Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-4

Eklenme Tarihi: 24.04.2018 20:19:32 - Güncellenme Tarihi: 27.02.2020 01:02:40

Ak PArti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ ile Türklerin fethettikleri yerleri kültürleriyle nasıl bayındır hale getirdiklerini ve geçmişten bugüne Türk mimarisi üzerine konuştuk...

ENPOLİTİK

Şehir planlaması, düzenlemesi ve mimarlık uygulamalarında önemli bir konu da yeni başkent Ankara?nın şehir planı ve yapılaşması.

SELÇUK ÖZDAĞ

Evet, doğru. Şehir ve mimarî, her dönemde devletin ve iktidarın, insana yansıyan ve insana müzahir olan yüzü olmuştur.

Devlet ve siyasî iktidar, topluma nasıl bir yön vermek istiyorsa, hangi siyasî amaçları gerçekleştirmek istiyorsa bu siyasî amaçlar şehirlerden ve mimarî yapılardan anlaşılabilir.

Bu sebeple şehir ve mimarî, siyasî iktidarın halka yansıyan ve sürekli ortada olan, açıkta olan yüzüdür.

Şehir planlaması, düzenlemesi ve mimarlık uygulamaları aynı zamanda, siyasî iktidarların kendilerini ifade ettikleri bir ?dil? ve ?simge? olarak önemlidir.

Herhangi bir siyasî rejim, şehir ve mimarî yapılanma ile cisimleşmekte, vücut bulmakta, görünür hale gelmekte ve her yapı, her imar planı rejime ait bir simge olmaktadır.

Ekim 1923?te Ankara?nın ?Başkent? olarak ilan edilmesi, bu şehrin imarını, yeni baştan kurulmasını bir ?devlet meselesi? haline getirmiştir.

Amaç; yapılan inkılabın azameti (büyüklüğü) ile mütenasip olacak bir şehir kurmak, bir inkılap mimarîsi yaratmaktır.

Ankara, ?Pay-i Taht?a karşı ?Başkent? ilan edilmişti.

Bu yüzden, yeni rejimin ilk olarak yaptığı veya yapmayı düşündüğü düzenlemelerde bir çeşit laboratuvar olmuştur.

Avrupa?dan davet edilen yabancı mimarlar eliyle inşa edilen resmi binalar, otoriter siyasî iktidarın gücünü her an hissettirebilecek şekilde, ağırlıklı olarak taş mazleme ile yapılan görkemli, gösterişli ve insan ölçeğini aşan büyük yapılar olmuştur.

Avrupa?daki sanayii devrimiyle birlikte özellikle ?ulaşım?, ?haberleşme?, ?üretim?, ?istihdam? ve ?harp sanayii?nde çok önemli değişiklikler ve gelişmeler oldu.

Yeni usullerin, yeni teknolojilerin kullanılması fert fert insanlarla birlikte toplumları, devletleri değiştirdi, dönüştürdü.

Bu gelişmeler karşısında Osmanlı devlet adamları da bazı hal çareleri aramaya başladı ve tedbirler almaya gayret ettiler.

Bu değişme ve gelişmeler o kadar ciddi boyutlardaydı ki, bu ancak ?devrim?, ?sanayi devrimi? gibi kelime ve terkipleri ile ifade edilebiliyordu.

1839?da Tanzimat Fermanı, 1856?da Islahat Fermanı ilan edildi. Yeni okullar, yeni kuruluşlar ihdas edildi. Ordu düzeninde ve kurumlarında topyekun değişikliklere gidildi.

Fakat, Ziya GÖKALP?in, ?Türkçülüğün Esasları? kitabında belirttiği gibi bu tanzimat ve ıslahat hareketleri başarılı olamayacaktı.

Zaten olamadı da. Osmanlı?daki çöküş, milliyetçilik hareketlerinin tazyiki ile daha da hızlandı.

Ziya GÖKALP diyor ki:

?Tanzimat ile birlikte saymakla tükenmeyecek ikilikler doğdu. Sistemler birbirine aykırı olduğu için ikisi de birbirini bozmaya sebep oldu. Tanizmatçılar bu noktayı bilmedikleri için yaptıkları yenilik hareketinde başarı sağlayamadılar?.

Gerçekten de böyle oldu.

Sonra ne oldu?

Sonrasında harpler başladı. Osmanlı birçok cephede mücadele etti. Harpler bizim eğitimli insanlarımızı biçti, nesillerimizi aldı götürdü. Sermayemizi, emeklerimizi, hülasa hayallerimizi heba etti.

Nihayet bir kadro Cumhuriyet?i kurdu.

Cumhuriyet?in ilk on senesinde kayda değer ciddi bir yapılaşma görülmemektedir.

Harplerden henüz çıkmış bir ülkenin buna mecali yoktu zaten.

Cumhuriyet?in ilanı ile başlayan köklü değişiklikler, mimarlık alanında, ancak siyasî alandaki inkılapların tamamlanması başka bir ifadeyle Tek-Parti rejiminin yerleşmesi ile başlayabilmiştir.

Zaten Tek-Parti rejiminin açık biçimde yerleşme çabaları, 1930?lu yıllardan itibaren başlamaktadır.

1930?lu ilk yıllardan itibaren özellikle kamu binalarının inşa edilmesinde bir hareketlilik dikkat çekicidir.

Bu dönemdeki inşa faaliyeti, daha çok tek parti siyasîleri ve bürokratlarının yönlendirilmesiyle gerçekleşmiştir.

Tabii bu arada, yabancı şehir plancılarının da bilhassa İstanbul ve Ankara imar planlarının hazırlanmasında istihdam edildiklerini ifade etmek gerekir.

Ancak, genç Cumhuriyet?in yeni başkentinin inşası, önceden düşünüldüğü gibi gerçekleştirilememiş, Tek-Parti olan CHP?li siyasîlerin ve CHP?li bürokratların ?açık? müdahalesine maruz kalmıştır.

Falih Rıfkı ATAY, ?Çankaya? isimli kitabında anlatır. Falih Rıfkı diyor ki:

?İmar Komisyonu ihdas edilmişti. Ben başkan olmuştum. Devrin Ankara valisi ve belediye başkanı Nevzat TANDOĞAN da bu Komisyon?un azası (üyesi) idi.

Yurt dışından gelen yabancı planlama uzmanlarının hazırladığı planların uygulanması ve tavsiye ettikleri imar çalışmalarının yapılması gerekiyordu. Fakat TANDOĞAN, kendi düşüncesine uygun görmediği her imar çalışmasını devamlı olarak baltalama yolunu seçmişti?.

Falih Rıfkı devam ediyor:

?İnşaat müsaadesi verenler spekülasyoncularla ortaktırlar. Onun için nerede arsacılar lehine bir plan değişikliği duyarsanız, hemen hırsızlığa hükmediniz?. ?Eğer frenk uzmanları çabuk kovulmasaydı ve son defa İstanbul?da olduğu gibi, spekülasyoncular ve arsa tüccarları plana musallat olmasaydılar, Ankara bugün şimdikinden birkaç misli daha ileri bir şehir olurdu?.

?Fakat bir İstanbul milletvekili, garaj bahanesi ile ... dükkân kaçırdı. Bir başka milletvekili kat kaçırdı. ... Tıpkı İstanbul?da spekülasyoncu ve arsa vurguncularının şehir plancısı Henry PROST?a oynadığı oyunu, Ankara?da Hermann JANSEN?e oynadılar?.

Dikkatinizi çekerim, benzer şekilde şehircilik mevzuunda mütehassıs olan Fehmi YAVUZ, daha vahim gerçekleri bize aktarıyor.

Fehmi YAVUZ, ?Ankara?nın İmarı ve Şehirciliğimiz? kitabında şu vahim hadiseyi kaydediyor. Fehmi YAVUZ diyor ki:

?İmar çalışmalarında spekülasyon ile mücadele etmesi gereken Tek-Parti CHP?nin siyasîleri ve onların atamasıyla işbaşına gelen bürokratlar, bilfiil spekülasyoncularla el ele vermiştir?.

Herkese ders olsun.

Ankara ve İstanbul?un imar planları hazırlanırken nasıl bir yağmaya dönüştüğünü anlatan yazarlardan biri de Prof.Dr.Gönül TANKUT hocadır.

TANKUT Hoca, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanlığı yapmıştır. Mimar ve şehir plancısıdır. ?Bir Başkent?in İmarı? isimli kitabında Ankara?nın hal-i pür melalini tafsilatlı olarak anlatır.

ENPOLİTİK

Yabancı bilim adamı, şehir plancısı veya mimar, mühendis Türkiye?ye nasıl gelmişlerdi?

SELÇUK ÖZDAĞ

Yabancı şehir ve imar plancısı veya mimar, mühendisler Türkiye?ye davet edildi. Fakat bunların bir kısmı da zaten Nazi baskısından kaçarak Türkiye?ye gelmişti.

Almanya ve İtalya?da, Nasyonal Sosyalist ve Faşist partilerin iktidara gelmesiyle birlikte, bu insanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardı.

Ankara imar planı çalışmalarını Hermann JANSEN, İstanbul?un çalışmalarını ise Henry PROST yürütüyordu.

Ancak şöyle bir gelişmede olmuştur:

Yabancı meslek erbabının Türkiye?ye davet edilmesi, Türk mimarlar arasında ?millî mimarî?, ?Türk millî mimarîsi?, ?inkılap mimarîsi? tartışmalarını alevlendirmiştir. Dergilerde, gazetelerde çok sayıda yazı kaleme alınmıştır.

Şehircilik, imar planlaması ve mimarlık işleri, ihaleleri yabancı uzmanlara verilince Türk mimarlar; ?Yetki ve imkân verilmesini bir tarafa bırakın, hayatımızı zorluklarla idame ettiriyoruz? diye itiraz etmişlerdir.

Kudema; ?Kıymet, nedrettendir? demiş. Nadir olan, kıymetli oluyor. İlk yıllarda yabancı uzmanlar sayıca daha az olduğu için çok kıymet verilmiş, mühim işlerin kahir ekseriyeti onlara ihale edilmiştir.

ENPOLİTİK

Yabancı uzmanlar beklentileri karşılayabildiler mi?

SELÇUK ÖZDAĞ

Yabancı uzmanların Türkiye?deki çalışmaları hakkında şunu söylemek gerekir:

Siyasîler başta olmak üzere, Tek-Parti bürokrasisinin daveti ile yurt dışından ülkemize gelen yabancı uzmanlar, dönemin ?özgün şartları içinde? yıllar süren çalışmaları yürütmüşler ancak bir ?inkılap mimarîsi? yaratmada beklenen sonucu almak mümkün olmamıştır.

Şunu söylemek lazım:

Şehircilikte, san?atta, mimarîde Selçuklu ve Osmanlı, kendi tarzını oluşturmuştu.

Osmanlı?da dinî, askerî ve sivil mimarî, Mimar Sinan ile birlikte zirveye ulaşmıştı. Bu zirveyi aşmak için çok çalışmak gerekir.

Cumhuriyet?in ilanından sonra Türk şehirci, planlamacı, mimar ve mühendislerinin gayretli çalışmaları olmuş, ama maalesef bir ?Türk millî tarzı? ortaya çıkarılamamıştır.

1950?den sonra çok partili siyasî hayata geçişimizle birlikte ideolojik yönlendirmeler de son bulmuştur.

Ulaşım, iletişim, haberleşme imkânları geliştikçe Barı ile olan münasebetlerimiz de gelişmiştir. Bu gelişmeler, üretim ve tüketim başta olmak üzere bütün sektörleri etkilemiştir.

İkinci Dünya Savaşı?nın sona ermesiyle birlikte harp sanayii harcamaları düşmüş, piyasaya daha çok demir, çimento, taş, mermer vs inşaat malzemesi girmeye başlamıştır.

1950?den sonra, 1960?lar ve 1970?ler boyunca bir ?apartmanlaşma? salgını hüküm sürmüştür.

Özal ile birlikte 1983?ten sonra ?toplu konut? inşaatları başlamış ve büyük şehirlerimiz başta olmak üzere bütün şehirlerimizde ciddi bir yapılaşma faaliyeti görülmüştür.

Apartmanlaşma olmuş, kooperatifler kurulmuş, toplu konutlar inşa edilmiş ama sağlıklı bir şehirleşme olmuş mudur? Maalesef olmamıştır.

Turgut CANSEVER, bu durumu bir ?yanılgı? olarak değerlendiriyor.

Diyor ki: ?Çağın bu yanılgısı şehirciliğe ve mimarîye de yansımış; teknolojiye, ekonomik çıkarlara öncelik veren, insanı küçülten, ezen, dramatik çelişkiler içinde insanın bilincini, seçme ve karar verme hak ve yeteneklerini kısıtlayan biçimler, dev ölçüler ve gayri insani bir dünya doğmuştur?.

?İnsan, inşa edilip biçimlendirilen bir mimarî çevrenin oluşumuna katıldığı nisbette onun sorumluluk ve bilincine erişir.

Büyüyen şehirler içinde yalnızlaşan; büyük projlerle inşa edilen yollar, onlarca kat binalar arasında küçülen insan, etrafına karşı olan sorumluluğunu unuttu?.

Şehirci ve mimar Cengiz BEKTAŞ?ın şu tespitlerine bakar mısınız?

?Bu sokaklar kimin? Yayaları hiç sevmeyen; çocuklara yaşlılara düşman bu sokaklar kimin? Ağaçsız, çiçeksiz, böceksiz, kuru, taş-toprak, bizden olmayan çirkin yüzler takınmış bu sokakları soruyorum?.

?Adam dört yıl yarım yamalak okuyunca, sizin yerinize, doğup büyüdüğünüz, yarı ömrünüzü geçirdiğiniz sokağınız üzerinde ?karar? verme yetkisine mi kavuşuyor??

?İçinde oturduğunuz ev için söylüyorum; ... Siz ona eviniz gözüyle bakmıyorsunuz ki... ?Mal? gözüyle bakıyorsunuz.?

Muharrir ve edebiyat tarihçisi İbn ül Emin Mahmud Kemal İnal, akrabalığı ve dostluğu tarif ederken diyor ki:

Her kim diğerinin süruru ile mesrur, kederi ile mükedder oluyorsa onun dostudur, arkadaşıdır.

Biz mahallemizde, sokağımızda, oturduğumuz binada diğer daire sakinlerinden haberimiz var mı acaba? Onların dertleri ile kederleniyor muyuz? Mutluluklarından mesrur oluyor muyuz?

İbn-i Haldun, ?tarih sosyolojisi? sahasında önemli bir bilim adamıdır.

?Mukaddime? adlı eserinde, toplumları genel olarak üç sınıfa ayırmıştır:

Bedeviler, hadariler ve bu ikisi arsında geçiş safhasını yaşayan toplumlar.

Bedeviler, çölde ve kırda yaşar; medeniyetten uzaktırlar.

Hadariler şehirlerde yaşarlar ve temeddün etmişlerdir. Başka bir ifadeyle ?medenileşmişlerdir?.

Şehrin (devletin) hukuku, adaleti, asayişi, ekonomisi, töresi ve?l hasılı bütün müesseseleri nizam ve intizam üzeredir.

Bedeviler ve hazarilerden farklı olarak bu her iki toplum tipinin dışında bir de bedevilikten medeniliğe (veya tersi) geçiş toplumları vardır.

Biz herhalde bu ters evrilmeyi yaşıyoruz. 

Evet, maalesef hal ve vaziyet bundan ibaret.

Ruhunda ne taşıyorsan, taşa, toprağa, mermere, san?ata onu söyletirsin.

Ruhunda hiç birşey yoksa, şehir de konuşmaz, san?at da konuşmaz, mimarî de konuşmaz; hiç kimse birşey söylemez.

Yesrib?i, Medine?ye çeviren ruh iklimi neydi?

O insanlar nasıl insanlardı ve nasıl yaşadılar ki Yesrib, Medine oldu.

Bedeviler temeddün etti, ?medenileşti? sonra ?Medineleşti?.

Konstantinopolis?i, Der-saadet?e çeviren duyuş, düşünüş, hissediş neydi, acaba?

Bunlar üzerinde beyin fırtınaları koparmalıyız!

Bırakın halkını, kendi din adamlarının bile ızdırap çektiği, bî-zar olduğu Konstantinopolis, nasıl saadet şehrine, barış şehrine dönüştü.

Bu nasıl bir şehircilik serencamıdır? Bu nasıl bir insanlık hikâyesidir?

Biz ki Sasaniler?den beri kullanılagelen ?kubbe?yi, devasa yüksekliklerde, azametli derinlikle yeniden yapmış, insanlığa hediye etmişiz.

Ayasofya?nın tam da karşısına, nazire olsun diye Sultanahmed?i refik kılmışız.

Camii mimarîsinde ?Kalem Minare?yi;

Tonoz?da ?Türk Üçgeni?ni;

Çini?de ?Türk Kırmızısı?nı;

Kale inşasında ?Koçhisar?ları insanlığa hediye etmişiz.

Ebediyete kadar da miras olarak yaşayacak, inşallah.

Kündekâri, kalemkâri, sedefkâri, malakâri ile tezyinat (süsleme) yapmışız.

Mermerin ?somaki?sini kullanmış, hat?tın ?selis?ini aşk ile meşk etmişiz.

Cama renk verip ?vitray?, suya renk verip ?ebru? yapmışız.

Daha nice nice san?at dalında hazık ellerle maharet, zeyrek ustalarla hüner göstermişiz.

Kâfi gelmemiş, yapılan herşey ?mısra? olmuş, ?şiir? olmuş defterleri doldurmuş, divanlara sığmamış; ?beste? olmuş, ?musiki? olmuş, kulakları doldurmuş, akıllara sığmamış; ?marifet? olmuş gönülleri doldurmuş, hayallere sığmamış.

Fıtnat Hanım, ?Aferin erbab-ı aşkın kuvve-i bazusuna? demişti.

Onlar, ağızlarında gümüş kaşıkla doğmamıştı.

?Aşk? nesliydi, hakikaten aferin hepsine!

ENPOLİTİK

Bugün?

SELÇUK ÖZDAĞ

Bugün ?

Bugünü anlatmaya ne hacet: Şiraze bozulmuş, cüz dağılmış vaziyette.

Malum; ilam halinde, şerhetmeye lüzum var mı?

Usul, esasa takaddüm eder. Usul olmadan vüsul olmaz. Usul sahibi değilseniz, nafile. Hiçbir emelinize vasıl olamazsınız.

Meşhur kelâm-ı kibardır, eskiler, ?Şeref ül mekân bi?l mekin? demişlerdir.

?Mekân?ın şerefi ancak ?mekin? ile olur.

Yani, mekânlara şeref verenler, o mekânlarda bulunanlardır.

Aslında bu veciz cümledeki ?mekân? kelimesini ?makam? olarak da tadil edebiliriz. Bu haliyle de güzel oluyor:

Makamlara şeref verenler ancak o makamlarda oturanlardır.

Yoksa makamların bizatihi bir kıymeti yoktur. Esas olan mekân veya makam sahibidir.

Hulâsa-i kelâm;

Şehircilikte, san?atta, mimarîde, edebiyatta maalesef bir fetret içindeyiz.

Ancak ümitvar olmalıyız. Ümitvarız.

Çünkü bu millete can veren iksir, hâlâ mayamızda.

Kana kana içtiğimiz bengisu, hâlâ damarlarımızda.

Camid toprakları bile her daim ber-hayat kılan rüşeymin reşahati, usaresi bizde.

İrfan?dan idbar?a geldik.

İdbar?ı ikbale tebdil edelim.

Fotoğraf: peyzax.com

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2163/cumhuriyetin-sehir-ve-mimari-tefrikasi-4

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

03.02.2020 Gelin Şu Hastalıktan Vazgeçin
10.01.2020 Bir Kitap Bir Yazar
22.12.2019 Her Yeni Hareket Yeni Bir Umuttur
23.11.2019 Saraydaki CHP'li
15.11.2019 Dersim'i Doğru Okumak
07.11.2019 Türkiye Cumhuriyeti Şirket Değil, Devlettir
20.10.2019 Rasyonel Siyaset, Diplomatik Dil
05.10.2019 Suni Gündemlerle Oyalanmak
05.10.2019 Suni Gündemlerle Oyalanmak
17.09.2019 Siyasetimiz!
15.09.2019 Yeni Sosyolojiye Yeni Siyaset
09.09.2019 Konuşmak mı Susmak mı, İşte Bütün Mesele
02.09.2019 Cami ve Siyaset
17.08.2019 Vefa Kimedir?
13.08.2019 Millet Olmak ve Adalet
21.07.2019 Yazıcıoğlu Niçin Öldürüldü?
04.07.2019 Toplumun Gerisinde Kalmak
24.06.2019 Kutuplaştırıcı Siyasete Tepki İmamoğlu'nda Somutlaştı
20.06.2019 Fanilik Şuuru
12.06.2019 Dost Acı Söyler Çünkü Doğruyu Söyler
26.05.2019 Bir Dev Eser; Ortadoğunun Cahşları
23.05.2019 Dünya Değişirken, Değişime Direnmek
19.05.2019 İslam'da Yöneten Yönetilen İlişkisi
14.05.2019 Ramazan ve Nefis Muhasebesi
09.05.2019 Kaybettik?
05.05.2019 Her Eleştiri Zararlı mı?
27.04.2019 Eleştiri Düşmanlık Değildir
22.04.2019 Saldırı Demokrasiyedir
14.04.2019 İstanbul'un maliyeti
05.04.2019 Kaybedecek vakit yok
28.03.2019 Adalet istiyorsan adil ol!
22.03.2019 Siyasetin üslup sorunu
21.02.2019 Cizre'den ve Cizre Spor'dan ben özür diliyorum
13.02.2019 Asıl felaket budur!
21.01.2019 Bağımsız bir yargı için kuvvetler ayrılığı şarttır
15.01.2019 Dost acı söyler
31.05.2018 Gerçek oruç tutalım o oruç bizi değiştirsin!
24.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-4
23.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-3
22.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-2
21.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası
25.03.2018 Muhsin Yazıcıoğlu?nu rahmetle anıyoruz?
13.03.2018 HDP kime hizmet ediyor
16.02.2018 Afrin ve Alçı
27.01.2018 Önce Afrin, sonra da...
16.01.2018 SEYYİD AHMET ARVASİ
31.12.2017 TÜRKİYE GÜÇLÜ OLURSA İSLAM DÜNYASI GÜÇLÜ OLUR.
17.12.2017 DÜN DE BUGÜN DE EN BÜYÜK SORUN, TERÖR VE BÖLÜCÜLÜKTÜR -BAYDEMİR GİBİLER İYİ ANLASINLAR-
03.12.2017 HOŞGÖRÜ KÜLTÜRÜ
26.11.2017 DERSİM'İ DOĞRU OKUMAK
19.11.2017 ATATÜRK TARTIŞMALARI
12.11.2017 BÖLGE HALKI PKK'YA KIRMIZI KART GÖSTERMELİ
06.11.2017 CUMHURİYET
22.10.2017 KÜRT SORUNUNA ÜLKÜCÜ BAKIŞI
15.10.2017 KATALONYA DERSİ
08.10.2017 İNSAN OLMAK YA DA TERBİYE DE İLK ADIM
24.09.2017 ÖLÜYE SAYGISIZLIK
12.09.2017 12 EYLÜL, DARBELER NEYİ ÖĞRETİR?
03.09.2017 MALAZGİRT
20.08.2017 EREN BÜLBÜL ve PKK
13.08.2017 BATI TRAKYA MÜSLÜMAN TÜRK AZINLIĞIN UNUTULMAZ LİDERİ
07.08.2017 PARANOYA
23.07.2017 CEMAATLEŞME Mİ, ULUSLAŞMA MI?
15.07.2017 15 TEMMUZDAN DERS ALMAK
11.07.2017 CUMHURBAŞKANI'NIN KARARLILIĞI VE TERÖR
02.07.2017 GERÇEK GÜÇ BİLGİYE SAHİP OLMAKTIR
24.06.2017 KILIÇDAROĞLU'NUN ŞOVU
16.06.2017 AYBÜKE YALÇIN ÖĞRETMEN'İM ÖLMEZLİĞE KAVUŞTU
07.06.2017 DAHA ÇOK DEMOKRASİ DAHA ÇOK BİRLİK DEMEKTİR
30.05.2017 BİR BÜYÜK ALPEREN: AHMET ER
28.05.2017 GERÇEK ORUÇ TUTALIM O ORUÇ BİZİ DEĞİŞTİRSİN!
20.05.2017 KONGREYE DOĞRU...
15.05.2017 CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ABD'YE GİDERKEN: BATI'NIN MÜDAHALESİ OLMASAYDI DAEŞ DE, YPG DE OLMAZDI!
03.05.2017 PKK'NIN YENİ ÜSSÜ
22.04.2017 DÜNÜN SİYASETİ NİÇİN KAYBETTİ,BUGÜN NE YAPILMALI?
19.04.2017 Yerli, Millî, Sivil ve Demokratik Bir Hükûmet Modeli: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi
18.04.2017 REFERANDUM SONUÇLARI NASIL OKUNMALI?
08.04.2017 AİHS'DEN KOPMAK BİZİ NEREYE GÖTÜRÜR?
31.03.2017 SİYASETİ DİNİ ALANA TAŞIMAK
23.03.2017 YENİ BİR AHLAK SIÇRAMASI
15.03.2017 DOSTLARI ÇOĞALTMAK
07.03.2017 TERÖR MÜCADELESİNİN BİR BAŞKA YÖNÜ
28.02.2017 28 Şubat?ın Ardından...
20.02.2017 İÇ SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI
06.02.2017 ÖNCE ADALET
29.01.2017 SURİYE'DE YENİ DÖNEM
20.01.2017 MİLLETE YASLANAN KAZANIR
11.01.2017 RECEP TAYYİP ERDOĞAN-H.NİHAL ATSIZ
08.01.2017 RUSYA İLE AYNI SAFTA OLMAK
01.01.2017 Suriye İçin Politika Değişikliği Şart
21.12.2016 BİR OLMA VAKTİ
13.12.2016 DEVLETİ SAHİPLENMEK, DEVLETİN SAHİBİ OLMAK
26.07.2016 ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI
19.07.2016 AVRUPA PARLAMENTOSU VE DAVASINI ANLATAMAYAN ÜLKE
12.07.2016 MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASI
05.07.2016 SURİYE'DE YENİ POLİTİKAYA İHTİYAÇ VAR
28.06.2016 İSRAİL İLE İLİŞKİLER
21.06.2016 Mücadele Terörledir
14.06.2016 ORTAK DEĞERLERDE BULUŞMAK
07.06.2016 Suriye İçin Politika Değişikliği Şart
31.05.2016 Teröre Karşı Milletçe Mücadele edilir
30.05.2016 Bir Yazı ve Gerçekler
17.05.2016 Sarıkamış Direnişi...
10.05.2016 PKK?nın Medya Uzantıları
03.05.2016 Ülke Kaybederken Hiç Kimse Kazanamaz
28.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz -3
27.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz -2
26.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz-1
19.04.2016 Eleştiri mi, Karalama mı?
12.04.2016 Sadece Teröristle Mücadele Yetmez!
05.04.2016 PKK Fani, Kardeşlik Bakidir
29.03.2016 Barışı Denedik İhanete Uğradık
22.03.2016 Alışmayacağız
15.03.2016 HDP?lilerin Dokunulmazlıkları...
08.03.2016 Çözüm Sürecini Türkiye?nin Zaafı Sandılar
01.03.2016 28 Şubat?ın Ardından...
23.02.2016 PKK/HDP?nin Gerçek Yüzü
17.02.2016 CHP Nereye Koşuyor?
09.02.2016 Barış PKK?nın Tasfiyesi ile Mümkündür
05.02.2016 Rus?u, Yunan?ı Müdahaleye Çağıranlar...