Bizim aklımız ermez ekonomiye, faize!

Bizim bildiğimiz azıcık “iktisat.” Pazar, bakkal, manav...AVM’lerde tedbirimiz şaşar.

“İktisat”da kanaat esastır, israf haramdır. Halbuki israfın bile ekonomik bir değeri vardır. İsraf olacak ki, lüks olacak ki, tüketim çıldıracak ki... ekonominin çarkları hızlı dönecek. Sürekli büyüme dediğin nedir ki?

Ekonomi “piyasa” demek...

Piyasaya tâbi olmuşsanız, onun bütün icaplarını yerine getiriyorsanız... Bu ekonominin bir adı vardır. Liberal mi, kapitalist mi? Bir ara bu kelimeler öcü muamelesi görürdü. Tamam, öcü saymayalım, haklarını teslim edelim. Sistemimizi ona göre işletelim. Üretimde değilse bile tüketimde onu baş tacı edelim. Paylaşımda da müdahale etmeyelim, bırakalım sermayedarlarımızın biti kanlansın! Çarklar böylece dönsün.

“Türkiye’de sermayenin altın çağı 21. yüzyılla başlar” desek, hilafı hakikat olmaz.

Milyonerlerimiz büyük hızla, milyarderlerimiz orta hızla artıyor. Ekonominin pastasından iri dilimleri bunlar alıyor. Geriye kalanlar kendilerine bırakılanlarla yetiniyor.

Sermayenin dini, imanı var mı?

Yok desek olmaz, var desek yalancı çıkmaktan korkarız!

Memleketti iki sermayedar klübü var: TÜSİAD ve MÜSİAD.

Farkı fark etmek kolay değil. Başlangıçta farklılık iddiası üzerine ikincisi kurulmuştu. “Müslüman”ın müstearı “müstakil” olmuştu. Dindar sermayedarlar inançları istikametinde hareket edecekleri iddiasıyla böyle bir kuruluşa vücut vermişti.

Üretim-tüketim-paylaşım...Bunlardan hangisinde fark yaratılabilir?

Üretimi geçelim, tüketimi sona bırakalım. Paylaşımda olabilir belki. MÜSİAD’cı sermayedarlar paylaşımda TÜSİAD’cılara fark atabilmiş midir? İşçinin, emeğin hakkını verirken onların önüne geçebilmiş midir?

Geçenlerde uzaktan TÜSİAD rozeti taşıdığını sandığım biri bana selâm verdi. Şaşırmadım desem yalan olur. Yaklaşınca yakasındaki rozette TÜSİAD değil MÜSİAD yazdığın gördüm. Bizim müstear müslümanlar rozetlerini dahi TÜSİAD’a uydurmuştu!

Evet MÜSİAD başlangıçta farklılık iddiasıyla kurulmuştu. Onların alâmeti (şimdi “logo” diyorlar) bize çarka elleriyle dur diyen insan gibi gelmişti. Hayli sitilize edilmiş alamete dikkatle bakılınca böyle bir anlam yüklenebilirdi.

Demek ki bu küçük sermaye logosuymuş. Şimdi MÜSİAD da büyük sermeyadarların kuruluşu oldu; insana logoda yer kalmadı!

Vaktiyle MÜSİAD’cılarla aynı zeminlerde bulunur, konuşur, görüşür, tartışırdık. O zaman nezaketen de olsa “paran kadar konuş” denmezdi. Şimdi nezakete gerek kalmadı, neyse o! Bizim SSK emeklisi olarak susma hakkımız var. Yine de şunu söyleyelim: Tamam, o güzel alâmeti terk ettiniz, çünkü ancak sembollerden anlayanlar bir mâna verebiliyordu ona, şimdi deşifre olma zamanı; rozetinize büyük harflerle adınızı yazdınız. Tabelanız yakanızda ve o kadar iri ki, okumak için çok yakınınıza gelmeye gerek yok.

“Tabelama bak ona göre hareket et!”

Mevzumuz MÜSİAD değildi; ekonomi, piyasa, faiz denilince ille de MÜSİAD’dan bahsaçmak zorunda değildik.

Acaba öyle mi? MÜSİAD piyasanın dışında mı? MÜSİAD üyeleri faizi ekonomik faaliyetlerinde tamamen devreden çıkardılar mı? Muhtemelen, bazıları kafalarına göre “fakih”ler bulup faizi meşru göstermekten de geri kalmamışlardır!

Eğer, bizim tahminimizi boşa çıkarmışlarsa, o zaman hükümetin faizsiz bir ekonomik sistem arayışı bir zemine oturabilir. Değilse boşa arayış niye?

Enflasyonu zorlayan şartlar var Türkiye’de. İki haneli rakamlardayız, henüz alt basamaklarda...İsraf almış başını gidiyor...Bürokrasi israfı kitabına uydurmak için uğraşmak zahmetine bile girmiyor artık. Zaten israfın kitabını hatmetmişler! Türkiye dünya şartlarının zorlamasıyla, beka endişesiyle, askerî harcamalarını yükseltiyor. Sınır ötesi askerî harekatlar, terörle mücadelede bir kaç terörist için bile uçakların havalanması elbette ekonominin sınırlarını zorluyor. Bir de kapıda seçim var...Her seçim kemerleri gevşetir.

Sıkı para siyaseti takip etmiyorsanız, edemiyorsanız...Piyasanın dediği olur! Piyasanın dediği dedik: “Faiz yükselecek!” Dövizin ateşi düşecek...Düştü mü? Merkez Bankasının müdahalesinden sonra manzara onu gösteriyor...

Güneş ufuktan şimdi batar, düşünelim aradaşlar!

Gelelim bahsi digere: Adalet sırf adliyede mi aranmalı?

Adalet ekonomide aranmalı. Eğer üretilen değerler âdil paylaşılamıyorsa, adaletin bir ayağı topal demektir. Âdil bir sistem emeği esas alır; emek gerçek sermayedir. Emek sadece kol emeği değildir; zihin emeğidir, organizasyon emeğidir, yönetim emeğidir. Faiz sürdürülmekte olan sistemin sonucudur, sistem değiştirilmezse faizi yok etmek mümkün olabilir mi?

Cevabı bizden beklemeyin; dedik ya, bizim aklımız ekonomiye, faize ermez!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2244/bizim-aklimiz-ermez-ekonomiye-faize.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar