MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka

Eklenme Tarihi: 09.08.2018 08:36:00 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 05:12:26

Yüreğimiz yanmakta. Nasıl yanmasın ki, o bizim gençliğimizde olsun,  olgunluk yaşımızda olsun bizim üzerimizde çok büyük tesiri olan ?adam gibi adam? diyebileceğimiz eğitimci ağabeyimizdi.

       Gençliğimizde Ramazan ayı geldiğinde minarelerden yankılanan ezan sesleri ve top ateşleri eşliğinde iftar açmakla bir bambaşka duygu seli yaşardık. O yılları yaşayanlar çok iyi bilir;  Bayburt kalesinin bedenlerinden iftar vakti atılan top sesleri hemen hemen tüm mahallelerde duyulacak derecede yankılanırdı. Ancak hangi yıl hatırlamıyorum, ama bir seferinde top atışı sırasında topun geri tepmesiyle Kaleardı mahallesi sakinlerimizden bir can kaybı ve yaralanma hadisesi yaşandığı içindir o top atma geleneğimiz son bulmuştu. Tabii buradan şuraya gelmek istiyorum. Malumunuz Bayburt kalesinin şehre bakan bedenlerinde atılan tophanenin hemen altında Bayburt?un o meşhur pamuksu beyaz taştan örülü tek minareli Mehmet Çelebi mahallesinin ismiyle müsemma Pilav Efendi isminde bir camimiz var ya,  işte o camii aynı zamanda Yılmaz Saka ağabeyimizin 1970 yılında imam hatip görevlisi olarak ifa ettiği bir camiimizdir.  O yıllarda iftarımızı yapıp,  teravih vakti geldiğinde büyüklerimiz bize derdi ki; Ramazan ayını daha iyi şenlendirmek için teravihleri sadece bulunduğunuz mahallede değil diğer mahallelerde kılarsanız çok sevabı var. Tabii büyükler böyle derde biz camii camii dolaşmaz mıydık? İyi ki de büyüklerimizi dinlemişiz, çünkü benim bulunduğum mahalle Şingâh mahallesiydi, dolayısıyla mahalle mahalle dolanıp teravihleri kıldığımız camilerden yolumuz Pilav Efendi Camisine düştüğünde bir anda etkili hitabetiyle vaaz verip göz dolduran bir yüzle karşılaştık.  Ve bu nurani yüz Yılmaz Saka ağabeyimizden başkası değildi elbet.  Daha ilk günden etkisi altına girdik bile.  Teravih namazını arkasında kıldıktan sonra arkadaşlarımızla eve dönerken yolda birbirimizle hasbihal ettiğimizde meğer etkisi altında kalan sadece ben değilmişim aynı duyguları mahalle arkadaşlarımda hissetmişler.

                Peki, gençlik dönemlerinde sadece camiler mi uğrak mekânlarımdı?  Bunun yanı sıra siyasi olarak da en sık uğradığım mekânlardan biri de hiç kuşkusuz Ülkü ocaklarıydı. İyi ki de o yıllar da Ülkü Ocaklarına sıkça gitmişim. Zira günlerden bir gün Yeni camiinin (Yakutiye Camii)  arka sokağında bir apartmanın en üst katında Ülkü Ocaklarına uğradığım da ülküdaşlarımızla hoş beş sohbetin ardından bize dediler ki Yılmaz Saka ağabeyimiz konuşma yapacak herkes alt kattaki MHP ilçe teşkilatına insin. Tabii cümbür cemaat ülkü ocağının hemen altındaki kata indiğimizde o?nun o güzel hitabetini bir kez daha tıpkı Ramazanda vaaz kürsüsünde hissettiğimiz o hazzı yeniden tatmak nasip oldu. Böylece ikinci kez Yılmaz Saka ağabeyimizin rahle-i tedrisatından geçmiş olduk.  Hakeza zaman zaman yolda rastladığımızda, zaman zaman MHP İlçe Teşkilatının üst katına çıkacağımız merdiven basamaklarında göz göze gelişlerimizde ve zaman zamanda ocağın salon kısmında ülküdaşlarımızla birlikte sohbet ettiğimiz anlarda aramıza katıldığında da kendisinden çok istifadelerimiz oldu.  Hiç kuşkusuz bu karşılaşmalarımız sıradan rutin karşılaşmalar değildi. Bilakis çok yıllar sonra şunu anladık ki bizim şahsiyet bulmamızda en büyük pay sahibi olduğunu fark ettik. Hatta fikri olarak bizim üzerimizde emek hakkı olduğu da inkâr edilemez derecededir dersek yeridir. Böylece o?nun sayesinde Ülkü ocağının sadece bir gençlik teşkilatı olmanın ötesinde ehlisünnet yolu bir ocak olduğunu idrak etmiş olduk. Zaten böylesi bir bilince varmasaydık belki de ortalıkta dolaşan bir sürü ehlisünnet dışı akımların tuzağına düşüp maazallah başka yollarda iz sürüyor olacaktık. Allah?a çok şükürler olsun ki o yıllarda Yılmaz Saka gibi bir eğitimci, H. Osman Okutmuş gibi gazeteci, Erol kılıç gibi yiğit öğretmenimiz, Cengiz Ocakçı gibi mühendisimiz, Kemalettin Çubukçu gibi fikir işçimiz, Naci Memiş ve Mustafa Erdemir gibi ocak başkanlarımız vardı da ehlisünnet yolu çizgisi üzere teşkilatlanmış ülkü yolunda karar kılıp bu günlere gelebildik. İşte bu yüzden doğup büyüdüğüm memlekette böylesi ağabeylerimizin sayesinde fikri temellerimizin iyi atıldığına inancım tamdır.  Artık Türkiye?nin neresine gitsek evvel Allah kurda kuşa yem olmayız da.

             Evet, memleketten çıktık çıkmasına ama bir daha istifade ettiklerimizle karşılaşmalarımız olacak mıydı acaba? Nitekim Erzurum?da üniversite tahsilimi bitirip mezun olduktan sonra soluğu İstanbul?da almıştım. Ki, artık ilk memuriyet hayatına İstanbul Sultanahmet Sağlık Eğitim Merkezinde başlayacaktım. Hani dağ dağa kavuşmazda insan insana kavuşur denilir ya hep, aynen öyle de bir gün İstanbul Cağaloğlu?ndan Mahmutpaşa yokuşuna doğru yürürken aşağıya doğru tüm heybetiyle adım adım ilerleyen Yılmaz Saka ağabeyimle karşılaştığımda söz yerini bulur da.  O an göz göze geldiğimizde selam verip yıllar sonra dostça kucaklaşma anımız sanki bir asra bedel bir buluşmaydı. Tabii bu buluşmamız ayak üstüde olsa benimle hal hatır etmesi benim açımdan onur verici bir hatıradır. Hiç unutmam o buluşmanın akabinde bana Ankara?ya uğradığında Keçiören?de mutlaka tekstil dükkânıma uğra demişti. Bende inşallah deyip öyle vedalaştık. İşte O?nun bu âlicenap tavrı bir hemşeri olmanın ötesinde ahde vefa nedir sorusunun en bariz göstergesi bir karakter örneğidir. Gerçektende gün ola harman o ayaküstü görüşmenin üzerinde dört yıl sonra Ankara?ya tayin olduğumda ha bugün ha yarın derken ziyaretimi çok geciktirmiştim. Öyle ya, sen misin söz verip de ziyareti geciktiren, günlerden bir gün oğlum Ahmet Alperenle baba oğul Ankara?nın Altındağ semtinde Muhsin Yazıcıoğlu?nun kabrini ziyaret etmenin ardından İbni Sina Hastanesinin önünden geçerken bir afiş gözümüze ilişir. O afişe dikkat kesildiğimizde Türk ocaklarının yıllık kongresinin yapıldığı yeri işaret ediyordu, derken baba oğul ok işaretini takip ederekten kongre salonunda buluruz kendimizi. Meğer Yılmaz Saka ağabeyimizde oradaymış, dolayısıyla onu da bulmuş olduk. Nitekim kongre salonunda Orhan Kavuncu gibi çok değerli üstatları dinledikten sonra kongre salonu çıkışında bahçede tüm şıklığıyla arkadaşlarıyla hasbıhal haldeyken göz göze geliverdik.  Yine her zaman ki gibi o sevgi dolu kollarını açıp bağrına basaraktan kucaklaşmamız beni kendimden alıp kendime getirmeye yetti arttı da.  O an, Ankara Adli Tıpta Biyolog olarak çalıştığımı kendisine beyan ettikten sonra, bana ?madem öyle artık komşuyuz, herhalde tekstil dükkânıma gelirsin?  dedi. Dikkat edin o kadar mütevazı bir dil kullanır ki, dikkat edin tekstil ticarethane yerine dükkân diyor. Gerçekten de çalıştığım Adli Tıp Kurumu ile Yılmaz ağabeyimin işyeri aynı semtteydi. Her neyse, bu kez oğluma yönelip onunla da birkaç kelam eyledi. İlginçtir oğlum üniversite sınavlarına hazırlandığını dua etmesini söyleyince ahde vefa bu ya oğluma da bir asra sığmayacak tavsiyelerde bulunmayı ihmal etmez. Derken hoş beş sohbetinin ardından her fırsatta tekstil dükkânına gidip ziyaretlerim oldu da. Her ziyaret edişimde sadece benim hatırımı değil çocuklarımın bile hal ve ahvalini sormadan edemezdi. İşte gerçek dostluk budur. Düşünsenize aile efradını bile düşünen bir dostluktur bu. Nitekim bu tavrı oğlumun da gözünden kaçmamış olsa gerek ki, Türk Ocaklarının yapıldığı kongre salonunun çıkışında bahçede gösterdiği o cana yakınlığı öyle etkilemişti ki, şu sözleri bana dile getirmekten kendini alamaz da:

      -Baba inanır mısın bugüne kadar senin bir zamanlar bana bahsettiğin ve geçmişte birlikte olduğun arkadaşlarınla da tanışmıştım ama bu sefer ki hasbıhal ettiğim o uzun adam amcam diğerlerinden çok farklı.  Hani özü sözü bir olanlar için   ?adam gibi adam? derler ya,  gerçekten de o  ?Uzun Adam Amcam? adam gibi adamın tâ kendisi bir adam.

        Evet, oğlum tespitinde yerden göğe haklıydı, geçmişte nice dostlarımız oldu, hatta o dostlardan bir kısmı makam mevki sahibi olduklarında ne arar oldular ne de kapımızı çalar oldular.  Hatta bir ara madem arayıp sormuyorlar bari biz soralım dediğimizde dost sandıklarımızı ziyaret için randevu talep ettiğimizde randevu bile vermeyip sırra kadem basanlar oldu.  İşte ahde vefanın sırrı burada gizlidir.  Oysa oğlum Ahmet Alperen?in ?adam gibi adam? dediği o uzun adam Yılmaz ağabeyim bundan istisnadır elbet.  Ahde vefa duruş üzerinde tüm berrak halde kendisinde ziyadesiyle mevcut zaten. Ki, Yılmaz Saka ismi sadece Bayburt?ta ün salmış bir isim değildi, Türkiye çapında da ülkücü hareketin içinde de çok önemli isme sahip bir şahsiyettir. Aynı zamanda 1977 yılında Alparslan Türkeş?in liderliğinde kurulan MHP?nin aralarında Muhsin Yazıcıoğlu,  Doğunun Başbuğu olarak bilinen Yılma Durak?ında bulunduğu otuz kişilik eğitim kadrosunda yer almış bir isimdir. Hangi ülküdaşımızın ortamında bulunduysam o?nun isminin hep anıldığına çok kez şahit oldum da. Kaldı ki o,  MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında Medrese-i Yusufiye çilesini çeken isimler arasında da.  Kelimenin tam anlamıyla o son derece donanımlı ve Kur?an?ı hıfz etmiş bir karakter abidesi olması hasebiyle hemen herkesin randevu almaya ihtiyaç hissetmeksizin çok rahatlıkla görüşebileceği bir kıymetti.  Gelene kapısı her daim açıktı,  öyle bir dost yüreği vardı ki her görüştüğümüzde tokalaşmayla karşılamazdı, kendine yakışan şekliyle kollarına sarıp bağrına basmakla karşılardı. Hele Günışığı tekstil dükkânında çokça yudumladığım çay sohbetlerinde bana anlattıklarını yazmaya bir kalkışsam satırların feri söneceği muhakkak. Madem öyle,  dükkânında söylediği o ruhumuzu terennüm eden özlü sözleri bir nasihatname olarak kulağımıza küpe edip hayatımızın ölçüsü olarak almak düşer bize. Şimdi gel de kulağına küpe etme, ne mümkün.  Yine bir ara yine dükkânında ikili görüşmelerimizde doğup büyüdüğüm Bayburt?un Maden köyünde teyzemden bahsettiğimde bir anda tutku bakışından köy hasretini sezmem gözümden kaçmaz da.  İster istemez söz kendisinin doğduğu Maden?den açılınca derin bir oh çektikten sonra, hele bir dur, bana ?biraz daha Maden?den bahsedersen kim bilir belki de akraba çıkacağız? der. Tabii benim canıma minnet dayanamayıp cevaben ?ah keşke öyle olsa da sizin gibi bir kıymetli ağabeyime akraba olsam, bu bizim için şeref kaynağı olur? dedim.  Evet, her ne kadar akraba olmasak da,  bizi akrabalarından ayırt etmeyip candan sevdiğine inancım tamdı. Zira o tutku gözlerinden akan o ışıltı bunun teyididir. Hatta bir ara yine oğlumu sorduğunda, amcası hani sizden üniversiteyi kazanması için dua istemişti ya, Allah?a şükürler olsun duanızla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesini kazandı dediğimde hele gözlerinde parlayan o ışıltı bir görseniz sanki dünyalar onun olmuştu, işte bu denli babacan ağabeyimizdi. Ve ardından bana  ?Delikanlıya söyle, derslerine çok çalışsın, çünkü onlar bizim geleceğimiz ve umut neslimizdir.?

           Sanki bu sözden ayrılık seziliyordu. Bir gün Ankara Kızılay Sakarya?da ki Bayburt Derneğine uğradığımda Remzi Bayramla karşılaştım.  Hoş beş sohbetin ardından söz dolaşıp Yılmaz Saka ağabeyimize geldiğinde kanser teşhisiyle Gazi Üniversitesi Tıpta yattığını bana söyledi. Bu sözü duyar duymaz sanki beynimden vurulmuşa döndüm,  hemen ertesi gün soluğu Gazi Tıpta aldım. Hasta yattığı odanın kapısına vardığımda oğlu Abdulkadir ve Enis?le göz göze geldik, ziyaret etmek istediğimi dile getirdim ama doktorların kesin talimatıyla ziyaretçi alınmıyor dediler. Bu kez şansımı deneyip hiç olmazsa uzaktan göreyim diye rica ettim,  mümkünü yok dediler. Daha fazla ısrarcı olamazdım elbet, yinede kendimi ziyaret etmiş kabul ettim. Aradan epey zaman geçtikten sonra dükkânına gittiğimde yan komşu dükkân sahipleri bana kapattı dediler. Anladım ki bir insan hasta olmaya düşsün, bu dünyada her şey fani, malda yalan mülkte yalan, baki olan hiç şüphesiz Allah?tır. Her ne kadar hasta yatağında görmek nasip olmasa da zaman zaman telefon görüşmeleriyle geçmiş olsun dileklerimi belirtmeyi ihmal etmedim, en son telefon görüşmemizde sesinin dermansızlığını hissettiğimde kendi kendime; Uzun adam, bu hale düşecek adam mıydı,  kim bilir biz onun yerinde olsak belki de telefonlara cevap vermekten aciz kalıp kapatırdık. İşte o bitkinliğe ve dermansızlığına rağmen Hakka yürürken bile ahde vefa nedir dersi verecek kadar adam gibi adam bir ağabeyimizdi.

               24.03.2016 tarihinde son yolculuğunda uğurlarken cenazede Asaf Murat Karapınar, Zeki Karapınar,  Adnan Bayram,  Hakan Kobal,  Nami Cumhurlu, Savaş Küçük, Harun Çarpatan, Ali Vahit Atıcı, Vedat Bilgin gibi daha birçok hemşerilerimizin yanı sıra arkadaşının arabasıyla birlikte mezarına gittiğimiz Lütfü Şehsuvaroğlu da vardı. Yol boyunca Lütfü Şehsuvaroğluyla andıkta. Ortaköy mezarında okunan Kuran tilavetleri eşliğinde toprağa verdiğimizde İbrahim Sarı, Yılma Durak,  Lokman Abbasoğlu, Yavuz Ağırağaoğlu, Mahir Damatlar, Muammer Cindilli, Remzi Çayır ve tüm sevenlerle birlikte yürekler buruk bir halde Fatihalarla uğurladıkta.

                 Evet,  Uzun adam?ın Hacı Bayram-ı Velinin makamında son kez arkasında cenaze namazı kılınmasının akabinde Bayburt?a giden yol hattı üzeri, yani Samsun yolu üzeri Orta köy mezarlığında toprağa verdiğimizde gerçekten bir abidevi şahsiyetin bıraktığı boşluğun sinemizde açtığı derin hüznü şimdi daha iyi anlıyoruz.   İnanın sözün bittiği an belirdiğinde, imamın el Fatiha demesiyle sanki kabrinde tüm sevenleri selamladığı hayali gönlümüzde etkisini hissettirirde.  O şimdi aramızda değil ama Hakka vasıl olanların yanında, bu yetmez mi?

               Velhasıl,  vefakâr can ağabeyimizin Kabri nur, ruhu şad olsun.

                Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2411/mhp-ve-ulku-yolu-egitimcisi-yilmaz-saka

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM