24 Haziran dünyanın sonu değil

Türkiye yeni bir yönetim modeline geçerken, sosyal medyadan anlaşılıyor ki sinirler gergin.

Buna rağmen, Suruç’taki aşiret kavgası kokan cinayet dışında seçim süreci, bir iki basit kışkırtma saldırıları dışında, çok sakin bir havada geçti.

Bu halkımızın demokratik olgunluğa sahip olduğunun en güzel kanıtıdır.

Ve aslında çokça tekrarladığım gibi, diplomasız irfan sahiplerinin çokça olduğu bir büyük milletin, diplomalı cahillere rağmen,  vakur davranışının çok açık işaretidir bu…

Evet, bir yönetim modeli için, bu aziz millet bir kere daha sandık başına gidiyor.

Ve dünyanın gelişmiş demokratik ülkelerinde hiç olmayacak şekilde, bu aziz milletin sandığa gidişi çok yüksek oranlarda oluyor.

Bu da insanımızın yönetimle ne kadar ilgili olduğunun çok açık göstergesidir.

Bu da bu aziz milletin, eline geçen her fırsatta bu ülkeyi darbeden darbeye sürükleyen çetelere karşı ne kadar uyanık olduğunun kanıtıdır.

Gerçekten de değişik algı usulleriyle kafasının karıştırıldığı dönemlerde bile çetelerle yakın teması olduğuna inandığı siyasi partilere iktidarı hiçbir şekilde tam olarak teslim etmemiş, belki de iktidar için yanan yakılan bu siyasi kuruluşların havasını almak amacıyla onları koalisyonlara mecbur ve muhtaç etmiştir.

Mesela, 27 Mayıs Çetesinin yaptığı darbeden yaklaşık 16 ay sonra yapılan 1961 Yılı 15 Ekiminde yapılan Milletvekili Genel Seçimlerinde Milli Şef İsmet İnönü’nün Genel Başkanı olduğu CHP, solun temsilcisi olarak tek başına seçime girdiği halde; sağ seçmenin karşısına, başlarında milletin teveccühünü kazanmış liderlerin olduğu üç ayrı muhafazakâr parti çıkartılmıştır.

Bu parçalanmaya ya da dağınıklığa rağmen, darbecilerin gölgesi altında yapılan Genel Seçimlerde CHP, başında Milli Şef İsmet İnönü olduğu halde, tek başına iktidar olacak oyu alamamış ve darbecilerin yardımıyla muhafazakâr partilerle koalisyon yapmak zorunda kalmıştır.

Çünkü üç muhafazakâr partinin hiçbiri CHP ile koalisyon yapmak istememiştir.

Bunun içindir ki, Milli Şef İsmet İnönü’nün Genel Başkanlığındaki CHP’nin muhafazakâr partilerin en fazla oyu alan ve en fazla milletvekili çıkaran Adalet Partisiyle yaptığı koalisyon hükumeti Genel Seçimlerden sonra ancak 36 günde kurulabilmiştir.

Ve darbe çetesinin baskısıyla kurulan bu zoraki koalisyon 20 Kasım 1961 ile 25 Haziran 1962 tarihleri arasında yaklaşık 7 ay sürmüştür.

Adalet Parti koalisyondan çekilince, hükumeti kurma görevi yine İsmet İnönü’ye verilmiş ve diğer iki muhafazakâr parti CHP ile koalisyon yapmaya yanaşmayınca 27 Çetesi yine devreye girmiş ve hükumet krizinin yirmi beşinci gününde CHP-YTP-CMKP-Bağımsızlarla (çoğu Adalet Partisinden ayrılan milletvekilleri) yeni İnönü hükumeti kurulabilmiştir.

İsmet İnönü’nün yine darbecilerin yardımı ve baskısıyla kurabildiği bu hükumet yaklaşık 17 ay sürdü.

Ve muhafazakâr partilerle koalisyon kurma imkânını kaybeden İsmet İnönü, bu kez bağımsızlarla koalisyon kurmaya karar verdi.

Elbet güvenoyu alacak sayıya sahip değildi.

Darbe Çetesi yine devreye girdi ve YTP’nin dışarıdan desteği sağlanarak İsmet İnönü’nün azınlık hükumeti güvenoyu almış oldu.

İsmet İnönü’nün başbakanlığındaki bu hükumet de, darbe çetesinin olanca yardımına ve baskısına rağmen, yaklaşık 13 ay sürdü ve 12 Şubat 1965 tarihinde dağıldı…

Nihayet muhafazakâr partiler biraz kendilerine gelince, kendi aralarında koalisyon kurdular ve ülkeyi 10 Ekim 1965 seçimlerine götürdüler.

Ve 1965 Milletvekili Genel Seçimleri, her oyun değerlendirmesini esas alan fakat bir partinin iktidar olmasına imkân vermeyecek olan Milli Bakiye sistemine göre yapıldı.

Darbeci Çetenin bu seçim sitemi oyununu bu millet bozdu ve Süleyman Demirel’in Genel Başkanlığındaki Adalet Partisi, Demokrat Partinin 1950 Genel Seçimlerinde aldığı %52,68 oranındaki oyu neredeyse tekrarladı ve %52,87 oranında oy aldı.

Tam seçim arifesinde bunları niye mi yazdım?

Bu dönemin muhafazakâr siyaset bilimciler tarafından derinliğine incelenmesi ve CHP’nin demokrasiye nasıl da bağlı olduğunun bu aziz millete ve özellikle bu aziz milletin içindeki diplomalı cahillere gösterilmesi gerekir.

Evet, yeni bir yönetim sistemi ya da yeni bir yönetim modeli için bu aziz millet 24 Haziran’da çok önemli bir seçime gidiyor.

Yönetim ve yasama kesin hatlarıyla birbirinden ayrılacağı için, 24 Haziran Seçimlerine Yönetim ve Yasama Seçimleri de diyebiliriz.

Kısaca anlattığımdan anlaşılacağı gibi, bu aziz milletin diplomasız irfan sahipleri, önlerine konan nice engelleri aşarak buralara geldi.

Ve hiç olmayacak şeyleri, Rabbimizin lütfuyla oldurdu.

Bu bakımdan 24 Haziran Seçimlerinin bu milletin Cihan Devleti Yürüyüşüne engel olmayacak bir şekilde sonuçlanacağını…

Seçim sonuçlarını endişeli ve hesabi diplomalı cahillerin değil; hasbi ve mütevekkil diplomasız irfan sahiplerinin belirleyeceğine inanıyorum…

Çünkü bu milletin Cihan Devleti Yürüyüşü tarihin ve talihin gereğidir.

Allah cc bu aziz milletin yar ve yardımcısı olsun…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2305/24-haziran-dunyanin-sonu-degil.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar