mükemmel olan, Malatya İsmet İnönü Üniversitemizdir.

 1955 yılında, Türkiye’mizde 63 ilimiz 63 valimiz vardı.

Şimdi Türkiye’miz, 83 şehri, 83 valisi olan bir ülke. Bu 83 valimiz arasında (en dirayetli valilerimizin başında) Malatya Valimiz Ali Kaban bulunuyor!

En mükemmel üniversitemiz: Malatya İsmet İnönü Üniversitesi?

Ve neden 83 ilimiz arasında en dirayetli valimiz: Ali Kaban?

Bu sorunun cevabını vermeden, Enver Behan Şapolyo tarihinde okuduğum çok önemli bir konuyu özetlemek istiyorum:

 İttihat ve Terakki Partisi’nin üç önemli isminden biri olan Talat Paşa, 1917 yılının Mart ayında Başbakan oldu. İlk kabine toplantısında, Bakan arkadaşlarına dedi ki: “Bundan böyle, Türkiye’yi biz idare edeceğiz. Fakat Anadolu, bizim için kapalı bir kutu durumundadır. Bu kapalı kutuyu açmadan, yani Anadolu’yu manevi yapısıyla tanımadan, idarede başarılı olmamız mümkün değildir. O bakımdan Anadolu’yu manevi yapısıyla inceleyerek, bize doğru bilgiler getirecek arkadaşlarımızı, derhal yola çıkarmalıyız.”

Talat Paşa, Anadolu’yu manevi yapısıyla inceleyerek kişileri yola çıkardı. Fakat o kişiler, yeterli miktarda araştırma, inceleme yapamadan birinci Dünya Savaşı bitti. Bizi, bu savaşa sokanlar, yani Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa ve diğerleri, Türkiye’yi terk ettiler. Başka ülkelere kaçtılar. Dolayısıyla Anadolu’muzu manevi yapısıyla tanımak mümkün olmadı.

İmparatorluk devrimizde de, idareciler ciddi bir arayış içine girerek, milletimizi manevi yapısıyla yeteri kadar tanıyamamışlardı.

Cumhuriyet devrimizde de bu konuda, maalesef ciddi adımlar atılmadı. Laiklik, dini düşünceleri, devlet hayatımızın dışına itmek gibi anlaşıldı.

İslam’ın Amentüsü yerine, 1928 yılında Türk’ün Amentüsü konulmak istendi. Kâbe yerine, Çankaya’ya kutsallık kazandırılmak istendi:

“Ne örümcek, ne yosun

Ne mucize, ne füsun

Kabe Arabın olsun!

Çankaya bize yeter!” denildi.

Edirne Milletvekili Şeref Aykut, 1936 yılında yazmış olduğu “Kamalizm” isimli kitabıyla, Kemalizm’i yani Atatürkçülüğü: “Bütün dinlerin üstünde yeni bir yaşamak dini” olarak gösterdi. Yani, eski manevi yapımızla yeni manevi dünyamız arasında çok ciddi çekişmeler başladı. 950 yılından 1923 yılına kadar süregelen manevi dünyamız, tam bir aydınlığa kavuşturulamadı. Şimdi bana şiddetle itiraz edenler olacaktır. Ama ben yaşadıklarımızı dikkate alarak söylüyorum: Türkiye’mizde, Sünnilerimiz yeteri derecede Sünniliği, Alevilerimiz de, yeteri kadar Aleviliği bilemediler. Bilmiyorlar.

Alevilerimiz, soy bakımından, tamamen Türkmen boylarından gelmektedir. Yani Türktürler. Din bakımından da Müslümandırlar. Yani Alevilik, İslamiyet’in içinde, farklı bir siyasi görüştür. Ama aziz devletimizin ve eğitim kurumlarımızın ilgisizlikleri-bilgisizlikleri yüzünden aynı soya ve aynı dini inanca sahip olmalarına rağmen, Alevilerle Sünniler arasında zaman zaman dehşet verici çekişmeler, çatışmalar, vuruşmalar olmaktadır. Çünkü her iki tarafa da, dehşetli bir cehalet hakimdir.

 Ben 82 yaşıma girdim. Dünden bugüne, (Kadıköy camilerimizden biri hariç) hiçbir camimizde vaizlerimizde bir tekinden Alevilik üzerine bir açıklama dinlemedim.

Alevilerimiz Sünnilerimizi, Sünnilerimiz de Alevilerimizi ipe sapa gelmez birtakım soysuzluklarla suçlamaktadırlar.

Niçin? Dehşet verici bir cehalet içinde bulundukları için.

Şimdi görüyorum ki, bin yıldan beri devam eden dehşetli bir cehalet. Malatya Valimiz değerli Ali Kaban’ın ve Malatya İsmet İnönü Üniversitemizin ortaklaşa gayretleriyle ortadan kaldırılmak isteniyor. Alevilik konusu, bundan böyle, Malatya Üniversitesi’nde artık ders okutulacaktır. Alevi gençlerimiz de, Sünni gençlerimiz de Alevilik konusu nasıl ortaya çıkmışsa nasıl gelişmişse hiçbir şey ilave edilmeden, hiçbir şey çıkarılmadan olduğu gibi anlatılacaktır. Ne güzel! Ne güzel! Ne güzel!

1993 yılının ilk haftasında, Sivas’ta Madımak Lokantası’nda 32 Alevi vatandaşımız diri diri yakılmışlardı. Ben o tarihte, Türkiye Gazetesi’nde kanaatimi olduğu gibi yazmıştım. Demiştim ki; binin bin misline milyon, milyonun da bin misline milyar diyoruz. Şimdi biz, bu Madımak faciasını: Cehalet, gaflet, ihanet, vahşet, dehşet kelimeleriyle ifade edemeyiz. Çünkü bu kelimeler, Madımak vahşetini ifadeden uzaktırlar. Bu kelimeler, Madımak vahşeti karşısında çok yumuşak kalmaktadırlar. O bakımdan biz, cehaletin, gafletin, ihanetin, vahşetin, dehşetin… bin misli daha kuvvetli kelimeler bulmalı, Madımak vahşetini o kelimelerle yazmalı, anlatmalıyız!     

Madımak vahşetinden 2-3 gün sonra, bu defa Maraş ilimizin Başbağlar Köyün’nde 35 Sünni vatandaşımız diri diri, hem de hayvanlarıyla birlikte yakıldılar. Bana göre Sivas’ın Madımak faciasıyla, Maraş’ın Başbağlar vahşeti arasında hiçbir fark yoktur. Ama görüyorsunuz, her sene Madımak vahşeti için yola düşenler, Başbağlar ihaneti için ağızlarını açıp tek kelime söylemiyorlar. Niçin? Misilsiz derecede gaflet ve cehalet içinde bulundukları için.

 Bazı Marksist Alevi yazarlar, Madımak Oteli’nin bir vahşet müzesi haline getirilmesi için çırpınıp durdular. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay idi. Ben de, ona hitaben beş ayrı yazı yazdım: “Madımak Oteli’nin müze haline getirilmesi, kel başa şimşir tarak almak demektir.” diyerek kanaatimi açıkladım. Dedim ki: Önemli olan cehaleti ortadan kaldırmaktır.  Alevilik konusundaki dehşetli cehaletimiz ortadan kaldırılmadığı sürece, dün Madımak’ı yakan zır cahil kafa, yarın Madımak Müzesi’ni de yakabilir. Kanaatimi Kültür Bakanımıza şifahen de söyledim. Bakan ikazlarımı maalesef dikkate almadı.

Sivas’ta yapılan bir hacı Bektaş Veli gecesine, konuşmacı olarak davet edildim. Orada kalabalıklar önünde söyledim: Şuarada-burada Hacı Bektaş Veli Geceleri düzenlemek çok kolay! Hacı Bektaş üzerine saz çalmak, türküler söylemek, semah dönmek çok kolay. Ama Hacı Bektaş Veli’nin 64 sayfalık bir kitabı var. İsmi: Makalat.

İşte o Makalat isimli kitabı okumak ve okutmak çok zor! Çok zor! Çok zor! Hacı Bektaş Veli, Makalat kitabında diyor ki:

1-İman hazinedir. Akıl o hazinenin sahibidir. Şeytan hırsızdır. Üçü bir aradadır. Hazinenin sahibi, yani akıl, hazinenin başından ayrılırsa ne olur. Şeytan, hazineyi yani imanı çalar. Hacı Bektaş Veli diyor ki:

2-İman süttür. Akıl sütün sahibidir.  Şeytan itti. Akıl, yani sütün sahibi, sütün başından ayrılırsa ne olur? İt, yani şeytan sütü içer. Hacı Bektaş Veli diyor ki:

3-İman koyundur. Akıl çobandır. Şeytan kurttur. Çoban yani akıl, koyunun başından ayrılırsa ne olur? Kurt yani şeytan koyunu parçalar.

Hacı Bektaş Veli, iman-akıl münasebetinde akla çok önem veriyor.

Akıl güçlü kuvvetli olmazsa, akıl imana sahip çıkmazsa, iman yok olur gider diyor. Peki, aklın güçlenmesi neye bağlı? Aklın çok okumasına, insandaki kelime hazinesinin kuvvetli olmasına bağlı. Akılları kuvvetli olmayanlar, yani okumayanlar, yani okumayanlar, bilmeyenler imanlarına sahip çıkamazlar.

Malatya İsmet İnönü Üniversitesi’ne ve Malatya Valisi muhterem Ali Kaban’a binlerce defa teşekkür ederim.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2421/en-mukemmel-universitemiz-en-dirayetli-valimiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar