'Komşu anneye bir kap yemek götürmek!'

Eklenme Tarihi: 13.06.2018 08:29:00 - Güncellenme Tarihi: 17.02.2020 11:06:02

Ramazandayız ve birkaç gün sonra Bayram?

Nerede o eski bayramlar, nerede o eski günler diye hayıflanmayan var mıdır? Sanıyorum yoktur, hele eski bayramları içine sindirerek yaşamışlar için kesinlikle yoktur?

Bu nedenledir ki geçmişten süzülüp gelen kadim kültürün sarıp sarmaladığı hayatımız ve düşünce dünyamız bizi hep ?nerede o günler!? öykünmesine zorluyor!

Aslında bilişim teknolojilerinin bu kadar hayatımıza girmediği, küreselleşme akımının bu kadar gücünü hissettirmediği dönemlerde yani geçmişte sanki zaman daha yavaş akıyordu ve sanki daha fazla iz bırakan hatıra yüklüyorduk belleklere, hafızaya?

Ne kadar çok iz var, ne kadar çok hatıra birikmiş hafızalarımıza! Düşünelim ve ne hoş, ne güzel, ne kalıcı izler bırakmış benliğimize?

İşte bu yazıda; daha eskilere gitmek ve kadim kültürümüzün bize sunduğu değerlerden bazılarına dikkat çekmek ve özellikle gençlere bu değerlerin hala var olduğunu, bunları kaybetmemek için sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini hatırlatmak istedim?

Bilenin bilmeyene borcu var!

?Bilenin bilmeyene borcu var!?. Bu söz Tema Vakfı?nın Onursal Başkanı Sayın Hayrettin KARACA?ya ait. Düşünüldüğünde her birimizi bağlayan ve mutlaka bir şeyler yapmamızı gerektiren özlü bir söz. Buna göre hepimiz borçluyuz. Pekala kime dersiniz?

Her birimiz bir diğerimize karşı borçluyuz. Özellikle bildiğimiz bir konuyu bir bilmeyene anlatmadığımızda, borcumuz kesin. Bu borcu ödemenin yolu ise kesinlikle ekonomide vazgeçilmez bir değişim aracı olarak kullandığımız ?para? değil.

Sözün özü bu: bilgiyi paylaşmak. Ancak bilgiyi paylaşmak için öncelikle bilgiye sahip olmak gerekiyor. Bunun içinse Karaca?ya göre önce okumak ve bilgilenmek, sonra ilgi duymak ve doğru tepki vermek! gerekiyor. Peki neye karşı doğru tepki? Toplum yararını ve dolayısıyla doğal varlıkları tehdit eden tüm yanlışlara müdahale etmek için, inisiyatif almak, iyi ve doğruyla toplumu buluşturmak için?

Toros Dağ Köyleri ve Karaca

Sayın Hayrettin Karaca ile ilk yüz yüze görüşmemiz 1994 yılında gerçekleşmişti. Çukurova Üniversitesi?nde doktoralı bir asistanken Proje Liderliğini kırsal kalkınma alanında duayen Prof. Dr. Onur Erkan hocamızın yaptığı Mersin ve Adana İllerini kapsayan ?Toros Dağ Köylerindeki Küçük Ölçekli İşletmelerin Geliştirilmesi? projesinde görev aldığımız dönemde Karaca ile karşılaşmıştık. Proje kapsamındaki Erozyonu önlemeye dönük çalışmaları görmek üzere gelmişlerdi, doğa ve toprak sevgisi kayda değerdi, etkilenmiştim. Türkiye?nin ilk sanayi ürünü ihracatçılarından olmasına rağmen 1992 yılında bir karar alarak Sayın Nihat Gökyiğit ile birlikte Tema Vakfını kurmuş ve kendisini ülke topraklarının korunmasına adamış bir gönül eri olarak dağ tepe geziyordu. Tabii sonraki yıllarda da görüşme şansımız oldu. Cumhuriyeti özümsemiş kadim Osmanlı kültürüne bağlı ve toprağına aşık bir insan olarak durmadan yürüyordu?

  Sayın Hayrettin Karaca ile son görüşmemizin üzerinden ise beş yıldan fazla zaman geçti, Allah selamet versin, kendisi o günlerde 90 yaşındaydı ve daha önce bir bölümünü okuduğum ve yine kendisinden dinlediğim görüşlerini, biraz daha kapsamlı olarak tekrar dinleme şansı bulmuştum.

Temel gücümüz kadim kültürümüz

Yine ülkesine duyduğu sevginin kaynağının, aileden ve toplumdan aldığı kültürle olan ilişkisi üzerinde duruyordu ve ?bizi ayakta tutacak temel güç kültürümüzdür. Bu kültür büyük kentlerde kalmamış görünüyorsa da Anadolu da hala yaşıyor, bu bizim zenginliğimizdir.? görüşünü dile getiriyordu.

Karaca 1922 yılında Bandırma?da Kırım göçmeni Zehra Hanım ve Halil Efendi?nin evladı olarak hayata gelmişti. Özellikle Kurtuluş Savaşı sonrasına denk gelen çocukluk yıllarındaki ortak kültürden, komşuluk ilişkilerinden bahsederek toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın o zor günlerde ve sonrasında ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seriyordu. Konuşmasının bir bölümünde yaşantıyla kazanılanların kültür olduğunu vurgulayarak çocukluk dönemlerine dönmüş ve o kültürün nasıl oluştuğunu tekrar yaşayarak o günlerdeki ruh haliyle anlatmıştı:

?- Bizim oturduğumuz mahallede çevreye göre durumumuz iyiydi. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ancak büyüklerimiz ?olanın, olmayana borcu vardır, komşusu aç iken tok olan bizden değildir??, dediler ve bu değerleri benliğimize işlediler? Ben bu kültürle yetiştim. Fakirlik yaygındı ama aç komşumuz yoktu. Annem akşam olunca kimsesiz komşumuza yemek götürmem için, avucuma bir kap sıcak yemek koyardı. Kulağıma da eğilip, 'Komşu anneye götür' derdi. Etrafta onu duyacak kimse yoktu, ama bu aslında bana ?kimse görmesin Hayrettin?, mesajıydı. İyilik ve yardım gizliydi. Komşu annenin yağını, odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı. İşte o bize has kültürdü, bize özgüydü. Savaştan çıkmış bir Türkiye'de 'fakirim' diyen çoktu. Ama 'açım' diyen yoktu. Paylaşımın gerekliliğini orada yaşadım, oradan aldım bu kültürü??

?Yine bize ayakkabı alınırdı. Ama o ayakkabılarla annem-babam bizi sokağa çıkartmazlardı. Herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım, çünkü kimsede ayakkabı yoktu. Diğer çocuklarla sokakta eşit olmalıydık, onlar görüp üzülmemeliydi?''

?Bugün ne yazık ki özellikle büyük kentlerde bu kültür kayboluyor, kaybolan ve giden budur. Ama ümitsiz olmamalıyız. Anadolu'yu gezerken, bu değerleri hala yaşatanların olduğunu da görüyorum Ama bu da giderse telafisi zor noktaya geliriz. Bunu yaşatmalı, geliştirmeliyiz."

Tüketim kültürü hızla yaygınlaşıyor, bundan kendimizi korumalıyız. İhtiyacımız olanı tüketmeliyiz. Nedir? benim ihtiyacım: doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam. Bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Param da olsa buna hakkım yok. Tüketim çılgınlığı değerlerimizi yok ediyor. Çocukluk dönemlerimdeki "komşuyu aç bırakmayan" kültür yeniden diriltilerek, yoksullukla ve açlıkla savaş mümkün olabilir. "Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte biz o gözü açları doyurmayacağız.?

Kısaca; Hayrettin Karaca çocukluk yıllarını ?Olanın olmayana borcu vardır?, anlayışının hakim olduğu bir dönem olarak tanımlıyor ve bu kültürün hızla kaybolduğundan yakınıyor.

Bugün ise ?Olanın olmayana, Bilenin bilmeyene borcu var?, noktasında gelindiğini belirterek; ümitsizliğe yer olmadığını ve çözümün ?okuyarak ve bilgiyi paylaşarak? Türk toplumunun bilinçlendirilmesiyle çözüme ulaşabileceğini savunuyor. Bu bilinci toplumda hakim kılmak içinse; bilgi-ilgi ve tepki üçlüsünden yararlanılmasını öneriyor.

Özellikle ilgi duymanın ve tepki vermenin ilk koşulunun ?bilgi sahibi olmaktan? geçtiğini; bunun ise yeni bilgilere ulaşmakla, yani okumakla mümkün olabileceğini belirtiyor. Bu nedenle kendisinin topluma bilinç kazandırmak yönünde görevi olduğunu ve ?topluma karşı borçlu olduğunu? ve bunu okuyarak ödemeye çalıştığını ifade ediyor. Kısaca; ?Okumak ibadettir, okumamaksa cumhuriyete ihanettir?, diyor?

Bu düşünceler yıllar önce TÜBİTAK tarafından basılan yabancı yazarlı bir eserde okuduğum bir düşünceyi çağrıştırdı. Kitapta şöyle diyordu: ?Bir toplumun en saf isteği bilimsel bilgidir.? Bu ifade ile Sayın Karaca?nın düşünceleri arasında bir paralellik olduğunu söylemek mümkündür.

Sonuç olarak; bilimsel bilgi, sorunların çözümü ve kaynakların etkin kullanımı için anahtardır, ışıktır ve çıkış yoludur. Bu çerçevede;?Toplumun en samimi isteğinin bilimsel bilgi olması doğaldır?. Bunu gerçekleştirmek içinse; ?Bilenin bilmeyene borcu olduğu? düşüncesini ve bilgiyi paylaşarak yaymak yönündeki anlayışın toplumda hakim kılınması esastır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2284/komsu-anneye-bir-kap-yemek-goturmek

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

12.02.2020 Birinci Tarım Şurası ve Öncesi
20.01.2020 Bir yenilgi biçimi: 'Daha iyisini yapamam!'
16.01.2020 Uluslararası Antalya Kongresi
14.01.2020 Dijital Dönüşüm Süreci ve Yükseköğretim
22.12.2019 Dünya Tarım Gazetecileri ve Antalya Forumu
07.11.2019 Çelik Metreli Belediye Başkanı - 5
06.11.2019 Trafikte görmezden gelinen gerçekler - 4
16.10.2019 Trafikte kural tanımazlığın anatomisi -3
25.09.2019 'Ben trafiğe karşıyım!' Trafikte insan, kurum ve mevzuat -2
10.09.2019 Trafikte insan, kurum ve mevzuat -1-
21.08.2019 Tarımda Modernizasyon: Teknoloji ve İnsan
08.08.2019 Tarımda Modernizasyon: Teknoloji ve İnsan
01.08.2019 Kaplıca Kültürü ve Termal Turizm Ekonomisi
14.07.2019 Bilge Ülke Türkiye
04.07.2019 'Gelin Kardeş Olalım!'
25.06.2019 AB?de Tarım ve Sosyal Politika Eşgüdümü
23.06.2019 Altın Susam?in Markalaşma Potansiyeli
10.06.2019 Samimiyet Testi ve Toplumsal Refah!
25.05.2019 Osmanlı?nın Afrika?da Kadim İzleri
05.05.2019 Türkiye?nin Alternatif Turizm Şansı
13.04.2019 Antalya'nın Dördüncü T'si Teknoloji
10.04.2019 Sanayi ve Tarım Politikalarında eş güdüm ihtiyacı
07.04.2019 On beş mart 2019?a dair?
27.03.2019 Halkın feraseti ve beka meselesi!
11.03.2019 İstanbul?un ya da Antalya?nın vefası!
26.02.2019 Kavramlar üzerinden kutuplaşmak!
17.02.2019 Markalaşma ve bir başarı hikayesi!
09.02.2019 Türkiye markası ve zihinsel eşik!
31.01.2019 Eyvah! Saman ithal ediyoruz, tarım sektörü battı
18.01.2019 Rauf Denktaş Stratejik Araştırmalar Enstitüsü
30.12.2018 Akıllı teknolojiler ve tarım 4.0
15.12.2018 Türkiye'nin marka şehir vizyonu
11.12.2018 Türkiye?nin turizm stratejisi ve sosyal politika işlevi
05.12.2018 Türkiye su zengini mi?
30.11.2018 2019 Türkiye ve dünyada Çorum yılı!
11.11.2018 Ulusal ekonomiler ve küresel şirketler
29.10.2018 Türkiye Gemisi 29 Ekimde limanda!
26.10.2018 Araştıma ve Geliştirme Politikaları
13.10.2018 Astronot yada çiftçi olmak!
03.10.2018 Halep?te bilim, savaş, medeniyet!
26.09.2018 İnsan ömrü 280 yıl!
19.09.2018 Pakdemirli ve tarım üzerine
11.09.2018 Kötüyü bertaraf etme reçetesi
06.09.2018 Küresel ısınma insanlık için tehdit mi??
31.08.2018 Dünya Peynir Şampiyonlar Ligi
27.08.2018 Süt sektörü ve peynir vizyonu
16.08.2018 Kaos tellalları!
10.08.2018 Bedirhan bebek!
04.08.2018 Uzman Bilgi ve Tarım Danışmanlığı ?
19.07.2018 Niyet Halis ya akibet!
12.07.2018 Acının günü!
01.07.2018 Prof.Dr. Tauf Nigzes
23.06.2018 Kent kültürü ve beyin göçü!
21.06.2018 İki seçenek var!
13.06.2018 'Komşu anneye bir kap yemek götürmek!'
12.06.2018 Kent kültürü ve beyin göçü!
30.05.2018 Gezide kaybolmak!
24.05.2018 Antalya?nın bir 'Güzel Ada'sı ?
20.05.2018 Bir Osmanlı güzeli ?Cumalıkızık?
18.05.2018 Üniversite ve yerel dinamikler-2
17.05.2018 Üniversitenin sinerjik etkisi
10.05.2018 Halkın vizyonu ve koltuk kapmaca!
02.05.2018 Başkanlığın götüreceği süreç!
28.04.2018 Zihin Kestiren Sistemler
19.04.2018 Kırın örtülü zenginliği
05.04.2018 Marka Olmak yada Olmamak!
28.03.2018 Yeni kuşak tatlandırıcılar - 2
27.03.2018 Şeker ve Tatlandırıcılar Sektörü
15.03.2018 Hakikaten ?Ne işimiz var Afrin?de!?
05.03.2018 Müttefiğe Zeytin Dalı!
31.12.2017 BİLİMİN IŞIK ETKİSİ!
24.12.2017 KENDİNE YABANCI!
20.11.2017 BEDBAHT İNSAN TİPOLOJİSİ
27.09.2017 DİL BAYRAMI; MİLLÎ EĞİTİM ve ENGRİ BÖRDS
18.09.2017 ÜNİVERSİTENİN TOPLUMSAL ROLÜ !
11.09.2017 İYİLERİN ZİRVE ÇAĞI
30.08.2017 30 AĞUSTOS: ?BİR OLMAK, VAR OLMAK !?
27.08.2017 TARIM CİDDİ BİR İŞTİR, ROMANTİZMİ KALDIRMAZ
12.08.2017 MEDYA'NIN MEDYASI! Ya da MEDYA?NIN MEDYAN?I OLMAK!
01.08.2017 ÂKİL İNSAN OLMAK!
23.07.2017 Türkiye Haklı !
28.06.2017 DUYGUSAL TEKNOLOJİ!
23.05.2017 HER YÜZYILDA YENİ BİR ENERJİ!
26.01.2017 BAŞKANLIĞA GÖTÜREN SÜREÇ!
28.12.2016 KARANLIKTAN DİRİLİŞE-2
25.12.2016 KARANLIKTAN DİRİLİŞE-1