“Liyakat” önem kazanırsa Türkiye uçarmış? Gerçekten mi?


Başlığı okuyunca, ne diyor Göktan hoca dediniz! Malum, çoğu yazımda, sürekli olarak; “liyakat, etiklik, ve adalet” olmaz ise hiçbir kurumda “gelişme sağlanamaz” diyorum. O nedenle başlığı tenakuzlu yazdım. Ve aşağıdaki söylemleri önemsedim.

Yazar Sn. Alev Alatlı, AA muhabirinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye'nin Rusya ve ABD ile ilişkileri, Türkiye'nin Suriye ve göçmen politikası ile yeni dünya sistemine ilişkin sorularını yanıtlamış.

Sn.Alatlı; iyi bir hatip değil, Türkçesi, diksiyonu da iyi değil. Dinleyenleri etkileyemiyor, ama, her büyük/önemli toplantıda mutlaka yer alıyor, tıpkı Sn. D. Hızlan gibi. Bakanlığın şurasında da ön saftaydı, Kültür Müdürlüğü’nün çalıştayında da. Demek ki, bir liste var ellerde dolaşıyor (tıpkı makamların yemeklerine çağrılan popüler isimler gibi) liste kolay değişmiyor, kimse yeni yetişenleri takip etmiyor. Dolayısı ile aynı isimleri, aynı görüşleri ile dinleyince (TV’lerdeki gibi) gelişme olmuyor.

2000’de Ankara’da bir kongrenin açılışında da yine Sn. Alatlı konuşmacıydı. Konu akademisyenler ve YÖK idi. Yine; açıklamalarda bulundu, değişim dedi, ama kimlere söyledi, kimleri kastetti anlaşılamadı. (Zaten böyle, kimseyi rahatsız etmeyecek konuşmacılar makbul!) Soru var mı? dendi kimse cesaret edemedi galiba. Ben elimi kaldırdım, kendimi tanıttım ve dedim ki; “YÖK ve akademisyenlerin sorunlarını güzel dile getirdiniz. Peki, ama bu sorunları kim çözecek? Hande Yener mi? (o zaman Yener yeni isim yapmıştı) Bir alkış koptu ve Sn. Alatlı, gülerek “evet, herhalde Yener çözecek” dedi. Ve o kongrede konuşulan/sunulan konuların hiç biri gerçekleşmedi. Çünkü üst kadrolar o kadar çok değişiyor ki, “devlette devamlılık esastır” dense de; “devlet”  bir türlü devam ettirilemiyor, kesintiye uğruyor. Örnek şahsım; 33 yıldır 2809 sy.kan. geçici 2.mad. YÖK mağduruyum.

2018 Türkiye’sinde, her alanda, artık; konuşmaktan ziyade, oturup karar vermek ve uygulamak gerek. Bu yazımızda Sn. Alatlı’nın; sadece eğitim ve liyakat söylemlerine vurgu yapmak istiyorum.

ALATLI: “Liyakat sorunu çözüldüğünde Türkiye şahlanır.

AY: Türkiye çözebilecek mi? İnsan yapısı ve felsefesi değişti mi? Bir kere, eğitimden adli sisteme, imardan enerjiye, tarımdan basına hemen her alanda gözlemlediğimiz o müthiş savurganlığın sonu gelir mi? Savurganlığın devleti batırdığı hep söylenir, ama tedbir alınmaz. Göreve gelmek isteyen, eskisini suçlar, ama göreve gelince eski dosyaları açmaz. Kamu zararları konusunda kurumlarda soruşturma açılmaz… Mesela; bir kişi amir olunca ülkelere gider, 25 ülke ile anlaşma imzaladım der, web’te resimler yayımlanır, ama o ülkelerle ilgili -5/6 yıldır- ortak bir çalışma olmaz… Gidiş-gelişler, otel paraları v.b. kurum öder… Bu kamu zararı değil midir? Bu anlayış nasıl değişecek? Bu konuda Sn.Alatlı’da bir söylem yok!

ALATLI: Zor kazanılmış birikimlerimizi rasyonel yatırımlara dönüştürme imkanı doğar. Zaman yönetimi mümkün olur. Bir günlük işi bir aya yayıp sürüncemede bırakmaz, ödenekleri çarçur etmez, bütçeleri delmeyiz.

AY: Bu sözlerden ödeneklerin çarçur edildiği belli oluyor. Bu, bir suçlama değil mi? Kim veya kimler? Sn.Alatlı; hep  genel konuşuyor, ama iş isme geldi mi, herkes gibi o da kayboluyor! Hiçbir konuşmada isim vermiyor? Genel konuşmak, bilgi sahibi olmak demektir. Hala, çekindiği bir şey mi var? diye merak ediyor insan!

ALATLI: Çocuklar hangi sınava gireceklerini bilir.

AY: Demek ki, geçtiğimiz dönemlerde çocuklar hangi sınavlara gireceklerini bilmemişler. Yani, işler karışmış! Ne olmuş? Maddelememiş, yine genel konuşmuş!

”Alan dışı Bakanların atanmasının, sürekli sistem değişikliğinin yanlış olduğunu” vurgulamamış. Oysa kendisi ile sorunlar üzerine röportaj yapılmış. O, kimseyi incitmemeye dikkat etmiş.

ALATLI: Tesisatçı gideri yanlış yere bağlamaz. Elektrikçi kabloyu izole eder, yangın çıkartmaz. Caddeler, en ufak bir serpintide göle dönmez.

AY: Bilinmeyenleri açıklamış Sn. Alatlı! Yine, ilgisiz örneklerle genel söylemler. Birikimli diye çağrılanlardan özel cümleler bekliyoruz, ama olmuyor! Burada da kent yöneticileri suçlanıyor. Ama iyi örnek yok mu?  Herkesin kendi işini yapmasını söylüyor. Ama, geçtiğimiz 16 yıl içinde, özellikle eğitim alanında yapılan/değiştirilen/bozulan sistemlere karşı bir söylemini bulamıyoruz ya da göremiyoruz. Sn. Alatlı, sizin gibi insanlar; sorunları ortaya koymakla değil, çözüm önerileri sunmakla, kamuoyu oluşturmakla ve ısrar etmekle yükümlüdür. Bu konuşmanızda da, maalesef, eğitim konusunda, desteklediğimiz liyakat dışında bir etki görünmüyor. Neden, bu ülkenin makamları; liyakata/etikliğe önem vermiyor, öncelemiyor? Bu konularda görüşlerinizi bir yazar olarak sunmanızı isterdik.

Bakın S.S.Öğün (23.07.2018/Yenişafak) şöyle yazmış:

 “…Bugüne kadar üniversiteden beklenen ve ona yüklenen o kadar çok ve farklı şey vardır ki, saymakla bitmez. Belki de sırf bu karmaşık sebeple, üniversite kurumsal gelişimini tamamlayamamıştır. Her neyse; bildiğim; üniversitenin ideali ile gerçekliği birbirinden çok farklı olduğudur. Bu açık o kadar büyümüş ve altından kalkılmaz hâle gelmiştir ki, sorumsuz bir eskivle üniversiteler, ideallere yakınlık üzerinden değil; bu ideallerle âlâkası tartışmalı olan başarılarıyla tartılmaya başlamıştır. Başarılı üniversiteler elbette vardır; ama bu başarılar ve onların kıstasları üniversite-insanlık ilişkisindeki karşılıkları nelerdir, tartışma konusu bile edilmez…”

ALATLI: Hepsinden önemlisi, liyakat noksanının suçunu birbirimize atmaz, birbirimizi haksız kazançla, ihanetle suçlamaktansa meselelerin kök nedenlerine inme alışkanlığı kazanırız. Siyaset bile rasyonelleşir. Bizi kahreden olumsuzlukların ezici çoğunluğu, aktörlerin ehil olmamalarından kaynaklanıyor, ahlaksızlıklarından değil. Hasılı, liyakat meselesini çözer, emaneti ehline bırakmayı ilke edinirsek, etnik veya sınıfsal veya ideolojik kutuplaşma kaygıları yok olur, Türkiye 21 yüzyılda uçar!

AY: Buradaki söylemlere –ahlak hariç- katılıyoruz. Çünkü ahlak konusu da makamların en önemli zaafları arasında sayılıyor.

ALATLI: Ne bir hükümet ne bir bakanlık ne bir sivil toplum örgütü veya mezhep veya tarikatın tek başına altından kalkabileceği düzenlemeler değildirler. Daha açık söyleyeyim: "Ben yaptım oldu." da yoktur, "Bundan daha iyisi olmaz." da yoktur. Seferberlik boyutlarında ortak gayret, ince ayar, adanmışlık gerekir. Seferberlik denildiğinde, ehil kadrolar hayati önem kazanır. Umarım ki, bu defa "Elimden geleni yaptım." mazeretine sığınmayan, "yapılması gerekeni yapan" kadroları bir araya getirme imkanı olur. Allah Başkan'ın yar ve yardımcısı olsun.

AY: Çeşitli mezheplerin/cemaatlerin eğitimde ağırlık kazanması elbette yanlıştır. Ama, bu konuda yine genel sözler, “kesin olmamalı/eğitimde ağırlık kazanmamalı”, ama; “bu ülkeyi yanlışa götürür, bir defa çektik, uyarıyorum v.b.” sözler yine yok!.. İktidarı destekleyen basın ve köşe yazarları, 16 yıl boyunca her Milli Eğitim Bakanı’nı alkışladılar ve tek  söz söyletmediler. Üstelik; “milli ve manevi eğitim” dediler, ama başarısız oldular ki, Başkan parti dışından eğitimci bir Bakan atadı. Şimdi de aynı kişiler, döndüler yeni bakana akıl vermeye/alkışlamaya başladılar. “Eğitim ve kültür siyaset üstüdür” bunu bile anlatamadık!.. Evet, yapılması gerekeni yapan “liyakatlı kadrolarla” başarılı olunacaktır. Sn. Alatlı, her zaman iktidarların yanında yer alıyor, o da belki –daha önce sorduğumuz-  “davet edilme özelliği” olsa gerek!

ALATLI: Yeri gelmişken, liyakati tespit etmenin birtakım nesnel kriterleri olduğunu da hatırlatayım. Örneğin, akademik literatürde "accountability" diye geçen, hesap “verebilirlik/sorulabilirlik/sorabilirlik” diye bir norm var. Kişiyi yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumlu tutan bu düzgünün etkinleştirilmesi halinde, liyakati objektif olarak saptamak kolaylaşacaktır.

AY: Başkan’ın sürekli söylediği gibi, “eğitimde başarısız geçen” 16 yılsonunda, “hesap veren/özür dileyen/ben başarısız oldum” diyen bir Bakan’a ve kadrosuna rastlamadık. Hepsi eğitimde reforma yaptığından bahsetti. Üstelik, şuraları/çalıştayları “kendi fikirlerinin tasdik edilmesi” için düzenlediler ve “kafalarına uymaya kararları” uygulamadılar. Kısaca, “bakan olan her şeyi bilir” mantığı ile; eğitimcileri dinlemeyen, sorulara cevap vermeyen v.b. bazı MV’leri bakanlık yaptılar. O kadar masraf, çaba; kamu zararı değil midir? Ne oldu? Hiçbir şey? Sadece bazıları siyaseten çekildiler, peki vicdanen temizlendiler mi? Asla!... Hatta; “efendin özür dilerim, benim alanım eğitim değil, görev almak istemiyorum” diyene de rastlanılmadı!.. Nerde hesap verilebilirlik?

 ALATLI: "Akreditasyon" diye de bir düzgü (kural) var. Bu da kişi ve kurumların evrensel standartlar muvacehesindeki (yüzleşme) yerlerini tespit etmeye yarar. Üniversitelerden hastanelere, adli tıptan hukuk mahkemelerine kadar hemen tüm kurumlarda işlevsel olabilir. Diyeceğim liyakati saptayacak objektif yöntemler var, hantallık kader değildir.

AY: Liyakati saptayacak objektif yöntemlerin tespit edilip, bir an önce açıklanması ve sonra da takip edilmesi şart. 2018’de hala yapılmamışsa, bilinmiyorsa, yazık!

ALATLI: Rahmetli Cemil Meriç'in "Kelam bütünüyle haysiyettir." diye bir vecizesi vardır. Günümüz aydınına kelamın haysiyetine hiç olmadığı kadar büyük bir azimle sahip çıkmak düşüyor. Aydın, izzetinefsini, öz saygısını, vakarını koruyacak ki, toplumsal kimliğimiz tehdit eden sapkınlıkları bertaraf etmeye yardım edebilsin. Bakın, sistem değişiklikleri gerçek algısını zora koşar. Korkak gerçeklerle yüzleşmeyi reddeder, hırçınlaşır. Cahil, gerçeği idrak edemez, küçümser. Hain kendi çıkarının peşine düşer, gerçeği tahrif eder, saptırır. Böyle zamanlarda toplum kerterizini (yön,işaret) aydınlardan alır. Bununla beraber aydın da boşlukta tekevvün(yüksek sesle bağırmak)  etmez. Parçası olduğu toplumun genel zihniyetinin, değer yargılarının, dini inançlarının, dönemin hakim dünya görüşlerinin, evrensel düşünce akımlarının ve nihayet sosyoekonomik yapılanmanın bileşkesidir. Marifet iltifata tabidir. Bu bağlamda Türkiye aydınlarını onurlandıran bir ülke değildir.

"Kime yazıyorsun bu mektubu?" diye sormuştu Cemil Meriç, "Elinde hiçbir adres yok." Öyleyse, "Aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil." Ebediyet zaten hazin bir teselli mükafatı.

AY: Verdiği örnekler, genel bilinenler ve bu paragraf,  yazarın kafası karışık gibi bir izlenim vermiş.  Genel ve bilinen söylemlerle aydın tarifi yapmış ve devletin aydınlarını ödüllendirme de ketum davrandığını söylemiş. Ülkemizde “aydın” tanımında dahi -hala- anlaşma yoktur. Kısaca, aydın; ülkesinin gerçekleri ile yüzleşen ve çözüm önerileri sunan kişidir.  Hükümetlerin, aydınlarla sürekli “sorunu” olmuştur, bu doğru. Aydınlar çok okudukları/araştırdıkları için tehlikeli olarak görülmüşler. Her hükümet; sorgulanmak, olumsuz -yanlış yapsa da-  eleştiri almak istemez! Oysa gerçek aydın; üretimlerini ve çözümlerini ülkesinin gerçeklerine göre yapan/yayan kişidir. Devletin, aydın konusunda ne yapması gerektiğine ait bir örnek yine yok! Toplumdan kendini soyutlayan kişi, aydın olamaz. Ama, C.Meriç paragrafını/örneğini neden vermiş anlayamadık!

Not: Sn. Alatlı’nın, Osmanlıca  bazı sözlerini parantez içinde Türkçe yazdık…

Sn.Alatlı’ya sağlıklı yıllar diliyoruz…

Not. Sn. Alatlı’nın 28.07.2018 tarihli Yenişafak’taki haberi şöyle; 'Nasihatname' olarak nitelendirdiği müstakbel kitabıyla çok sevdiği Türkiye’ye olan kefaretini ödeyeceğini belirten Bilge yazar Alev Alatlı, "Bu kitabı okuyanlar önümüzdeki yüzyıla avansla girsin istiyorum. Tahmin edileceği gibi uzun ve yorucu bir iş. Nasihatnamede bir sistem icat ettim ve o şekilde kurguluyor ve yazıyorum" demiş. Çok iddialı/büyük  sözler. En kısa zamanda okumak istiyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2385/liyakat-onem-kazanirsa-turkiye-ucarmis-gercekten-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar