Fundamentalizm ve FETÖ belası

Eklenme Tarihi: 19.04.2018 09:16:40 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 05:38:19

  

         Fundamentalizm kavramı her ne kadar batı kaynaklı bir kavram olsa da Müslümanları karalamaya yönelik kullanılan bir koz olduğu besbelli. Yine bu meselenin sosyolojik bir problem olduğu da apayrı bir vaka.

        Malum olduğu üzere sinsi güçler ilim ve tefekkürden nasipsiz, aynı zamanda taassup bataklığına batmış bir takım eylem hastası tip ruhların çığırtkanlıklarını fırsat bilip ?İşte İslam Fundamentalizmi budur?  demeye getirme hezeyanıyla Müslümanları zan altında tutacak etiketlemelerde bulunabiliyorlar. Bakalım hakikatleri ters yüz gösterme oyunu nereye kadar sürecek.  Sinsi mihraklar oyun oynaya dursun biz biliyoruz ki;   hiçbir taassubu zihniyet ve terörist kafa İslam?la özdeşleştirilemez. Şayet geçmişte bir takım Harici militanların tepki ve eylemleri ölçü alınacaksa,  şunu iyi bilsinler ki bu durumu hiçbir Müslüman, tıpkı FETÖ başkaldırmasında olduğu gibi tasvip etmez. Çünkü Haricilerin İslam?ın medeniyet misyonuyla yakından ve uzaktan alakaları yoktur. Nitekim Hz. Ali (k.v)'in bedevi kültürle yoğrulmuş Harici Fundamentalistlere karşı yürüttüğü mücadelesi esas itibarıyla hukuk savaşıdır. Öyle ki; başsızlığa ve nizamsızlığa alışmış Harici militanları İslam tarihinin yüz karası rol üstlenmişlerdir. Her ne kadar günümüzde Haricilik kalmasa da, maalesef onları aratmayacak derecede değişik rollere bürünmüş kılıkta ?Yeni Tip Harici Fundamentalist?lerin varlığına şahit olduk diyebiliriz. Nitekim 25 Temmuz darbe girişiminde bulunan FETÖ İhanet Çetesi örgütü bunun tipik bir misalidir.

        Kavramlar bazen bir kelime, bazen bir ses, bazense en tesirli silah olarak sahne alabiliyor. Anlaşılan ülkeler eskisi kadar balistik ve konvansiyonel silahlarla abluka altına alınmıyor, artık içi boş kavramlarla beyinler yıkanıp esir alınıyor. Zihinleri efsunlayıp haşhaşlamak çok daha kolay bir yöntem gibi gözüküyor. Tabii zihinler batının hizmetine haşhaşlanıp mankurtlaşınca ister istemez o ülke içten çökertme manevralarına girişilebiliyor.  Şöyle geriye dönüp baktığımızda nice insanlar, nice sivil toplum kuruluşları, nice siyasi dehalar ve nice bilge şahsiyetler kavram kargaşasına kurban edildiğini görürüz. Hatta git gide anlamsızlık girdabı içerisine sürüklenen toplumları bölük pörçük edecek güçte karşımıza çıkmaktalar. Gerçektende içinde bulunduğumuz tabloya baktığımızda yoğun kavram bombardımanına tabii tutulduğumuz ayan beyan ortada. Sadece baş ağrıtan Fundamentalizm kavramı olsa belki gam yemeyiz, ama gel gör ki pek çok kavramlarla kuşatma alanları oluşturulmakta. Belli ki bilgi çağını yakalayamamış toplumlar düşünmesinler diye oyalanacak bir şeyler bulunması icabetmiş; sonunda bula bula alda kullan dercesine toplumun zihnini karıştırıcı oyuncak kavramlar türetiliverdi Böylece batı dünyası bilgi çağının nimetlerinden faydalanmayı kendine hak görürken, İslam toplumlarına da mezkûr kavramlarla oyalandırılmak reva görülmüştür.   Hani derler ya delinin biri kuyuya bir taş atmış kırk kişi o taşı çıkaramamış, aynen öyle de batıda içimize attığı içi boş oyuncak kavramlarla habire oyalanıp durmamız istenmekte.

          Dedik ya aslında Fundamentalizm bize ait bir kavram değil, bilakis batıdan ithal edilmiş oyuncak kavramdır. Bakınız Rönesans batı toplumunda sosyal değişmeyi sağlasa da Protestan Hıristiyanlıkta kendi içinde dönüşüme uğratıldığı bir vaka. Nasıl mı? İşte İngiltere bunun en bariz göstergesi.  Batı dünyası güya kiliselerini katolikliğin izlerinden arındığıyım derken bu kez Kitabı Mukaddes'i Hıristiyanlığa uyarlayan bir püriten oluşumla karşı karşıya kaldılar. Yani yağmurdan kaçıyım derken doluya tutuldular.  Nitekim bu tip oluşumda Yahudi ilişkisi gözden kaçmaz da. Öyle ki Protestan Hıristiyanlık bu tabloda Yahudi uyarlamasına tabii tutulup İngiltere?de radikal püriten tarikat oluşumunu tetiklerken Amerika?da ise Protestan Fundamentalist akımın doğmasına yol açmıştır. Daha da ilginç olan bu tip oluşumlar tarihi süreç içerisinde iktidarları etkileyecek güce de ulaşabiliyor. İster adına İngiltere püriten tip tarikat, ister Amerikan Fundamentalizmi denilsin hiç fark etmez, sonuçta birbirini destekleyici akımlardır.  Bu arada en belirgin ortak özellikleri ise içki, modern dans ve müzik, sinema ve tiyatro gibi âlemlerden uzak kalmalarının yanı sıra muhalif kanat olarak görev ifa etmeleridir. Hiç kuşkusuz bunda geçmişte kilise sultalarının değişime ayak diretmelerinin ve her türlü ilmi çalışmaları engizisyona tabii tutmalarının son derece çok büyük payı vardır. Tabii ki bilimi ve düşünceyi giyotine verirlerse olacağı buydu, dolayısıyla bir anda mantar gibi türeyen Fundamentalist akımların ortaya çıkmasına şaşmamak gerekirdi. Hele bunda bilhassa Amerika dünyanın jandarmasıyım diye övüne dursun, şu bir gerçek bu nasıl jandarmalıksa Fundamentalizme yakayı kaptırmış durumda. Hadi yakayı kaptırmaları neyse de içine düştüğü içi boş Fundamentalizm ucubesini İslam dünyasına yamamak çabasına girmesine ne demeli. Hiç kuşkusuz diyecek çok daha söz var elbet, ama zaten onların huyudur kendi ucubelerini sınır ötesine taşımak. İşte görüyorsunuz huylu huyundan vazgeçmez ya,  birde bu işin içinde dış politika malzemesi olarak kullanma hinliği de söz konusu. Nitekim bu durumu yetiştirdikleri Fundamentalist elebaşı FETÖ?yü bize teslim etmemelerinden çok rahatlıkla anlayabiliyoruz da artık.

         Gerçek şu ki, Fundamentalizm illeti Müslümanlar arasında fitne tohumu oluştururken batı toplumlarını da kiliseden soğutup yeni bir arayışlara itmiştir. Derken bu arayış içerisinde XVIII. asrın sonlarına doğru bula bula aydınlanma hareketinin temeli diye niteledikleri pozitivist aklı keşfetmişlerdir. Ancak ne var ki üzerinden çok geçmeden putlaştırdıkları aklında batılı adamın ruhunu doyuramayacağı anlaşıldı. Hem salt akıl tek başına insan ruhunu nasıl doyurabilsin ki; malum pozitivist akıl dedikleri şey donuk metanın keşfi için vardır, oysa insanın keşfi manada gizli. Malum, sırf kuru akıl asla insanlığı eşyanın esaretinden kurtaracak bir iksir değildir. Hani derler ya 'kel derman bulsa başına sürer' diye, aynen öyle de sırf kuru akıl iksiri derde deva olsaydı insanoğlu keşfettiği makinenin kölesi olmazdı. Neyse ki gelinen noktada batılı adam, yeniden ruhi boşluğunu dolduracak arayışa yönelmiş durumda. Eeeh ne yapsınlar,  batı insanı nihayetinde aklın karaya oturduğunu fark etti de bu kez can kurtarıcı simit olarak dini görmekte. Ancak bu arada can simidi gördükleri dinin Fundamentalist grupların elinde Protestan kılıfına bürünmüş oyuncak olduğu gözlerden kaçmazda. Oysa bilmiyorlar ki Martin Luther?in açtığı çığır Fundamentalistler elinde daha da çığırtkan hale gelmiştir. Nitekim Fundamentalistler daha çok askeri ve dış politika sahalarda çalışmayı tercih etmeleri bunun göstergesi. İşte FETÖ ihanet çetesi de bu ya, aynı gerekçelerle Fundamentalizmi ölçü alıp bilhassa devlet kurumlarımızdan askeri ve güvenlik birimlerine sızmışlardır. 

          Belli ki Haçlı ruhu kılık değiştirmiş durumda, şayet savundukları Hıristiyanlık buysa ne yüzle dünya barışından ve diyalogtan söz ediyorlar doğrusu buna hakları yoktur. Bu yaptıkları düpedüz Haçlı ruhunun bir başka kaba girmiş Evanjelik Hristiyanlığın hortlamasından başka bir şey değildir elbet. Kaldı ki günümüzde Evanjelistlerin ne yapmak istedikleri artık bir sır değil, biz onları Irak?a, Suriye?ye ektikleri fitne tohumlarından, Türkiye?de FETÖ eliyle 15 Temmuz Darbe girişiminden ve attıkları bombalardan biliriz, tamamen maskeleri düşmüş durumdalar. Öncesinde misyonerlik faaliyetleriyle boy göstermelerinden, sonrasında ise hükümetleri ve askeri birlikleri lobi faaliyetleriyle etkileyip misyonları doğrultusunda savaşa kanalize etmeleriyle tanıdık.

          Malumunuz şu da var ki,  Fundamentalistlerin savundukları bir kısım düşüncelerin İslami kaide ve kurallarla örtüşmesi icabında Müslümanları da içten yaralayacak Fundamentalist bir etiket iz bırakabiliyor. Nasıl mı? İşte nüfus planlaması karşıtlığı,  kürtaj aleyhtarı gösteriler, sigara aleyhtarı kampanyalar, içki âlemlerinden nefret etmek gibi pek çok görünür ortak kabuller Fundamentalist ithamı iz bırakabiliyor. Oysa ortak kabuller asla bütünü temsil etmez. Tıpkı imanın altı şartından birini inkâr etmekte olduğu gibi bir durumdur bu. Keza Hıristiyan mistisizmiyle İslam tasavvufunu benzer gösterme çabaları da öyledir. Oysa Yüce Peygamberimizi kamyonete bindirme hülyası, minarelerimizde yankılanan Ezan-ı Muhammediye?yi çanlar eşliğinde Peygamberimizin ismini anmaksızın okumak, dinler arası diyalog teraneleri gibi bir dizi sapkın gösterilerin bizim Mevlana?mızla, Yunusumuzla ve tasavvufi inançlarımızla asla yakından uzaktan ilişkisi yoktur. Bilakis batının içimize attığı Truva atlarıyla ilişkili diyebileceğimiz bizi içten çökertmeye yönelik bir sinsi planın parçası operasyonlardır.

           Evet, öyle anlaşılıyor ki, Fundamentalizm kavramdan çok bir kılıf,  dolayısıyla her kavram soru işareti taşıdığı gibi açıklamaya muhtaçta. Bikere her türlü kavram üzerinden türlü türlü tevil yapılabiliyor. Hem kaldı ki batı dünyasının ürettiği kavramlarla doğu dünyasına ait kavramlar birebir örtüşmez de. Mesela batı kavramı Fundamentalizmle bize yaftalanmak istenen irtica kavramı bunun bariz bir delilidir. Neyse ki tarihin her devrinde bu tür çarpıtmaların geçirdiğimiz onca kışkırtma hareketleriyle gün ışığına çıkan bir takım gerçeklerle artık pek yutmuyoruz. Müslümanları irtica yaftasıyla suçlayanlar bikere her şeyden önce kendilerine dönüp bakmalarını tavsiye ederiz. Nasıl mı? İşte Amerika?da Başkanların daha seçilir seçilmez İncil?e yemin ederek göreve başlamaları, doğan çocukların vaftiz edilmeleri, evliliğe kilise töreni eşliğinde adım atılması, dolarların üzerine; ?Allah'a inanırız? ibaresinin yazılması ve hafta tatilinin pazar günü ilan edilmesi gibi bir dizi kurallar hiçte irticai bir durum telakki edilmiyor. Ama söz konusu İslam olduğunda, yani Müslümanlar mukaddes dinini hayatının merkezine aldığında hemen İslamifobi olarak karşılık bulmakta. Maalesef kendilerine gelince müstahak İslamiyet söz konusu olduğunda ise tam tersi bir tavır sergilemekteler.  Hadi yaftalama, karalama neyse de, peki ya uluslararası alanda örgütlenmiş istihbarat ağları kanalıyla Müslümanların kendi öz yurtlarında parya edilmelerine ne demeli? 

           Anlaşılan o ki;  laik-anti laik, alevi-sünni gibi suni kamplaşmalar bizim tercihimizle oluşmuş kamplaşmalar değil,  bilakis kökü dışarıda üretilen kavramlarla bizi birbirimize kırdırmaya yönelik suni kamplaşmalarıdır. Üstelik kurdukları tezgâh sadece ülke halklarına uygulanmıyor, batı karşıtı İslami kimliğe sahip yöneticileri iş başından uzaklaştırmak veya devirmek içinde kullanılabiliyor. İcabında bu hinliği bir dizi ekonomik yaptırım ve ambargo koyaraktan da gerçekleştirilebiliyorlar.

            Dedik ya aslında Fundamentalizm, ABD Köktenci Evanjelik Protestan mezhep ağırlıklı bir akımının İslam âlemine fitne tohumu şeklinde sokulup yeri geldiğinde radikal unsurlar üzerinden yeri geldiğinde de ılımlı Müslüman kılıfı altında yürütülmektedir. Besbelli ki İslam?ın yeniden bir medeniyet halinde doğmasından endişelenen batı, İslam?ın yükselişini kesmek için bu tür kavramlara ihtiyaç duyup bizi can evimizden vurmanın hesabı içerisindeler. Madem durum vaziyet bu, o halde tüm bu kirli hesapları bozmak için Ulu Hakan Abdülhamit Han ve Tayyip Erdoğan usulü akıl dolusu hamlelerle karşılık verip uyanık olmak zorundayız.

           Avrupa tarihine şöyle bir bakın sanayileşmeyle birlikte içten içe derin bir kimlik krizi sancısı da yaşamışlar. Bilhassa endüstriyel devrim İngiltere?de önce kimlik krizini, sonrasında ise hızla yaygınlaşan püriten militan Hıristiyanlık akımının doğmasına kapı aralamıştır. Hakeza sanayileşme diğer Avrupa ülkeleri içinde sosyal değişmeye paralel olarak kendi içinde nükseden kimlik krizinin yanı sıra püriten tarikat oluşumların doğmasını da beraberinde getirdi.  Malum ülkemizde de kimlik krizine yol açacak hareketler ilk evvela üniversitelerde masumane öğrenci istekleriyle başlamış, daha sonrasında bu istekler sağ-sol, alevi-sünni çatışmasına yol açacak bir sosyolojik boyut kazanmıştır. Derken 12 Eylül sonrasında kutuplaşmalar bir başka mecraya kayıp bu kez laik-anti laik, Türk-Kürt ayırımı ekseninde boy vermiştir. Elbet o yılları yaşayanlar çok iyi bilir ki; köyünden kasabasından kopan insanlar, göç ettikleri şehrin varoşlarında konakladıklarında kimlik krizine tutuluyorlardı. İşte böyle kaygan bir zeminde sağ-sol ikilemi ve laik-anti laik cepheleşmeler kendi kulvarında çok rahatlıkla taban bulabiliyordu. Anlaşılan o ki her sosyal değişme geçiş sancısına da yol açtığından böylesi geçişlerde sosyal tabanlı militanlaşma eğilimlere bir fırsat teşkil edebiliyordu. Hem de nasıl fırsattan istifade bir talan, o dönemlerde bir bakmışsın insanlar serbest tartışma ortamları yerine militarizmin kucağında kendilerini buluyorlardı. Ağ?a düşüncede çatışma kaçınılmaz oluyordu. Hele birde tüm bunların üstüne basiretsiz idarecilerin meselelere sosyal adaletle yaklaşmayıp vesayetin gölgesinde ayak sürtmeleri olaylara daha da bir derinlik kazandırması işin bir başka yönüydü.

          Bakın batı, sosyal haklar ve özgürlüğün azlığını daima kışkırtıcı olduğunun farkına vardığında birçok meselelerin üstesinden gelebilmiştir.  Doğu hala bu konuda pek mesafe kat etmiş sayılmaz.  Nitekim İran Şah'ı demokratik talepler noktasında hürriyetin tamamını değil ucunu gösterdiğinde bir anda Humeyni önderliğindeki kitlesel ihtilal kaçınılmaz hal almıştır. Bu demektir ki totaliter anlayış her zaman tedhiş saçabiliyor. O halde hem Türkiye?nin hem de İslam âlemini yöneten idarecilerin idare ettiği halklarına temel hak ve hürriyetlerini vermede batıya açık kapı bırakmadan güvence altına almalarında fayda var. Çünkü doğu toplumların geleceği aklı hür,  irfanı hür,  fikri hür nesil yetiştirmekten geçmektedir. Yok, efendim fikir hürriyeti de neymiş denilecekse her cinsten Fundamentalist akım kendine alan bulup geleceğimizi karartacağı muhakkak. Bu arada Fundamentalist FETÖ ihanet örgütünün sınav sorularını çalarak altın nesil yetiştiriyoruz yutturmacasına da bir daha kanmamakta şarttır.

          Sosyal değişim toplumların alın yazısı bir gerçek. Her toplum öyle veya böyle bir şekilde değişebiliyor, ama değişim sürecini Fundamentalist anlayışa ve marjinal gruplara teslim ederek değil, ilim yolunda ter dökenlere teslim ederek gerçekleştirmek gerekir. Aksi takdirde bir takım sosyal çalkantıların nüksetmesi kaçınılmazdır. Zira sosyal değişim denen hadise tekâmül,  inkılâp,  ihtilal,  ilim ve eğitim yoluyla tezahür edebiliyor. Mesela tekâmül yoluyla tedrici bir sosyal değişim vuku bulurken,  inkılâp yoluyla da daha çok radikal ve programlı bir kadro hareketi vuku bulmakta. Keza ihtilal yoluyla gayrinizamî kanlı değişim gerçekleşirken ilim ve eğitim yoluyla da nizami bir değişim gerçekleşmektedir. Her ne kadar eğitim yoluyla değişim süreci yavaş yavaş gerçekleşse de sonuçta en verimli, en uzun soluklu ve en müspet kalıcı sağlıklı bir değişimdir diyebiliriz. İşte bu yüzden ilme dayalı her bir değişim Fundamentalizm?e yabancıdır. Yabancı kalmaları da gayet tabiidir, çünkü medeniyetlerin doğuşunda ilmin ve eğitimin çok büyük rolü söz konusudur. Hele ki aklını Pensilvanya?da ki terörist başına kiralayanlara fırsat vermemek için mutlaka ilim yolunda medeniyet inşası şart diyoruz. Tabii ki ilimden maksat Allah?a ulaştıran ilimdir, asla film ilmi değildir.  Dolayısıyla Allah ve Resulünün hakikatleri dışında her şey tartışılmaya muhtaçtır. Kaldı ki İslam çağlar üstü bir din, muhatabı ise tüm insanlık olduğundan kıyamete kadar nuru sönmeyecek tek değişmeyen Hakikat-ı Muhammediye dindir. Nitekim Prof. Dr. Erol Güngör?ün ?Dinin hiçbir şekilde değişmediğini, ama insanların dinle ilgili anlayışlarının devirler ve şartlara göre değiştiğini? işaret etmesi bu gerçeği teyit ediyor.

          Kelimenin tam anlamıyla her türden Fundamentalist akımlar, kalıcı olana değil geçici olana talip olmakla köksüz düzen peşinde ömürlerini zayi etmekteler. Hem tarihten bugüne öfkeyle, kinle, militarizmle kim ne bulmuş ki onlarda bulsun. Hiç yalandan nefeslerini boşa tüketmesinler, eninde sonunda eli silah tutan eylem hastası grupların en son varacağı nokta devrim muhafızlığıdır. Paye alacakları kazanımda olsa olsa 'Yeni Haricilik' unvanı olacaktır.  Bizden uyarması, yol yakinken bu tür oluşumlara kendilerini kaptırmasınlar, gelecek ne Fundamentalizm?de ne de Yeni Haricilikte, gelecek bilgi ve tefekkür abidesi olmaktan geçiyor. Hiç kuşkusuz tarih bunun en canlı şahidi zaten.  Zira medeniyetler bilge ve ilim erbabı insanların omuzlarında boy vermektedir.

           Unutmayalım ki, ya medeniyet olup Nizam-ı âlem olacağız ya da bedeviliğe talip olup zillete düşeceğiz. Hiç kuşkusuz tercihimiz Nizam-ı âlem olmaktan yanadır.

            Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2150/fundamentalizm-ve-feto-belasi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM