Ramazan tefekkür demektir

“Onlar, kendi nefisleri hakkında hiç tefekkür etmezler mi?” (Rum 30/8) diye sorar Cenab-ı Hakk. Resulullah’ın (s.a.v.) Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmesi, bir çeşit tefekkürdür. Bizlerde Ramazan ayını vesile bilip nefsimizle baş başa kalarak, tefekküre dalıp nefsimizi hesaba çekmeye fırsat aramalıyız.

Bu vesileyle İslam âleminin iki önemli şahsiyetinin nefisleri ile muhasebelerini yaptıkları ibretlik konuşmalarını aktarmak istiyorum. Zira bazen her bir inci tanesi kadar kıymetli kelimelerin, hiç pahası olmaz. İşte onlardan birkaçı:

Sahabenin mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Muaz b. Cebel (r.a.), nefsine şöyle nasihatin eder:

“Ey Muaz! Mümin, Hakk’ın elinde esirdir. Kur’an, onu nefsinin ve şehvetinin hevasından kurtarıp kayıt altına alır, Allah’ın izniyle onu ve onu helake götürecek heveslerin arasına perde koyar.

Ey Muaz! Muhakkak ki cehennem köprüsünü geçmedikçe, müminin kalbi emin olmaz, korkusu sükûn bulmaz ve ıstırabı dinmez.

Ey Muaz! Gerçek şu ki mümin, sabah ve akşam ölümü bekler.

Ey Muaz! Muhakkak ki müminin kulağı, gözü, dili, eli, ayağı, karnı ve avret yerleri için gözetleyiciler vardır; öyle ki bir anlık bakışını, parmaklarıyla tuttuğu ufak toprak parçasını, her görüşünü ve bütün gayretlerini bile gözetlerler.

Öyleyse takva kişinin gözeticisi; Kur’an, delili; endişe, doğru yolu; arzu, bineği; sakınma, yakın arkadaşı; korku, şiarı; namaz, sığınağı; oruç, kalkanı; sadaka, yol göstericisi; doğruluk, veziri; hayâ, yöneticisi ve Rabbi ise bütün bunların ötesinde gözetleyicisidir.

Ey Muaz! Kendim için sevdiğimi senin için de sevdim, Cebrail’in yasak ettiğini senin için de yasakladım. Kıyamet gününde benden vefa beklersen seni tanımayacağım ve Allah’ın ona verdiklerinden dolayı bu zat, senden daha mutlu olacaktır.” (Taberanî, Müsnedu’ş-Şamiyîn, H. No: 3540).

Ebu Medyen el-Mağribî, başında geçen bir halini şöyle anlatır:

İlk hallerimde daima “La İlahe İllallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) Kelime-i Tevhidini zikrederdim. Ve bu manadan hiç gafil olmazdım. Günün birinde nefsim bana: “Senin Rabbin kim?” dedi. Ben de tereddüt etmeden: “Rabbim Allah’tır”, dedim.

Bunun üzerine bana şöyle dedi: “Senin benden başka Rabbin olamaz. Hakiki Rab odur ki, tam olarak onun kulluğuna sarılasın. Bu durumda tam olarak bana kulsun.”

Dinlemeye başladım, devam etti: “Bana yedir diyorum, yediriyorsun. Uyu diyorum, uyuyorsun. Kalk diyorum, kalkıyorsun. Yürü diyorum, yürüyorsun. Tut diyorum, tutuyorsun. Ve sen her emrimi yerine getiriyorsun. İş böyle olunca ben senin rabbinim, sen de benim kulumsun.”

Onun bu sözleri karşısında bir süre düşünüp kaldım. Sonra tefekkür edip içimden şunlar geçti: “Allahu Teâlâ’nın kitabına sarıl, nefsinle mücadele et. Şayet sana nefsin: “uyu” derse, de ki: Allahu Teâla onları: “Gecenin bir kısmında uyurlar” (Zariyat, 51/17) şeklinde tavsif etti ve ben de onlardan olacağım.

Şayet nefsin sana “ye” derse, ona şu cevabı ver: “Allahu Teâla, yemeyi ve içmeyi şu emri ile sınırlandırmıştır: “Yiyin için fakat israf etmeyin, zira O israf edenleri sevmez.” (A’raf, 7/31)

Sana yürümek için emir verirse, o zamanda, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme” (İsra, 17/37) emrini hatırlat.

Nefsin sana bir şeyi alma emrini verince de, şu ilahi emirle karşılık ver:“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma” (İsra,17/29).

İçimden geçen bu ilahi emirleri dinleyince şöyle dedim: “Bunlar birer hakikat. Peki, bunları yaptığım zaman benim için ne vardır? O zaman da içimden şöyle bir müjde geçti: “Sana müttakilerin süsünü takarım. Ariflerin tacını başına taç ederim. Sıddıkların mıntıkasına seni oturturum. Hakikati bulmuş zatların boyun bağlarını boynuna takar, doğru muhabbet ehlinin, Hakk’ı görenlerin, abidlerin, hamd edenlerin, oruç tutanların, namaz kılanların pazarına götürürüm.”

Rabbim bu Ramazan’da bizleri de namaz kılanların ve oruç tutanların pazarında kârlı çıkanlardan eylesin.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2212/ramazan-tefekkur-demektir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar