Doçentlik meselesi yılan hikayesine mi döndü?

YÖK’ün iyi niyetle başladığı “Doçentlik yükselme ve atama” meselesi, gittikçe karmaşıklaşmaya yüz tuttu. Her üniversite kendine göre bir standart belirlemeye başladığında,  eşitlik ilkesinin de zedelenmeye başladığı görüldü.

YABANCI DİL MESELESİ

2547 sayılı kanun ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan yönetmeliklere göre, Doçent olmak için, yabancı dilden 65 ve üstü bir not almış olmak, yayınlarının jüri tarafından yeterli ve sözlü sınavda başarılı olmak gerekirdi. 2018 yılı başında Sayın Cumhurbaşkanımız Yardımcı Doçentlerin sıkıntısından söz edince, YÖK, iyi niyetle hareket ederek Yardımcı Doçentlikle ilgili düzenlemeler yapmaya niyetlendi.  Yardımcı doçentlerde öze müteallik ciddi değişiklikler yapılmadı ama o arada Doçentlik için köklü değişiklikler yapıldı. Unvan almak için yapılan dil sınavında yabancı dil barajı 55’e çekildi ve sözlü sınav kaldırıldı.

Barajın 55’e çekilmesi kendi başında iyi olabilir ama atama için üniversitelerin “serbest piyasa” kurmaları yanlıştır. Farklı üniversiteler, farklı puan uygulaması yaparsa, eşitlik ilkesi zedelenmiş olur. Öyle ya şu üniversite 55 puanla Doçent alırken, bu ve öteki üniversiteler 70, 80 falan isterlerse, bu eşitsizlik yaratır. Unvan almaya yeten yabancı dil puanı, atamada da geçerli olmalı.

SÖZLÜ SINAV KARMAŞASI

Bilimsel eserlerden geçen aday sözlü sınava alınır ve burada da başarırsa, Doçent unvanını alırdı. Unvan almak için sözlü sınav kaldırıldı. İsteyen üniversite Doçentlik atamasında sözlü sınav yapabilecek ve bilimsel yayın değerlendirme jürisinde olduğu gibi sözlü sınavı yapacak jüriyi Üniversitelerarası Kurul belirleyecek.

Ben ilke olarak sözlü sınavın kaldırılmasını destekledim. Çünkü bazı jürilerde, jüri üyeleri sınav yapmıyor; aday ve jüri üyesi eğitmeye kalkıyordu. Ölçme-değerlendirme sisteminden zerrece nasibini almamış jüri üyelerinin kaprislerini ve malumat-furûşluklarını çekmek de cabası!... Kaprisli Profesörlerin kahrını çekmemek için sözlü sınavın kalkması iyi oldu…

Oldu da mesele halloldu mu?

Hayır!

Hallolmadı!...

Sözlü sınav yapma konusu atama safhasına ertelendi ve sözlü sınavın yapılıp yapılmaması, üniversitelere bırakıldı. Yani iş “üniversite keyfiliği”ne bırakıldı. Buna hiç gerek yoktu. YÖK kararlı davranıp “Sözlü yok arkadaş!...” demeli ve kaosa sebebiyet vermemelidir. Sözlü sınavın rektörlerin iki dudağı arasına bırakılması da doğru değil. Elbette kurumsallaşmış üniversitelerde bu karar senatoların kararına kalacaktır ama kurumsallaşmamış üniversitelerde, ne yazık ki “yasaltanat”ın (yasal saltanat) başında bulunan rektörün iki dudağına emanet edilecektir.

Şu durumda, sözlü sınavın kaldırılması esprisini tam mân3asıyla hayata geçirmek lazımdır. Bu yapılamayacaksa, sözlü sınav sistemine geri dönülmeli ama sözlü sınavın görüntülü kayda alınıp keyfilikten kurtarılması gerekir.

YÖK üyesi değerli arkadaşlarımızın konuyu bir daha gözden geçirip karmaşayı ortadan kaldırmasında fayda var.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2389/docentlik-meselesi-yilan-hikayesine-mi-dondu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar