15 Temmuz’da başa örülen çorap

Başımıza geçirilmeye çalışılan çoraplar aynı, oyuncular aynı, senaryo aynı, farklı olan tarih...

1916 ile 1918 aralığında Osmanlının başına örülen çorap, yüz yıl sonra 15 Temmuz’da Türkiye’nin başına örülmeye çalışılan çorap ile aynıdır.

Son zamanlarda kimi Avrupa ve Amerika arşivlerinde araştırmacılara açılmış olan ilk kaynak belgelerin de kanıtladığı gibi, Fransa, İngiltere, Rusya ve Almanya gibi güçlü devletler, Yakın ve Orta Doğu’yu kendi etki ve egemenlikleri altına almak için yıllardan beri birbirleriyle yarıştılar.

 Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, savaş günlerinde ve savaştan hemen sonra, onların düzenlerine hedef oluşturan başlıca ülke, Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Güçlü devletler, Osmanlı ülkelerinin bol kaynaklarını sömürmek ve İmparatorluğu kendi pazarlarına bağlamak amacıyla her türlü önleme başvurarak Türkiye’ye sızmak için uğraştılar.

Orta Doğu ülkelerindeki bol petrol kaynaklarını ele geçirmek için birbirleriyle adeta yarışa girdiler yıllarca.

Birinci Dünya savaşı, Balkan Harbi Osmanlının sonunu hazırlamak için, emperyalist ülkelerin ortak çalışması olmuştur her daim.

Emellerine ulaşabilmek içinde; Özellikle Doğu Anadolu’da bulunan, Ermeni, Süryani ve Kürt vatandaşlarımızı misyonerler kanalı ile birbirlerine karşı kışkırtarak, Osmanlının parçalanması için her yolu denemişlerdir.

Başarılı da olmuşlardır.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Anlaşması’yla Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisi kesinleşinceye dek, başta İngiltere, Fransa ve Rusya olmak üzere, emperyal devletler, uzun yıllar o imparatorlukta güven, barış ve gönenç içinde yaşamış olan Rum, Ermeni, Süryani, Kürt ve öteki etnik ve dinsel toplumları kendi çıkarları için, bol sözlerle ayaklandırmışlar; Anadolu halklarını birbirlerine kırdırmışlar ve onlara vermiş oldukları sözleri, kendi çıkarları sağlandıktan sonra unutmuşlardır.

Yetmemiş, bu düzen, kışkırtma ve istismar politikalarını Türk Kurtuluş Savaşı döneminde de, Lozan Konferansı’na dek ve dahası, ondan sonra da günümüze dek sürdüre gelmişlerdir.

Kürdistan’ı Canlandırmak;

Fransız Maunsell, Albay Gribbon’a 5 Aralık 1917’de gönderdiği yazıda, “Türk’lere karşı Kürt Ulusçuluğu” projesini sunmayı dilediğini; yazısına eklemiş olduğu haritada, “Kürt ilçelerini” renklendirdiğini ve bundan da görüleceği gibi, “Kürtlerin, Türk hattını yaracak önemli bir takoz olarak kullanılabileceklerine inandığını” vurguluyor, şöyle diyordu:

“Medlerin ve M.ö. 500’de Ksenofon’un askeri birliklerini hırpalayan Karduçi’lerin muhtemelen torunları olan Kürtler, kesinlikle Türk soyuna mensup değillerdir. Onların güneyinde yaşayan Sami kökenli Araplarla birlikte, Türk öğelerine karşı güçlü bir blok oluşturabilirler… Dolayısıyla, onlara özerklik sözü verilerek ulusal duyguları üzerinde çalışılabilir ve böylece, Türklerin, Kürtler ile birlikteliği  önlenebilir”

Önerilen bu projenin uygulanması için resmi düzeyde çalışıldığını gösterecek belgeler İngiliz Devlet Arşivi’nde bulunamamıştır.

Emperyalist devletlerin 100 yıllık planlarının içerisinde, Rum, Ermeni, Süryani, Kürt ve öteki etnik ve dinsel toplumları hatta Osmanlı içerisinde belli kişileri kullanarak kendi çıkarları için, bol sözlerle ayaklandırmaları başarmışlardır.

15 Temmuz 2016’ya nasıl gelindi;

Yukarıda belirttiğim gibi dış güçlerin gerçekleştirmiş olduğu 100 yıllık planları sonucu Osmanlının yıkılışına nasıl şahit olduysak, aynı güçler Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da emellerinden asla vazgeçmemişlerdir.

Misyonerlik faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

T.C.nin içerisinden Ajanlar ve kendilerine itaatkârlık edecek kişiler aramışlardır.

1966 yılında İzmir’de Hafızlık yapan Fethullah Gülen hocalar gibi,

Devletin içerisine sinsice yerleştirilip, uzun vadeli tekrar 100 yıllık planlarla, işe koyulmuşlar, Doğuda Kürt vatandaşlarımızın etnik yapısını yine kullanmaya ve kışkırtmaya başlamışlardır.

15 Temmuz 2016 kalkışmasına kadar olup bitenler Osmanlının son dönemlerdeki ile tıpa tıp aynidir.

Tarih tekerrür etmektedir.

Hem de daha acımasızca.

Sadece Kürt vatandaşlarımız değil, TSK içerisine sızdırılmış FETO’cular ile Türkiye’nin başına ikinci bir çorap daha örülmek istenmiştir.

Unuttukları bir şey vardı yalnız!

Demir yığını Tankların önüne bile kendini korkusuzca atabilen uyanmış bir Millet.

Ve o Millete tercümanlık yapan bir lider. Recep Tayyip Erdoğan.

RTE. İsmini kullanınca hemen mırıldanmaları görür gibiyim.

Ama kusura da bakmayın.

Mırıldanma yerine Makalemi iyi okuyun.

Zira 15 Temmuzun ikinci yılı, Haziran ayında yapılan seçimler o emperyalist güçlere öyle bir tokat atmıştır ki! Geçen yüz yılda yaptıklarının  Osmanlı Tokatı olmuştur adeta.

Kalıplaşmış sloganlar kullanarak ilerleme kaydedileceğini asla zannetmiyorum, ama Milletin verdiği mesajı iyi anlayıp, realiteye döndürmek sanırım devrimciliğin de tanımı gibi adeta.

İyi haftalar dileğiyle

Yanlış anlayanlara da, alkış tutanlara da…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2358/15-temmuzda-basa-orulen-corap.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar