Bunalımdan çıkış vakti

Eklenme Tarihi: 05.07.2018 08:23:00 - Güncellenme Tarihi: 20.02.2020 08:48:06

                              

        Türkiye?de gün olmuyor ki bunalım hiç eksik olmasın. Eksik olmaması da gayet tabiidir.  Çünkü tüm dünyanın gözü kulağı bizim üzerimizde hala. Olsun hiçte önemi yok,  esas olan yaşadığımız bunalımların nedenlerini iyi tetkik edip gerekli önlemleri alabilmek ve yerinde çözümler üretebilmek çok önem arz etmektedir. Buna mecburuz da. Hani bunalım tek boyutta seyretse gam yemeyiz belki. Maalesef ekonomik,  sosyal ve kültürel boyutlarda tüm hızıyla kendini hissettirmekte habire. Madem öyle, tüm bunalımlardan çıkma vaktidir. Ancak bunun için acaba sihirli bir değnek var mıdır,  yoksa    'aman boş ver, bunalımdan çıkmak bize mi düştü'  deyip kenara çekilmek mi vardır. Hiç kuşkusuz her iki tutumda tasvip edilemez. Nitekim kolaya kaçmak olur bu. 

          Artık günümüz Türkiye?sinde sendikal haklar, asgari ücret, sosyal güvenlik, yönetime ve kâra katılma gibi talepler sosyal hayatta ağırlıklı değer olarak damgasını vurmakta. Dolayısıyla bu durum ağırlıklı olarak siyasete de yansımakta.  Ne var ki gerek çarpık sosyo-ekonomik yapılanmalar, gerek anarşizm, gerekse kimlik krizi gibi problemler birtakım taleplerin karşılık bulmasında engel durum teşkil edebiliyor. Hatta Türkiye?nin jeopolitik ve stratejik öneme haiz bir ülke konumda olması üzerimizden bunalım sarmalının hiç eksik olmayacağının göstergesi gibi duruyor. Dolayısıyla bu durumu göz ardı edemeyiz,  her karşımıza çıkabilecek bunalım sarmalı karşısında yaklaşımımız masalcı, destanî ve hissi duygulardan uzak analitik perspektiften bakmayı gerektirmekte.  Hele dört bir yanımızın ateş çemberiyle çevrilmişliğimizi göz önünde bulundurduğumuzda sorumluluğumuz bin kat daha da artmakta.  İşte bu yüzdendir ki her an bizi ateş çemberi içerisine alacak olaylara karşı sadece sebep netice çerçevesinde yaklaşmak yetmez,  illa ki çözüme yönelik projeler üretmemizde gerekir. Her şeyden önce hedefimizi 2023 Yeni Türkiye?sine göre belirlememiz gerekir.  Sadece hedef belirleyecek olan biz mi,  şüphesiz buna toplumun tüm katmanları ve tüm sivil toplum kuruluşları da dâhil elbet. Şayet ?devlet-millet-sivil toplum?  dayanışmasını Yeni Türkiye?nin oluşumunda topyekûn kalkınma seferberliği ruhuna dönüştürebilirsek biliniz ki bu yekvücut halimiz diriliş muştumuz olacaktır.  Aksi takdirde 2023 Yeni Türkiye hedefi ütopik bir tutku olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir. Bakınız şöyle gelişmiş ülkelerin geçmişine, yaşadıkları bir takım süreçlerden dersler çıkararaktan pek çok meselelerin üstesinden geldiklerini görürüz. Madem öyle bizim hayda hayda üstesinden gelmemiz icab eder. Çünkü Avrupa nice kanlı hadiseler ve kanlı darbeler yaşadıktan sonra sonra ancak Rönesans?ını gerçekleştirebilmiştir. Hele şükür bizde 15 Temmuz kanlı ihanet darbe girişimi hariç Avrupa?daki gibi kanlı sahneler pek yaşanmadı. Besbelli ki kültür kodlarımız sevgi mayasıyla yoğrulmuş, bu coğrafyada nasıl kan dökülebilir ki.  O halde daha ne duruyoruz mayamızda mevcut olan sevgi hamuruyla gönülleri fethedip yeniden dirilişe geçme vaktidir.

        Hiç kuşkusuz ülkemizde bunalıma yol açan faktörlerin arka planında başta ekonomik,  sosyal ve siyasi hayatımıza sirayet eden Makyavelist bezirgânların yanı sıra birde buna ilave olarak Yeni Dünya Düzeni aldatmacısının önümüze koyduğu kur oyunları vardır. Yine de her ne sebep olursa olsun vakit ?başımızı kuma gömüp ağlama duvarı olmak? vakti değildir, hele geleceğe karamsar bakmak hiç değildir, vakit ? ufkumuzu aşan projeler ortaya koyup dirilişe geçme? vaktidir.  Bilhassa bunu Ortadoğu ekseninde düşündüğümüzde her an bizi ateş sarmalı içine alacak olaylar karşısında  ?aman boş ver banana??  deme vakti de değil. Asla böyle vurdumduymazlık lüksümüz yoktur,  eğer boş verirsek bir gün gelir o ateş sarmalı bizi de yakıp kavurur. O halde gelin boş vermişlerden olmayalım,  her daim bardağın dolu tarafına bakalım ki boşlanmayalım. Mazlumlara kol kanat gerelim ki, tıpkı sahabenin doğup büyüdüğü Mekke topraklarından Medine?ye hicret ettiklerinde kendilerine kucak açan Ensar?lardan olalım. Ensar olalım ki,  tıpkı Mekke'nin fethinde olduğu gibi tüm mazlumlarla birlikte felaha erebilelim. 

           Bir an başı dara düşmüş mazlumların halini bir düşünün, bilmem buna hangi yürek dayanır ki.  Hele birde bir yandan tüm dünyanın gözü önünde toplu can kıyımları yaşanırken diğer yandan da lüks ve sefahat içerisinde çılgınca eğlenenlerin halini bir düşünün. Şimdi gel de bu çarpık tablo karşısında mazluma kol kanat germeyelim de kime gerelim. Hiç kuşkusuz bize mazlumlardan yana  'Ensar' olmak yakışır.  Sakin ola ki, nasıl olsa kaderde ne yazılmışsa o olur düşüncesiyle Ensar olmaktan vazgeçilmesin. Elbette ki tevekkül etmek güzel bir haslet, ancak sahabe örneğinde olduğu gibi önce devenin yularını ağaca bağlayıp sonra tevekkül etmek esas olmalıdır. Kaldı ki nice badireler atletmiş bir millet olarak daha bir yoğurdu üfleyerek yememiz icab eder,  nitekim mazlumlara umut olma noktasına gelişimiz hiçte kolay olmadı. Düşünsenize dünyanın neresinde mazlum var biz oradayız artık. Allah korusun bu ülkenin Ensarları bir düşmeye dursun ne içte ne de dışta doğru dürüst elimizden tutan olur, bir tekmede içimizde ki hainler vurur. Böylece mazlumların umut kapısı da kapanmış olur.             

         Bakmayın siz öyle televizyon ekranlarında hemen her gün boy gösterip karnından konuşarak insan haklarından dem vurmalarına.  Ve yine siz bakmayın öyle günlük sinekkaydı tıraş ve tam takım kravat elbise giyip de ahkâm kesmelerine, aslında onlar elifi gördüklerinde mertek zanneden tiplerdir, asla kanayan yaraya merhem olmazlar.  Onlar her ne kılık kıyafette olursalar olsunlar, bize Ensar olmak yaraşır. 

             Ki,  biz onları 27 Mayıstan, 12 Eylülden, 28 Şubattan,  Gezi kalkışmasından, 17 Aralık MİT Tırlarını durdurma hadisesinden ve 15 Temmuz Hain Darbe girişiminden biliriz. Bu millete operasyon çektiler de ne oldu, sonunda kazanan bu milletin derin sinesi oldu.  İyi ki de ülkemiz  ?Kavmin efendisi, kavmine hizmet edendir? hadis-i şerifin mana ve ruhuna sadık bir liderine kavuşur oldu.  İşte onca çekilen sıkıntının ardından nihayet rahat nefes alır konuma geldik. Bu noktada Adnan Menderes ilk soluktur, Turgut Özal ikinci soluğumuz, Muhsin Yazıcıoğlu üçüncü soluğumuz, Tayyip Erdoğan ise dördüncü soluğumuzdur. İşte böylesi değişimci liderler bağrımızdan çıkıyor da arada bir nefes alma imkânı bulabiliyoruz. 

            Malum, Tayyip Erdoğan dönemi gündem belirleyen bir Türkiye dönemidir. Şayet sonrasında yeni bir tufanla karşılaşmamak istiyorsak böylesi liderleri bağrımızdan çıkarmak zorundayız. İcabında bu da yetmez kendimiz gibi olmak durumundayız. Zaten maşa değil kendimiz olduğumuzda ekonomiyi üst birim, manevi ve sosyal değerleri alt birim olarak esas alacağımızdan sosyal olaylara meydan vermemiş oluruz. Yok, eğer kendimiz gibi değil de kökü dışarıda bir takım mihrakların güdümünde olduğumuzda tıpkı Marksizm?de olduğu gibi temel değerleri üst birim, maddi değerleri alt birim olarak ele alacağımızdan dolayı hiç bir zaman başımız dertten kurtulmayacak demektir. Zira bunalımların kaynağında maneviyatsızlık yatmaktadır.  Kaldı ki, bizim öz kültür ve medeniyet kodlarımız manevi temeller üzerine inşa edilmiştir. İşte bu nedenledir ki ısrarla  ?Medeniyetler para ile değil inançla kurulur? diyoruz. Hele bu temel kültür kodlarımızı bir de bilgi donanımıyla taçlandırdığımızı düşünün evvel Allah'ın izniyle her türlü bunalımın üstesinden geleceğimiz muhakkak.  O halde,  daha ne duruyoruz,  üzerimize çökmüş ölü toprağı bir an evvel atıp maddi ve manevi kalkınma seferberliğine koyulma vaktidir.

            Bakın Moltke, II. Mahmut döneminde ayağının tozuyla ülkemize adım attığında bir araştırmacı gözüyle devlet çarkının işleyişine şöyle bir baktığında birde ne görsün temel servet kaynağının ?devlet kapısı? olduğunu gözlemler. Gerçekten de yerinde bir tespittir. Düşünsenize bugün geldiğimiz noktada bile bir takım siyasilerin halen devleti ?ekmek kapısı? olarak takdim ettiği artık bir sır değil. Hadi Osmanlı?nın o günkü şartlar itibariyle merkeziyetçi yapısı gereği devlet baba geleneği makul görülebilir, ama aynı devlet baba geleneği anlayışını günümüz bilgi çağında sürdürmek abesle iştigal olur. Artık çağımızda toplum devlet için değil, devlet toplum için var ilkesi esastır. Hakeza devlet hakim devlet değil hadim (hizmetkar) devlet olması esastır. Dolayısıyla bulunduğumuz çağ itibariyle bilgi çağının önümüze koyduğu teknolojik gelişmelere adapte olmak kaydıyla özel teşebbüsün ağılıkta olduğu    'kökü mazide âtî olma? vaktidir.  

            Bilhassa eski Türkiye?de insanımızın kendini ifade etmekte birtakım sıkıntılar yaşadığı bir vaka. Hele şükür artık Yeni Türkiye?den söz eder hale gelebildik. Ancak Yeni Türkiye'nin kalıcı temeller üzerine inşa edilmesi için sadece düşünce özgürlüğü önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak yetmez, bunun yanı sıra  ?Erdemli, cesaretli ve iradeli bilgi toplumu? olmakta gerektirir, hatta bu da yetmez bilgi ötesine de sıçramak şarttır.  Çünkü hiçbir toplum durağan yani statik bir yapı içerisinde varlığını devam ettiremez, mutlaka değişime yelken açmak zorundadır. Yok, eğer sırf tarım toplumu refleksiyle hareket edilecekse biliniz ki bu kafayla bir arpa boyu yol kat edilemeyecektir. Madem öyle vakit ?köhne ve demode olmuş anlayışları terk etme? vaktidir. Artık dünyadaki gelişmelere kapalı ülke konumda kalmak bize zûl gelmeli.  Mutlaka köklerimizden bağımızı kopmaksızın bilgi çağının gerektirdiği refleksle hareket etmek durumundayız. Bakmayın siz öyle militarist ve oportünist yaklaşımlarla toplumu üsten aşağı formatlamaya çalışanların çığırtkanlıklarına,  yeri geldiğinde tepeden yönlendirici ve toplumu dizayn etmeye yönelik politikacıların heveslerini kursaklarında bırakacak irade, erdem ve cesaret bu milletin sinesinde ziyadesiyle mevcut zaten.  Bakın koyun sandıkları o toplum yeri geldiğinde sandıkta hadlerini bildirip oyunlarını bozabiliyor.  Sadece sandıkta mı, tıpkı 15 Temmuz hain darbe girişiminde tankların altına yatarak ta heveslerini kursaklarında bırakabiliyor. Ne diyelim bize böylesi bir necip milletin elini öpmek düşer.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

            Demokraside üç saç ayağı vardır.

            Seçilmiş Başkanlık çatısı altında ?Güçlü meclis, güçlü iktidar, güçlü sivil toplum? tam demokrasiye giden yolda olması gereken üç sacayağıdır. Artık ülkemizde gelinen noktada güçlü meclis, güçlü yürütme, güçlü iktidar var olmasına var ama demokrasinin olmazsa olmaz şartı diyebileceğimiz sivil katılım sacayağı aksar durumda. Oysa ?Güçlü meclis, güçlü iktidar, güçlü sivil toplum? üçlüsü uyum halde işlerlik kazanmadığı müddetçe tam demokrasiden söz edemeyiz. Bürokrasinin ve  'sivil inisiyatif' oluşumların güçlü meclis ve güçlü yürütmeden kopuk olması ya da tam tersi durumun olması sosyal bunalımları beraberinde getirebiliyor. Hele bürokrasinin ve sivil toplum örgütlerinin kendi başına buyruk kesilmelerine hiç tahammülümüz olamaz. O halde yöneten-yönetilen, millet-devlet ikilemler arasındaki uyumsuzluklar her neyse onları bir bir tespit edip uyumlu hale getirme vaktidir.  Ne de olsa Türkiye başkanlık sistemine geçmiş durumda,  o halde toplumu tepeden tırnağa dizayn eden köhne uygulamalara son vermek pekte zor olmasa gerektir. En azından özel bir çaba gerektirmeyecektir.  Allah?a çok şükürler olsun ki Menderes?in  'Yeter artık söz milletindir' çizgisinden Tayyip Erdoğan'ın 'Sözde, kararda milletindir' çizgisine geldik. Malum, eski Türkiye?de bir takım siyasiler toplumu ancak seçim zamanlarında hatırlardı,  hatırladığı zamanlarda da habire oy istiyorlardı, ama her nedense topluma ?gelin siz de yönetime katılın? denmiyordu. Çünkü halk onların nazarında sadece birer oy deposuydu.  Dedik ya, neyse ki köprünün altından çok sular akıp geçti de edindiğimiz ibretlik tecrübelerle en nihayetinde halkımızla birlikte bizi ?oy deposu? olarak gören zihniyete pek itibar etmez olduk, böylece halk kendisiyle hemhal olacak lider etrafında teşkilatlanmakta. Bu sayede halk her türlü platformda sivil inisiyatifini de ortaya koyup kararda bizimdir diyecek noktadadır. Hatta halkımız değişik isimler altında dernekler, vakıflar kurmak suretiyle ?örgütlü toplum? olma yolunda çaba içerisine girmiş durumda. Böylece halk bir takım taleplerini örgütlendikleri sivil teşkilatlar aracılığıyla yönetimde ağırlığını ortaya koyabiliyor artık.  Gerçekten bu tür sivil dayanışma örgütlenmeler eski Türkiye'nin ayak izlerini silmesi bakımdan son derece sevindirici,  ama buda yetmez daha çok kat edilmesi gereken pek çok aşamalar var. Madem öyle, tez elden sendikalar, sosyal güvenlik kuruluşları, dernekler, vakıflar ve bütün sivil toplum teşkilatların ve halkın yönetime katılma gibi hamlelerini daim kılacak başkanlık sistemini taçlandırma vaktidir.  Taçlandıralım ki,  eski Türkiye?den kalan alışkanlıklarımız tamamen ortadan kalkmış olsun.

           Evet, Eski Türkiye?nin alışkanlıkları tamamen ortadan kalksın ki toplum kendi kendini idare etme bilincine varsın. Zaten bu bilince vardığımızda her şeyi devletten bekleyen zihniyet tarihin karanlık sayfalarına gömülmüş olacaktır. Öyle anlaşılıyor ki Başkanlık çatısı altında ileri seviyede demokratik yapılanma için ?Güçlü meclis, güçlü iktidar, güçlü sivil toplum?  üçlü sacayağının uyum içerisinde işler hale getirmek elzem gözüküyor.

        Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2338/bunalimdan-cikis-vakti

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM