Vakıf kültürü hoyratça harcanmamalıdır

Osmanlı’nın, beylikten cihan devletine uzanan yolda yüzyıllarca süren başarısının sırrı, üç kıtada at koşturarak topraklarını genişletmesinin yanında kurduğu idari sistemin işlerliği ve merkezileştirilmesinde yatmaktaydı. Osmanlı Devleti’i, merkezileştirmesini sınırsız bir şekilde güç kullanılarak yapmamıştır. Ancak mahalli şartların gerektirdiği ya da devlet işlerinin devamı için zorunlu olan hallerde iktisadi veya yerel yönetim konularında reayanın/halkın gündelik yaşamına en alt seviyede kalacak biçimde müdahale etmiştir. Bu kapsamda merkezi idari eğitim, sağlık, bayındırlık ve sosyal işler gibi yatırım harcamalarının büyük bir bölümünü kendisine üstlenmeyerek, bu alanın vakıflar tarafından doldurulmasına zemin hazırlamıştır.

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Avrupa’da gelişen liberal düşüncenin vakıfları kalkınmanın önünde engel gören zihniyeti, özellikle İkinci Meşrûtiyet sonrasında Osmanlı Devleti’nin yönetim kademesine ve düşünürlerine sirayet etmeştir. Devletin ekonomik sisteminin ve toplumun kapitalizme geçemeyişi neticesinde “ilerleyemeyişi” ve “geri kalışı” Yusuf Akçura gibi mütefekkirleri tarafından toplumda “burjuva sınıfının” olmayışına, Prens Sebahattin tarafından”infiradi toplum” ve “şahsi teşebbüsün” yokluğuna dayandırılmış, en nihayetinde Ziya Gökalp tarafından bu durumların oluşmasına sebep olan yapılarından birinin de “vakıf sistemi” ısrarla dile getirilmiştir. Ancak bu gerekçelerle bertaraf edilen vakıflar neticesinde oluşan burjuvazi ve sivil toplum manipüle edilerek, Batılı devletlere komprador vazife gören azınlık nüfusunun elinde gelişmiştir.

Osmanlı ekonomik sisteminde vakıfların gönüllü yaptığı işleri, tam ve mutlak mülkiyet telakkileri gereği “sosyal devletin” yapması gerektiğini ileri sürerek vakıfları bertaraf eden liberal düşünce sahipleri , yirminci yüzyılın başlarında bu seferde neo liberalizm hüviyetine bürünerek, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısında sosyal devlet, “serbest piyasanın, girişimciliğin ve bireyselliğin” önündeki en büyük engeldir ve sosyal devletin yerine getirdiği işlevlerin tümü sivil toplumun görevidir demeye başlamıştır. Yani neo liberalizme göre vakıflar, bugün sosyal devlet anlayışından kurtulması gereken devletin, sosyal hizmetlerden dolayı boşalttığı alanı doldurması gereken bir yapı olarak görülmektedir. Ancak bu sakat anlayışta figüran olmak yerine vakıflar, kendilerine özerk bir alan oluşturarak toplumun sorunlarına çözüm üretme yolunda aktör olmalıdır. Diğer bir ifade ile vakıflar, devletin millete sunduğu hizmette yetersiz kaldığı alanlarda kamuoyuna hizmet sunan özel hukuk tüzel kişiliğine sahip, demokratik sivil toplum kuruluşları olmalıdırlar.

Günümüzde üzülerek müşahade etmekteyiz ki, devletin kendilerine sunduğu imkan, muafiyet ve teşvikleri medeniyet müktesebatımız çerçevesinde hayra hizmet olarak kullanması gereken vakıfların bazıları, küresel sermaye zihniyeti ile hareket ederek, kar amaçlı şirketler gibi işletilmektedir. Bu durumun tespiti için eğitim alanında faaliyet yapan vakıf üniversitelerinin durumunun incelenmesi yeterli olacaktır. Bu negatif durum milletimizin vakıf medeniyeti algısı üzerinde değer bulanıklığı oluşturmaktadır.

Devletimiz bazı vakıfların içine düştüğü olumsuz işleyişin genele şamil olmaması adına acilen el atması ve hukuki bir düzenlemeye gitmesi, vakıfların aslına uygun bir hüviyette hizmet etmelerini sağlayacak bir denetim mekanizmasını kurması gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde her geçen gün acımasızca yok edilen değerlerimize bir yenisi daha eklenmiş olacak ve vakıf medeniyeti inşa eden bir millet olma özelliğimizden ziyade, değerlerini hoyratça harcayan mirasyedi bir topluma dönüşeceğiz.

İçinde bulunduğumuz 7-13 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Vakıf Haftasının milletimizin vakıf kültürünü içselleştirmesine katkı sağlayan etkinliklerle idrak edilmesini temenni ediyorum. Vakıf Haftamız kutlu olsun.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2204/vakif-kulturu-hoyratca-harcanmamalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar