Bir garip tahlil...

Eklenme Tarihi: 27.05.2018 07:03:00 - Güncellenme Tarihi: 18.01.2020 05:58:29

Uzun bir zamandan bu yana bu köşede yazı yazamadım. Daha doğrusu bazen yazmadım, bazen de yazamadım. Yoğun bir seyahat dönemi, bunun en büyük sebebi idi. Bazen de yazmak gerektiği halde yazmak için bir heyecan duymadığı zamanlarda da insan yazamıyor ya, benimki biraz öyle de oldu.

Oysa yazamadığım iki, iki buçuk aylık süre içerisinde memlekette ve dünyada ne olaylar yaşandı, ne gaflar yapıldı, ne çamlar devrildi, ne kararlar alındı!...

Bütün bunlara ilişkin olarak arkadaşlarımız çok yazılar yazdı. Ramazan ve oruç üzerine söylenmeyen söz kalmadı. TV programlarındaki irşad edicilere ne de yaman sorular soruldu, terletildi mübarekler. Şimdi de adaylar, ittifaklar, hainler, devlet ve millet sevdalıları hakkında da yazılar yazılıyor. Yazılmaya elbette devam edilecek. Söz konusu olan kamusal alan olunca, herkes fikrini belirtmeli.

Kamusal alan, mahrem alanımızın kendisini ifşa ettiği yer değildir. Kamusal alana mahrem alanın ilgi ve ihtiyaçlarıyla birlikte niteliklerini dahil etmeye başladığınızda kamusal alanı bozar, mahrem alanı da orta malı haline getirirsiniz. Adına da toplumsallık, böyle bir şey der, çıkarsınız. Oysa bozulmuş olan bir alandan herkese hakimiyet kuracak ahlaki bir güç bekleyemezsiniz. O alan, kendi sınırlarını ihlal etmek suretiyle kendisini bozar ve kendisine yabancılaşır. Sanki böylesi bir yabancılaşmayı yaşıyor gibiyiz.

Ama ne yapalım! Günümüzde geçerli olan şey, görünür olmak... Nasıl görünürsen görün ama lütfen görün mantığı geçerli. Gözün böylesine doyduğu bir tarihsel dönem hemen hemen hiç yaşanmadı. Göz önünde olmak ama aynı zamanda herkesi de gözetlemek dediğimiz bir durum yaşanıyor.

Bunu şöyle formüle edebiliriz: Herkesi gözetle, kendin de gözetlen ve bundan mutluluk çıkar! İşte bu durum, bütün alanların iç içe girdiği, sınırlarının ortadan kalktığı, kendilerinin belirsizleştiği bir duruma da işaret ediyor.

Böylesine bir durumda her birimiz birer gözlemci olduğumuz gibi aynı zamanda birer denek durumuna da düşüyoruz. Gözetlerken pasif, gözetlenirken gözetleyenin gözünde aktif konuma geçiyoruz. Oysa tam tersi olması beklenirdi. Bana göre burada garip bir 21. Yüzyıl şakası var adeta: Kendimizi aynada gördüğümüzde mutlu olmadığımız, gülümsemediğimiz halde ekranda gördüğümüzde mutlu oluyor, gülümsüyor, kendimize dikkat kesiliyor ve seviniyoruz. Bu, her birimizi kitlenin adamı yapıyor. Kitlenin adamı, kitle tarafından görülmüş olmayı istemenin sonucu ortaya çıkar. Bizi, kalabalıklar görsün, istiyoruz. Bizi, herkes tanısın istiyoruz ama kimseyle tanışmak istemiyoruz. 21. Yüzyıl, bizi hiç kimseyle tanıştırmadan herkese tanıtan biz yüzyıl. Çok hoşumuza gidiyor bu.

Herkesin bizi tanımasını istemek, yalnızlığımıza çare değil oysa. Sadece bir avuntu. Avunmak istiyoruz. Kendimizi tanımak, kendimizi kendimize emanet etmek, kendimizin sınırının ne olduğunu bilmek istemiyoruz. Bunun için hiç kimseyle tanışmıyoruz. Herkese söz söylüyoruz ama kimseyle konuşmuyoruz.

Artık konuşma yerini söz söylemeye bırakmıştır. Bu, türümüzün üyeleriyle aynı dili konuşamadığımız içindir. Başkasına yabancı olan kendisine de çok uzaktır oysa. Bundan dolayı konuşmadan söz söylediğimizde de, sadece ses çıkarıyor ve herkes kendi olgunluğunca anlam dünyası inşa ediyor. Anlaşılamayan, güçlü seslerden ibaret sözler zihinlerde karşılık bulmuyor. Onlara uygun düşecek bir hafıza geçmişimiz yok çünkü.

Hal böyle olmasına rağmen, 21. Yüzyılın şakası bizi güldürmeye devam ediyor... Oysa düşündürmesi gerekirdi...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2246/bir-garip-tahlil

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI