Alevi, Alevi düşmanı, Yezid!

ankara escort bayan ankara escort escort ankara

Liseyi, 1955 yılında bitirdim. 
Aynı yıl, Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydımı yaptırdım. Fakülte arkadaşlarımdan biri, bir gün bana gülümseyerek sordu:
-Sen de Alevi misin Yavuz Bülent? diyerek yüzüme şüpheyle baktı. Arkadaşımın üzerine yürüdüm. Tartışma başladı. Aramıza, Nurcu bir arkadaşımız girdi. Beni yatıştırmaya çalıştı:
-Öfkelenmen yersizdir! dedi. Çünkü Aleviler de Türklerdir, Müslümandırlar! Sen, Said-i Nursi’yi okumuyor musun? diye sordu. O arkadaşımız, namazında, niyazında bir kimseydi. Araya girmesi beni yatıştırdı. Sömestr tatili için Sivas’a döndüğümde babama sordum. Yakın arkadaşları, babamın, bir şehirde müftülük yapacak kadar bilgili olduğunu bana söylemişlerdi. Ankara’daki çekişmeyi anlattıktan sonra sordum:
-Baba! Nedir bu Alevilik meselesi? Aleviler, gerçekten Müslüman mıdırlar?
-Babam, oğlum dedi biz, Hz. Ali ile Muaviye devrinde yaşasaydık, aralarındaki çekişmede, dövüşmede, vuruşmada,  kimin yanında yer alırdık?
-Elbette Hz. Ali’nin arkasında olurduk!
-O zaman Ali’nin taraftarı, Ali’nin yani veya Alevi yani, Aliye taraftar olan kişi olurduk. Ama Müslüman olarak kalırdık. Bak şimdi Türkiye’de iki ayrı grup var. Bir grup Adnan Menderes’i, diğer grup İsmet İnönü’yü tutuyor. Menderes’i tutanlar-sevenler de Türk ve Müslümandırlar, İnönü’yü tutanlar ve sevenler de öyle! Bizim Milli Eğitim sistemimize bin defa yazıklar olsun ki, size bu Alevilik-Sünnilik konusunda, hiçbir ciddi bilgi vermiyor. Sakın Alevilere karşı, kötü düşünceler besleme. Onlar da bizim gibi Türklerdir ve Müslümandırlar!
-Ama baba, Aleviler arasında Hz. Ali’ye Allah diyenler varmış!
-Doğru! Bazı Aleviler Hz. Ali Efendimize Allah diyorlar. O adamların gerçek Alevilerle hiçbir bağları yoktur. O kişilere Alevi demek, dünyanın bize en yanlış yakıştırmalarından biridir. Sen de okumuşsundur: Bizde de Cumhuriyet devrinde, bir takım şairlerimiz, Atatürk’e, “Sen bizim Allah’ımızsın!” veya “peygamberimizsin!” diye şiirler yazdılar.
“Kabe Arap’ın olsun, Çankaya bize yeter!” dediler. Peygamberimiz için Süleyman Çelebi’nin yazdığı Mevlüd’ü Atatürk’e çevirerek okudular.
 Kemalizm’i, Türk’ün yeni dini olarak ilan ettiler. Bunlar, çok yanlış davranışlardı. Şimdi nasıl, Atatürk’e sen bizim Allah’ımızsın! Alın yazımızı Allah değil sen yazdın. Kemiklerimiz toprakta: Atatürk! Atatürk! diye çığrışacaktır!” diye saçmalayanları dikkate alarak “Sünni Türkler, Atatürk’e Allah diyorlar!” diyerek konuşmak çok yanlış ise, Hz. Ali’ye Allah diye bakan-yazan Alevileri suçlamakta o kadar yanlıştır ve dehşetli bir cehaletin ifadesidir. Sen sakın o cahillerden olma! Aleviler hakkında, sakın o cahil insanlar gibi düşünme!” dedi babam.
 Ben de 1955 yılına kadar, okullarımızda bize hiçbir bilgi vermeyen bu konuda, Alevileri de, Sünnileri de adeta zırcahil bırakan eğitim sistemimize bin defa esef ederek, konuyu ciddi kalemlerden, kaynaklardan okumaya, öğrenmeye çalıştım. Mezhepler tarihi, elimin altında oldu. Okuyunca gördüm ki, benim bağlı olduğum İmam Ebu Hanife Hazretleri, Ehl-i Beyt’in altıncı imamı olan Cafer-i Sadık’tan İslami konularda tam iki yıl ders almıştır. Ve demiştir ki: “Eğer o iki yıl olmasaydı, ben helak olurdum!” okuyunca gördüm ki, anladım ki:  Cefer-i Sadık’ta da Ebu Hanife’de de dinde birinci kaynak Kur’an’dır. İkinci kaynak Sünnettir! Üçüncü kaynak Cafer-i Sadık’ta akıldır. Ebu Hanife’de İcmai ümmet ve kıyastır. Cafer-i Sadık, bir konu hakkında diğer İslam alimlerine baş vuruyor. Akıl yoluyla kendisi bir sonuca varıyordu. Niçin? Çünkü Cafer-i Sadık, devrinin en büyük din alimi idi. Bütün din alimleri, dara düştükleri zaman, gelip ona başvuruyorlardı. O bakımdan Cafer- Sadık’ta İcma-i ümmet faslı yoktur. Bizim imamızda vardı.
 Ben, bunları, Muhammed Ebu Zehra’nın0 ‘Mezhepler Tarihi’ni okuyarak anladım, öğrendim. Ve 1955 yılından beri Aleviler ve Alevilik hakkında hiçbir yanlış düşünceye sapmadan yaşayıp geldim. Hz. Ali’ye Allah diyen bazı kesimler benim de karşıma çıktılar. Onlara kat’iyyen bağırıp çağırmadım, sövüp saymadım. Omuz başlarını avuçlarım arasına alarak, çok yumuşak bir sesle:
-Başınız sağ olsun! Başımız sağ olsun! Sizin Allah’ınız, 661 yılında, İbn-i Mülcem tarafından öldürüldü! Ama Hz. Ali’nin Allah’ı ebediyen sağdır. Yaşamaktadır! Yaşayacaktır! dedim. Hz. Ali’ye Allah diyen kimselerin yakasına yapışmadım. Kızmadım! Bağırıp, çağırmadım! Bana ne? Buna ne? Bana ne? Allah’ın kalbini mühürlediği kişinin kalbini ben nasıl açabilirim? Dinde zorlama yoktur! Ben, bildiğim gerçekleri zorlamadan, sövüp-saymadan anlatmaya çalıştım. Benim vazifem, doğruları anlatmaktır. Sövüp saymak değildir!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2199/alevi-alevi-dusmani-yezid.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar