Şeytanlar birleşiyor, ifritler çiftleşiyor

Fransız ihtilali ile sahne alan milliyetçilik, normal bir kabile ve aşiret anlayışından sıyrılarak toplumları yönetmeye talip bir milli doktrin haline gelmiştir.

İslam’ın bütün Müslümanları bir ve beraber kılan ümmet anlayışını kalbinden parçalayan bir atom bombası gibi, Osmanlı’yı can evinden milliyetçilik silahı ile vurdular.

Amerikan Misyoner Teşkilatlarıyla iş birliğinde bulunan ve aynı zamanda yerliler tarafından kurulmuş bir okulu da yöneten Butrûs el-Bustanî, Beyrut’ta siyasi, ilmi ve edebi, on beş günde bir çıkan el-Cinan adlı dergi çıkararak, Araplar arasında ilk milliyetçilik ateşini yakıyordu. Arap ülkelerinde milliyetçiliğin fitilini ateşleyen Lübnan’daki Amerikan Üniversitesi’dir, Butrûs el-Bustanî de burada yetişmiştir. Arap ülkelerinde Müslümanların birliğini bozmak ve bu suretle Osmanlı’dan koparıp rahatça yönetilebilecek kabile ülkeleri oluşturmak için milliyetçiliği körükleyen Amerikan üniversitesi, bizde ise para basar gibi komünist yetiştiriyordu. İkisinin de hedefi İslam’dı, biri sosyal yapısını parçalamaya yönelikti, ötekisi fikri birliğini; neticede elde edilmek istenen aynıydı: İslam’ın vahdetini bozmak ve parçalamak.

İş Arap ülkeleriyle sınırlı değildi elbette, Osmanlıya bağlı diğer ülkelerde de milliyetçi ayaklanmalar birbirini izliyordu ve sonuca ulaşmayı başarıyorlardı. İlber Ortaylı’nın da tespit ettiği gibi: “Bu, tarihin garip cilvesidir. Restorasyon Avrupası’nda ulusalcılığın sindirildiği bir çağda Osmanlı ülkesi, ulusalcı ayaklanmaların başarısından dolayı dağılmaya doğru gidiyordu.”

Her yerde olduğu gibi Yunan milliyetçileri de örgütlenmişti. Burada da milliyetçi hareketler, Mora İhtilali Patras’taki metropolit Pol Germanos’un ve rahiplerinin önderliğinde başlamıştı. Balkanlardaki kilise, milliyetçi hareketler tarihindeki tipik rolünü oynamaktan geri durmuyordu.

Oyun bütün Osmanlı coğrafyasında aynı senaryolarla oynanıyordu. Nitekim 1872’de Namık Kemal’in Türkçe yazılmış başlığı ve konusu “Vatan” olan eserin, ana teması hiç değişmeden birkaç sene sonra yine bir tiyatro eseri olarak Mısırlı Abdullah en-Nedim tarafından alınmış olması bir tesadüf, bir rastlantı değildi elbette.

Plan başarılı bir şekilde yürütülmüştü. Nihayet bir imame mesabesindeki Osmanlı devleti çökertilip hilafet ilga edilince, bütün Müslümanlar tespih tanesi gibi dağılmışlardı. O gün bugündür, bir türlü Müslümanlar kendilerine gelebilmiş değillerdir.

Ünlü Müslüman düşünür Cahız, el-Hayavan adlı kitabında Mani dininden olduklarını iddia edenlerin literatüründen söz ederken: “Sadece nurdan ve karanlıktan, şeytanların birleşmelerinden ve ifritlerin çiftleşmelerinden başka bir şeyden bahsetmiyor” der. Cahız’ın bu sözlerini hatırlayınca, günümüzde çeşitli bahanelerle paramparça ettikleri Müslümanların bu dağınıklığı karşısında her türlü oyunu oynayan ve her çeşit zulmü icra eden, Kudüs’ü Başkent tanıyıp elçiliğini oraya taşıyıp Filistinlilerin kanının dökülmesine sebep olan İsrail ile Amerika’nın iş birliği aklıma geldi.

Islah kabul etmez, söz dinlemez, züppe başkanların bu haysiyetsiz siyasetleri karşısında ben de “şeytanlar birleşiyor, ifritler çiftleşiyor” demekten kendimi alamıyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2227/seytanlar-birlesiyor-ifritler-ciftlesiyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar