Seçim sonrasında yeni Türkiye

Direnmek esas olarak insanın doğasında vardır.

Teklif edilen, önerilen, öne sürülen, bize sunulan soyut veya somut bir şeyi anında değerlendirip kabul edebilmek deha derecesinde bir akıla, bir ferasete, bir basirete, bir irfana sahip olmayı gerektirir.

Bu da insanlarımızın çok azında vardır.

Bir başka ifadeyle çoğu insanımızda böylesi bir kavrayış özelliği yoktur.

Bu da normaldir.

Bu bakımdan insanımız yeni bir duruma genellikle direnme ile karşılık verir…

Fakat insanımızın önüne konulan Yeni Türkiye teklifi, akşamdan sabaha oluşmuş ve bir kahvaltı telaşıyla insanımızın önüne konulmuş bir teklif değildir.

Bir başka ifadeyle geçmişten günümüze siyasi partilerimizin yetkili organları veya liderleri bu sistemin yürümediğini çok değişik şekillerde ifade etmişlerdir.

Nitekim yeni yönetim sistemine karşı olan Millet İttifakının Partileri de, yeni sistemi değiştireceklerini ve gerçek parlamenter sistemi getireceklerini ifade etmektedirler.

Hal böyleyken yeni yönetim sistemine karşı bu direniş nedendir mi diyorsunuz?

Sorunun cevabına en sondan başlayalım:

İnsanımızın önüne konulan yeni yönetim sisteminde, bir siyasi parti başkanı, bir gecede, bir talimatla 15 milletvekilini bir başka siyasi partiye ödünç veremeyecektir.

Ve elbet siyasi partinin verdiği bu milletvekilleri verilen siyasi parti tarafından kabul edilmeyince, bu milletvekilleri geri alınamayacaktır.

Bir başka ifadeyle yeni yönetim sisteminde bu tür siyasi hokkabazlıklara yer olmayacaktır.

Ve böylesi bir hokkabazlık olduğu halde hiç kimsenin neredeyse ses çıkarmaması…

Milletvekillerini veren partiyi destekleyen kalemşörlere göre bunun faziletli bir davranış olarak takdim edilmesi ise bu siyasi hokkabazlığının ne kadar pespaye olduğunun bir başka göstergesidir.

Bir milletvekilinin yaklaşık 140 000 insanımızın temsilcisi olduğunu dikkate aldığımızda ise siyasi parti başkanının gücünün boyutlarını görebiliyoruz.

140 000 X 15 = 2 milyon100 bin insanımızın temsilcisi olan Milletvekilleri bir işaretle yol ve yön değiştirebiliyor ve bunun adı parlamenter sistem oluyor.

Evet, yeni yönetim sistemine direnişin hemen akla gelen sebeplerinden ilki budur.

Siyasi parti başkanları işte ellerindeki bu gücü kaybetmek istemiyorlar.

İkincisi…

CHP ve eksenindeki hiçbir siyasi parti yeni yönetim sisteminde değil iktidarın ucundan kıyısından ortağı olmak; iktidarın yanından yöresinden bile geçemeyecektir.

Bunun nedeni ise açıktır:

Ülkemizin genel seçmen dağılımı, çok sayıda yeni seçmen devreye girmiş olsa da, esas olarak %70 sağ seçmen, %30 sol seçmen durumundadır.

Böyle bir seçmen dağılımında sağ ne kadar oy kaybederse kaybetsin, tıpkı şu an yürürlükte olan Cumhur İttifakında olduğu gibi, el ve gönül birliği ettikleri sürece, sola hiçbir zaman Cumhurbaşkanlığını yani hükümeti yani iktidarı vermeyeceklerdir.

Solun asıl sıkıntısı budur…

Üçüncüsü…

Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminde, kimi zaman ayları alan hükumet kurma ve güvenoyu alma süreci ortadan kalkacaktır. Bu da her alandaki vurguncuların haksız ve yüklü kazançlarının önüne geçecektir.

Bu da özellikle geçmişten bu güne devletten zengin olmuş ve solu destekleyen büyük sermayenin işine gelmeyecektir.

Bir başka ifadeyle, sermayenin hükumet sistemi üzerindeki etkisi, gücü, baskısı ortadan kalkacaktır.

Dördüncüsü…

İyi işleyen bir yönetim sistemi, mutlaka güçlü ve çabuk karar alabilen bir iktidar demektir.

Bu da ülke olarak büyümenin en önemli itici gücü olacaktır.

Böyle bir durum köhnemiş; giderek çürüyen ve çöken Haçlı Avrupa’sının ve dünya jandarması ‘Domuz Sever Sığır Çobanlarının’ hiç işine gelmeyecektir.

Bu bakımdan Haçlı Hristiyan dünyası büyüyen ve güçlenen bir Türkiye’den derin endişe duymakta; kendi değerlerini hiçe sayarak, ülkemizdeki bütün terörist grupları ve terör eylemlerini akla gelen bütün imkânlarıyla desteklemektedir.

Oysa korkunun ecele faydası yoktur…

Çünkü bu millet Cihan Devleti Yürüyüşüne başlamıştır.

Bu yürüyüşün doğal sonucu olarak topyekûn haçlı batının korktuğu başına gelecek ve bu millet Cihan Devletini kuracaktır.

Bu milletin Cihan Devletini kurması demek:

Topyekûn İslam Ülkelerinin ayağa kalkması, sahip oldukları zenginlikleri kendilerinin kullanması, gelişmeleri, güçlenmeleri, kan ve gözyaşından kurtulmaları demektir.

Elbet böyle bir gelecek talanla geçinen batının gerçekten batması demektir.

Evet…

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasına imkân veren bir seçim olacaktır.

Böyle bir seçimde sonucu belirleyecek olan endişeli ve hesabi diplomalılar değil…

Sağduyulu yani irfan sahibi, tevekkül erbabı, Allah’a cc teslimiyeti tam halkımız olacaktır…

Allah cc günümüzü de, sonumuzu da hayreylesin…

Rabbim yeni yönetim sistemiyle bu milleti Cihan Devletine kavuştursun…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2296/secim-sonrasinda-yeni-turkiye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar