Mücadele ve insan

Eklenme Tarihi: 03.06.2018 07:44:00 - Güncellenme Tarihi: 21.01.2020 17:45:47

Mücadele, hayatın esası gibi görünüyor. Hayatta kalabilmek için aklı, zekâyı kullanarak çalışmak zorunda olmakla, doğayla giriştiğimiz mücadeleyi kendimizi de doğayı da istismar etmeden kazanmak zorundayız.

Akıl ve zekâ, doğayla giriştiği mücadeleyi, onu alt etmek için kullandığı takdirde alt etme, insanın kendisine yönelir. Akıl ve zekâ, doğası gereği böyle bir teşebbüste bulunamaz. Duygusal olarak da böyle bir istek, insanın duygusal olarak tahrip olmasına neden olacağı için insanın zararına olacaktır.

Öyleyse doğayla bir mücadeleden ziyade onu tanıma, bilme ve doğada bu tanıma ve bilmeye göre yaşamak, insanın bu mücadelesinde temel amaç olmalıdır. Bunun yolu da bilimdir. Doğayı, yaratıcılık özelliği bakımından ele almak, ondaki uyumu fark etmek bakımından da sanattır. Bilim, aklımıza ve zekâmıza, sanat da duyu ve duygularımıza zevk verir.

Bu iki yol, aynı zamanda insanın kendi varlık koşulları çerçevesinde kendisini gerçekleştirmesinin de en uygun yolu gibi görünmektedir. Böylesi bir gerçekleştirme, zorunlu olarak doğayı dost görmeye bağlıdır. Öyleyse doğa karşısında kendimizi korumanın ve ondan gelebilecek olan tehlikelere karşı korunmanın yolu, onunla dost olmaya, onu sevmeye, onu tanımaya ve bilmeye bağlıdır.

Doğa karşısındaki durumumuz ile başkaları karşısındaki durumumuz da farklılıklar olmakla birlikte birbirlerine benzerler. Başkaları karşısında olmak, aslında toplum içinde olmak demektir. Toplumla ilişki de, bir tür mücadele ilişkisidir. Bu ilişkide de iki husus ortaya çıkar. Bunlardan birincisi ahlak, diğeri de hukuktur. Çünkü bizim başkalarıyla ilişkimiz, muhakkak bir kurallar sistemi içerisinde gerçekleşir. Kurallar sistemini de en başta ahlak ve hukuk sunar.

Toplumsal ilişkiler, kamusal alanın ilişkileridir. Kamusal alanın ilişkileri, kişinin kendisini gerçekleştirmesinin de zemininde bulunur. Hedefleri olan insan, yeteneklerine ve bilgi birikimine göre bu hedefleri ile kendisi arasında uygunluk kurmak zorundadır. Uygunluğun olmadığı durumlarda hedef değişmediği takdirde, insanın kendi eksikliğinden kaynaklanan hırsları, eğilimleri devreye girer. İşte bu durumda onları kontrol edecek olan ahlak ve hukuk yaptırımını kaybederse böyle bir kamusal alan, ahlak zaafının başlamasına da izin vermiş olur. Bundan dolayı da bu alan, hiçbir biçimde gerçek manada kişinin kendini gerçekleştirmesine uygun bir zemin haline gelemez ve güvenirliliğini kaybeder.

Böyle bir olumsuzluğa düşmemenin yolu, hukuk ve etik arasında karşılıklı olarak birbirlerini hem denetleme ve kontrol etme hem de birbirlerini destekleme yolunda birlikte hareket etmeleridir. Bu, insanın başkalarıyla giriştiği mücadelenin etik ve hukuk içinde kalmasının da yolu anlamına gelir.

İnsanların hırslarının önüne geçmek zordur. Bencilliklerinden kaynaklanan kıskançlık, öfke, kin gibi duygular, ona çok rahat bir biçimde etik dışı davranışlarda ve hukuk dışı eğilimlerde bulunmasını sağlatabilir. Eksikliklerini farklı yollar deneyerek kapatmak ve tatmin bulmak isteği karşısında kişi, yanlışa meyletmiş demektir. Nitekim durum pek de farklı değildir. Çünkü hukuk gereği gibi işlemediğinde etik dışı davranışlar artmakta, etik dışı davranışlar artıkça da hukuk sürekli zaafa uğramaktadır. Bundan dolayı adalet, hukuk sürecini etik olarak kontrol edebilecek bir sistem içerisinde mümkün hale gelir ve bu durum, hem hukuku hem de etiği sağlamlaştırır.

Asılsız ihbarlarla insanlara iftira atanlar, kendi ahlaksızlıklarını gerçekleştirmek için hukuku kullananlardır. Nitekim hain FETÖ kalkışmasından sonra bu türlü durumların yaşandığına şahit olduk. Böyle bir etik dışı davranışın hukuku araç olarak kullanmak isteği anlaşıldığı anda, böylesi iftiralarda bulunanların şiddetli bir biçimde cezalandırılması, böylesi etik dışı davranışların önüne de geçmenin bir yolu aynı zamanda. Bu, hukuk yoluyla etik olanın korunması olduğu gibi hukukun da kendini araç olarak kullanmak isteyenlere karşı kendisini de korumasının bir yoludur.

Bunlarla ifade etmeye çalıştığım husus, başkalarıyla giriştiğimiz mücadelenin iki önemli dayanağı olmalıdır. Birincisi etik, diğeri de hukuktur. Bu dayanaklara bağlı bir mücadele, insanın kendisiyle mücadelesinde kazandığı liyakat ile alakalıdır. Bundan dolayı insanın en önemli mücadelesi, kendisine karşı giriştiği mücadeledir. Bu mücadelenin de başarılı olması, insanın kendisini tanımasına bağlıdır. En zor olan tanıma ve bilme biçiminin üstesinden gelemeyenin doğayla mücadelesinde bilim ve sanat yolunu takip etmesi mümkün olmadığı gibi doğayı tahrip eden bir hareket tarzı içerisine girmesi kaçınılmaz bir hal alır. Yine kendisini bilme ve tanımayı gerçekleştiremeyenin başkalarıyla olan mücadelesinde de ahlak ve hukuk dışı davranışlara girmesi büyük ihtimalle önüne geçilemeyen bir durum olur. Çünkü kendisini bilmeyen, hak etmediği bir şeyi ister ve onu hedefine koyar. Bu hedef için her yol, mubah hale dönüşür.

Mücadelesi olmayan insan yoktur. Sorun; bilim ve sanattan uzak, ahlak ve hukuk dışı olana eğilim ile kişinin kendisinden uzak ve yabancı olma halidir. Başımızı derde sokan da, bu haldir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2260/mucadele-ve-insan

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI