Hangimizi kullanmadılar!

Halk arasında “kayış attı” derler…

Dışarıda konuşmak ucuz da, bir sebeple masaya oturduğunda bakarsın o da aynı yoldan tıpış tıpış yürüyerek kayış atıyor.

"Ben olsam şöyle yapardım", geç…

Düzen meselesi, yıkılmadan yapılmıyor…

Fransız mürekkebi yalamış İttihatçılar da oldukça iddialı idi.

Cennetmekân Abdülhamit’i hallettikten sonra  başa geçenler, İngiliz istihbaratının yetiştirmesi tıfıllar, dahası ayak takımı… 

Avrupalı olacağız havasında devleti iyice batırdılar…

Hele de İngiliz donanması Karadeniz’den dolanarak Alman ordusuna zarar vermesin diye dâhil edildiğimiz Çanakkale, Osmanlı devletine son noktayı koyma bakımından tuzak olduğu ortaya çıkıyor. Ülkenin yetişmiş ne kdar elemanı varsa aldı götürdü. Sayısı net olmazsa da 60 bin kadar şehit bir o kadar da kayıp.

Çanakkale, bu milletin vatan bütünlüğüne karşı canını esirgemeden vermeye her zaman hazır olduğunun bir ispatıdır. Ancak, Almanların adına o kadar yüklü zayiat vermeyi göze almak devlet adamlığından öte geri zekâlılıktan başka bir şey değildir. "Çanakkale geçilmez" amma iki yıl sonra hiçbir engele takılmayan İngiliz donanması İstanbul limanına demir attı, demek ki geçilirmiş.

Ahmaklar kullanıldıklarının bile farkına varamadılar.

Dedik ya ayak takımı… Osmanlı geleneğinde devlet adamı, yılların birikimine sahip tecrübeli, liyakatli kişilerden oluşurdu. Koltuğa oturdu mu bin batman gelirdi.

Genelde eğitimlerini yurt dışında yapan ittihatçılar takma akıl ile devlet olmaya soyundukları için hafif geldiler, beceremediler, bocaladılar...

 Deryaların efendisi bir Barbaros, mimarı sanatın harikası Sinan, kolayına yetişmiyordu.Devletin manevi sütunları sayılan Akşemsettinler, Güraniler…

Şimdi öyle mi? Pişti oyunundan tutup getirdiklerini milyonluk şehirlere belediye başkanı yapıyorlar… Veya 18 yaşına basan çoluk çocuk  ülkeyi yönetmeye talip oluyor. Lozan masasında kaybettiklerimizin acıları...

Halkı, yanı babalarımızı devlet kapısına Demokrat parti iktidarı alıştırdı.

Ondan  evveli şeflerin dönemi, diktatörlük, ithal akıl.

Herhalde Şef’in buyruğu kanun, kapılar kilitli.

Köylü güya milletin efendisi!

Çerçevelere bakın kimin efendi olduğunu görürsünüz... Mustafa Kemal ile avenesinin Paris modasına uygun kıyafetleri göz kamaştırırken fakir halk ayağına çarık bulamıyordu. Şu anda bile dünyanın en zengin liderleri arasında ismi geçiyor. Yoksullukla bir nevi alay edercesine, oraya buraya asılan Fransız modası resimlerini gördüğümde, sırtında arpa çuvalı ile Bayburt’tan köyümüze kadar 12 saat yaya yürürken uçsuz bucaksız dağlarda fırtınaya kapılarak boğulan yengem aklıma geliyor.

Ve onun geride bıraktığı yetim çocukları…

Balgat, gecekondu çamur deryası, her taraf  tezek kokarken, cumhuriyetin kazanımlarından birisi sayılan köşkün sabahlara kadar sönmeyen büyüleyici  ışıklarını çocukluğumuzda karşıdan seyrediyorduk. Zannediyorduk devlet ayakta.

Hâlbuki eğlence, safahat… Ateş dansı, vur patlasın çal oynasın…

Alın size bir belge… Köşkün rakı borçlarını tahsil edemeyen Tekel idaresine ait alacak dosyasını 1992 senesi Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel müdürlüğünde görmüştüm, zannederim o dosya bakanlığın arşivindedir…

Rakılar içildi borçlular göçtü gitti.

Kabul etsek de etmesek de ithal cumhuriyetin aslı ve esası işte budur…

Kemalist amigoları da kazanımlar diyorlar…  

Dar çemberi yırtamayışımızın başlıca neden, yetersizlikle acemilikten kaynaklanıyor. Düşünün, şehircilikten, plancılıktan çakmayanı meclis üyesi yaparsan o da sana 60 katlı beton viraneler yapar. Havanı keser, soluk boruna binaları tıkar…

Nefes almazsın, trafikte adım atamazsın…

...

Ah o içimizdeki hoşaf akıllı beyinsizler…

Üst rütbeli generalın açıuklamasına göre; ASALA ile Hizbullah'ı devlet kurmuş sonradan da imha etmiş. Cumhurbaşkanı Demirel, "derin devlet devletin ta kendisidir" demişti. Peki ya, PKK terör örgütünü kim kurdu? Cevabı hiçbir zaman verilemeyen bu sorunun ucunda Uğur Mumcu cinayeti var.

1980 öncesi cadde ve sokaklarda katledilen beş bin gence liderlik yapanlar düşeşe geldiklerini hiç mi çakamadılar? 12 Eylül darbesi, şu görüşçü bu görüşçü, şu cemaat bu cemaat restleşmesinin miladidir. O gün doğurdukları bu gün büyüdü...

Boy attılar, sahne aldılar.

Durduk yerde FETÖ’ laştık… Hadi soralım, 1990’larda bu örgütü kim kurdu?

 Gülen’i Pensilvanya’ya kimler gönderdi? Cumhurbaşkanı Demirel,   “Okullara ben kefilim” ibareli ıslak imzalı açık çek şeklindeki mektubu Gülen’e  vermemiş miydi? Devlet adına yazılan o mektupla her ülkede açılan okulların altından bir çapanoğlu çıkacağı belliydi. Kimse kimsenin babasının oğlu değil, borçlu da değil, durduk yerde 160’den fazla ülkede sana o kadar okulu neden açtırdılar?..

...

 Vermenin elbette ki bir bedeli olacaktı. İşte o bedel, 15 Temmuz gecesi tahsile konulduğunda bu sefer “cemaatçilik” üzerinden laik cumhuriyeti rahatlatmaya yönelik üstü kapalı başka bir sahne çıkıyor karşımıza.

Şimdi de devlet kurduğunu imha ediyor.

...

Kendi insanına tuzak kurup sonra da imhaya kalkışan devletin elbette ki bir zoru vardır. Veya işi bilen emperyalistlerin marifeti. Hiçbir zaman başımızdan silinemeyen vesayet. Şu anda nereye bakarsanız, nasıl bakarsanız bakın gerçek olan İslam’ı kesim kendi içinde ciddi anlamda hesaplaşıyor.
        Neyi bölüşemedikleri meçhul!

Bu kez oyunu tersinden oynuyorlar. FETÖ bahanesiyle bir irtica temizliği(!) yaşıyor ülkemiz? Kısacası yine mi oyuna geldik?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2381/hangimizi-kullanmadilar.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Ercan Güven
28.07.2018 10:21
Nusret hemşerim hadisenin özünü dile getirmişsiniz. Çanakkale'de hayatlarını kaybedenler şehadet şerbetini içerek aramızdan ayrıldılar. Son yaşadığımız kalkışmada ise yüzbinlerce zombi aramızda dolaşmaya başladı. Üstelik "şu uzun adamdan bir kurtulalım" diye ülkemize ihanet sarmalının içine çekildiler.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar