Mirzabeyoğlu’nun hesabı kapanmadı

Bir yiğit, bir mütefekkir, bir mücahit aramızdan rahmetle, şükranla, izzet-i ikbal ile, selamlarla, dualarla, fatihalarla, tekbirlerle göçtü gitti...

Mekanı cennet olsun...

...

Rejim zebanilerinin işkencelerini yüzlerine çarparak, “zalimler için yaşasın cehennem!” intikamı ile Hakka doğru yürüdü gitti...

Şimdi onun geride bıraktığı tek bir mesaj var:

Bedel ödenecek İslam gelecek..!”

...

Ölmeden önce YENİ-DER Başkanı Burak Çileli’nin videosuna kayıt düşmüş:

Bana bir şey olursa telegram’dan” demiş.

...

Telegram, bir nevi zihin kontrolü, emperyalist odakların Müslüman düşünürler üzerinde uyguladıkları son yöntem. Guantanamo yöntemi...

Işınlar o kişinin beynini abluka altına alınca düşünemez, fikir üretmez, aksine hiç düşünmediklerini söylemeye başlar. Bir de sancılardan duramaz...

...

Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Doğu ve İslam sevdalısı. İBDA-C reisi olarak teröristlikle suçlandığı için insanın tahammül edemeyeceği şekilde işkencelere maruz kaldı... Eli kanlı, her birisi en azından iki asker öldüren PKK teröristlerine reva görülmeyen buna görüldü.

Çünkü adı Müslüman...

...

Müslüman ya, kır kemiklerini

Müslüman ya, cezanın en ağırını kes...

...

Öyle yaptılar...

...

Tarih 20.6.2012.

Salih Mirzabeyoğlu Bolu kapalı cezaevinde yatıyordu. Görevde iken işkenceli halini ekranlardan izlediğimde içimi bastırdımsa da yaklaşamadım, ancak emekli olduğumda ilk işim şahsını ziyaret edip halini ahvalini sormaktı.

Kalktım gittim, ancak üçüncü şahısların ziyareti izne tabi olduğundan Adalet Bakanlığı’ndan özel izin gerekiyordu. Daha önce Bolu savcısı olarak görev yapmam da işe yaramadı.. Ulusal bir gazetenin yazarı da olmam fayda etmedi.

Aklıma koydum görüşmeliydim...

...

Avukatlık kimliğim işe yaradı.

Cezaevi müdürü ile gardiyanların bana söyledikleri, “istersen görüşmeden vazgeç, sinirli azarlıyor, hakaretler ediyor, üstü başı pas kir içerisinde rencide olursun...”

“ Endişeye mahal yok, siz haber verin o beni kabul eder, o dediklerinizi bana yapmaz” dedim. Niyetlerini anlıyordum, görüşmemi istemiyorlardı. Israrım üzerine avukatını buldular hemen bir yetki belgesi imzalayınca haber ulaştı. Cezaevi müdürünün odasında  daha çay bardağını bitirmeden, “hazırladık hücresinde seni bekliyor” dediler...

...

Hücre tek başına kaldığı yer...  Daha önce hiç görüşmemiştik. Kapı açıldığında karşı karşıya geldik, masanın diğer tarafında oturuyordu. Selam verdim ayağa kalktı. İsmimi söyledim, tokalaştık, sarıldık... Saçı sakalı birbirine karışmış, yorgun bitkin bir adam.

...

Sohbete dalınca halini anlatmaya başladı.

“Telegram’la kontrol altındayım” dedi. İlk defa bu deyimi kendisinden duyuyordum.

“Yeşil ışınların şu kablodan geldiklerini görüyorum, oturduğum yerde böğrümü sancı kapıyor, bir müddet kıvranıyorum, dayanılacak gibi değil. Üzerime verilen ışınlar beynimi esir alıyor. Aklımda tasarladıklarımı yazmaya kalkıştığımda yazamıyorum, bakıyorum ki hiç alakası olmayan başka şeyler yazmışım, konuşmalarım da öyle, değişik şeyler söylüyorum .”

Görüşmemiz bir saat kadar sürdü... Neden sinirli olduğunu, azarladığını hakaretler ettiğini anladım... O anlattı ben dinledim amma aklım siyasilerde. Onlar işlerin peşinde... Söylesen, bağırsan çağırsan duyan yok. Tıpkı Sivas mağdurları gibi...

İlgisiz Sivas, ilgisiz ümmet...

...

Halinden oldukça etkilemiştim, dönüşte ilk işim getirdikleri dosyasını incelemek oldu.Terörist diye suçladıklarının evinde sadece bir silah bulunmuş, silahı da hiçbir yerde kullanmamış. Adi bir vaka, amma rejim o kuzudan iki post çıkardı, terörist dedi...

...

Yeni Akit gazetesindeki köşemde,  delil yetersizliği nedeniyle yeniden yargılanmasının insanı bir görev olduğunu birkaç sefer yazdım. Siyasilere de sitem ettim, faciayı hukuk camiasına duyurmaya çalıştım...

...

Neyse ki avukatının yeniden yargılama isteği, insan evladı bir hakime denk gelmiş olacak ki kabul edildi. Tahliye oldu, yeniden yargılanarak beraat etti.

Şimdi... O işkenceler, horlamalar, haksız yere tutuklu kalmalar adaletin yakasında kara bir leke gibi  öylece duruyor... Adalet Bakanı veya Yargıtay Başkanı çıksın bir özür dilesin.

...

Ona yapanlar, bu dünyada laik hukuktan yırttılar, hesabını soran olmadı, hatta darbeciler kadar kayda alınmadı. O şimdi aramızda yok, mazlumlar safında rahmeti rahmana kavuştu. Zalimlerin ise ilahi adalet peşlerinde. Merhum Salih Mirzabeyoğlu dosyasının hesabını hem bu dünyada hem de öteki tarafta ağır ödeyecekler...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2224/mirzabeyoglunun-hesabi-kapanmadi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar