Aleviliği de Sunniliği de okumayan bilmeyen insanlarımız!


Sivas’ta, Madımak katliamı olduğunda ben Türkiye gazetesinde köşe yazıları yazıyordum. Orda, kendi sütunumda dedim ki: Bu Madımak faciasını vahşet, cehalet, gaflet, dehşet, ihanet… kelimeleri ile anlatamayız.
Bu kelimeler bu rezaleti ifade edece güçte değillerdir. Biz, birin bin misline bin diyoruz. Binin bin misline: milyon, milyonun bin misline, milyar diyoruz. Şimdi biz: cehaletin, vahşetin, gafletin, ihanetin, rezaletin… bin mislini ifade eden yeni kelimeler bulmalı, bu Madımak ihanetini o kelimelerle ifade etmeliyiz. Ben, dün olduğu gibi bugün de böyle düşünüyor, böyle konuşuyor, böyle yazıyorum.
Madımak ihanetinden 3 gün sonra, Erzincan’ın Başbağlar Köyünde, bir takım alçak adamlar, “Sivas’ın intikamını alıyoruz!” vahşetiyle silahlanarak orada 37 Sunni vatandaşımızı katlettiler. Köyü, hayvanlarıyla birlikte yaktılar. Caniler, kısa bir süre sonra yakalandılar. Suçlarını itiraf ettiler. Sonra, mahkemeye çıkarıldıklarında, “Biz o ifadeleri zorla verdi!” dediler, tahliye oldular ve derhal Türkiye’yi terk ettiler. Kaçıp gittiler. Aradan 35 yıl geçmesine rağmen bulunamadılar. Madem bu vahşetin içinde yoktular neden evlerini, barklarını, çoluk-çocuklarını bırakıp kaçtılar?
Şimdi benim üzerinde durmak istediğim konu şu: Bir takım kimseler, her sene Sivas vahşetini tel’in etmek için yürüyüş yapıyor, hatta uzak şehirlerden kalkıp Sivas’a kadar geliyorlar. Atatürk heykeli önünde bağırıp çağırıyorlar. Fakat o kişiler, Başbağlar vahşeti karşısında tek kelime söylemiyorlar. Neden? Sivas’ta Madımak Oteli’nde katledilenler insandır da, Başbağlar’da vurulanlar hayvanlarıyla birlikte yakılanlar odun mudurlar? Bu sessizlik nedendir?
Türkiye’de Sünnileri Alevilere, Alevileri de Sünnilere karşı düşman haline getirmek isteyen, onları birbirleriyle vuruşmaya, döğüşmeye götürmek isteyen hain kişiler, kuruluşlar, devletler var. Peki, biz nasıl çıkarız bu ihanet çemberinden? Okuyarak, araştırarak, inceleyerek, bilerek çıkarız. Peki, kim yapacak bu önemli işi? Devlet yapacak. Devlet yapıyor mu bu çok mühim hizmeti? Kat’iyyen yapmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığımız yapıyor mu? Yapmıyor! Alevi dedeleri yapıyorlar mı? Yapmıyorlar! Peki, nasıl ortadan kalkacak bu rezil, bu korkunç, bu alçak ikilik? Bu saçma-sapan düşmanlık?
Hz. Ali Efendimiz buyuruyor ki: “Gerçeği duyarak değil, okuyarak, araştırarak, görerek öğrenin!” Okuyor muyuz, araştırıyor muyuz? Düşünüyor muyuz?
Ben 82 yaşındayım. Bu yaşıma kadar, sadece bir defa, İstanbul’da aklı başında bir vaizimizi dinledim. Neden? Çünkü vaizlerimiz, bu konuyu bilmiyorlar. Bilenler de korkularından konuşamıyorlar. Peki, nasıl halledeceğiz biz bu çok önemli mes’elemizi?
Madımak felaketinden sonra, Aleviler adına konuşan-yazan birtakım karanlık kafalar, Madımak Oteli’nin bir müze haline getirilmesi için yazdılar, konuştular. Aynı konuda, devrin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a hitaben, ben de Türkiye Gazetesi’nde üç ayrı makale yazdım. Dedim ki: Madımak Oteli’ni müze haline getirmek, kel başa şimşir tarak almak gibidir. Siz Madımak Oteli’ni, altın bir çerçeve içine alarak müze haline getirebilirsiniz. Ama, ortalığa hakim olan bu dehşetli cehaleti ortadan kaldıramazsınız. Dün Madımak Oteli’ni ve 34 vatandaşımızı yakan rezil adamlar, yarın çıkar müze haline getirdiğimiz o binayı da yakıp yıkarlar. Siz, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin MAKALAT isimli 64 sayfalık çok mühim eserini, en az beş milyon adet bastırarak okullarımızda okutabiliyor musunuz? İşte, esas hizmet budur. Madımak Oteli’ni müze haline getirmek, çok ama çok kolay, faydasız bir iştir. Ama MAKALAT kitabını beş milyon bastırarak halkımıza ve çocuklarımıza okutmak, çok ama çok zor, anlatılmayacak kadar çok zor bir iştir!”

Bu düşüncemi bakanın yüzüne karşı da söyledim. He! Hü! diyerek geçiştirdi. Sonra milyonlarca istimlak bedeli ödeyerek Madımak Oteli müze haline getirildi. Ama kapısı önüne 24 saat ayrılmamak üzere iki polis, nöbetçi olarak konuldu. Ben, Anklara’da, İçişleri Bakanlığımızın salonlarında, yeni kaymakamlarımıza, iki defa Alevilik konusunda konferans verdim. Bizzat Talat Paşa’yı örnek vererek onlara anlattım ki: Alevilik konusunu bilemezseniz, kat’iyyen başarılı idareci olamazsınız. Bir cümle söylersiniz bütün Alevileri veya bir cümle söylersiniz bütün Sünnileri kırarsınız. Tek doğru yol, bu konuyu çok iyi bilmektir.” diyerek onlara Aleviliği onlara olduğu gibi anlattım. Kültür Bakanlığı’na Fikri Durmuş Sağlar gelince –ki çok cesur bir Marksist idi- beni derhal o vazifeden aldı. Beni konuşturmadı.
Şimdi, benim samimi kanaatim şudur: Türkiye’de, milyonlarca Alevi ve Sünni vatandaşımız arasında, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin MAKALAT isimli eserini okuyanların sayısı, üç-beş bin sayısını kat’iyyen geçmez. Geçmediği için, Madımak ve Başbağlar facialarını yaşıyoruz.
Kur’an, boşuna mı “oku!” emriyle başlıyor?
Okumayan, kulaktan dolma dedikodularla konuşan-yazan kişiler, ne Aleviliği ne de Sünniliği doğru bilmemektedir. En büyük düşmanımız cehalettir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2264/aleviligi-de-sunniligi-de-okumayan-bilmeyen-insanlarimiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar