Tarih şuuru

Eklenme Tarihi: 17.04.2018 08:04:44 - Güncellenme Tarihi: 17.04.2018 08:04:44

Hayat sürdüğümüz topraklara bağlılığımızı derinleştiren değerler bütünü, tarihimizin yaşanmış hatıra mirasının köklerinden beslenir. Tarih, insanın yaşadığı toprakla kurduğu ünsiyetin en önemli şahididir. Şahit ortadan kaldırıldığı an, insana geçmişini hatırlatacak hiçbir şeyi kalmamış demektir. Bu kıymetli hazinin nimetlerinden mahrum kalmak istemeyen milletler, tarihlerini ancak ibret için yorumlamalıdır. Bir toplumun istikbalinin inşa edilmesi adına, tarihin mecrasından çıkarılarak ideolojik olarak yorumlanması doğru değildir.

Tarih o kadar önemlidir ki, emperyalist devletler işgal ettikleri yada boyunduruk altına almak istedikleri toplumların geleceklerini sömürüye dayalı olarak dizayn etmek için, ilkönce onları tarih sahnesinde zora sokarak işe başlarlar. Bu kapsamda tarihte cereyan eden hadiseleri doğal çerçevesi dışında yorumlama yoluna giderler. Örneğin Osmanlı bakiyesi millet mensubu bir mazlum, Türkiye?ye sığındığında güzelce karşılanıp, evindeki huzuru ve güveni hissederek kendini Anadolu topraklarına ait görebiliyorsa, bu yılların birikimi olan bir tarih bilincinin verdiği duygu atmosferinde yaşanıyordur. Ancak, bu duygu atmosferini hazmedemeyen çevreler, bin dokuz yüzlü yılların ilk çeyreğinde o günün sosyolojik ortamında Türkler ve Ermeniler arasında karşılıklı olarak yaşanmış ve kayıtlara tehcir hadisesi olarak geçmiş Ermeni meselesini, tarihi mecrasından kopararak geleceği kendi istekleri doğrultusunda inşa etme adına, Türkiye deyince güvensiz bir devlet imajı oluşturup ülkemizi köşeye sıkıştırmak için soykırım olarak niteleyebilmektedir. Bu açıdan tarih tahrifinin yoğun olarak yapıldığı bir atmosferde, Türk milleti tarih bilincini sağlam zeminde muhafaza etmelidir. Çünkü insanın toprak/mekan ile olan aidiyet/mensubiyet ilişkisini tarih bilinci ayakta tutar.

Milleti ortak bir irade etrafında toplayan manevi değerlerin maddi tezahürlerinden biri olan tarihi eserler, tarih bilincini diri tutan, insanları geçmişten aldığı güçle geleceğe bağlayan, adeta toprağa atılmış tohum gibidir. Dün emperyalist işgalcilerin ve uşaklarının Bosna?da, Osmanlı döneminden kalma Mostar Köprüsünü top atışına tutmasının, bugün Halep?te sekizinci yüzyıldan kalma Ulu Cami?nin üstüne bombaların yağdırmasının ve Kerkük?te, Türkmenlerin nüfus kütüğü mahiyetindeki mezar taşlarını tahribe kadar varan saldırılar yapmasının sebebi bu hakikattir. Çünkü tüm bu eserlerin hepsi hem toprağa vurulmuş bir medeniyetin damgası hem de bu eserleri toprağın üzerine nakşeden toplumun hayata bakış açısının diğer bir ifade ile zihin yapısının tezahürüdür.


 Tarih boyunca Türkler, insanı insanın kurdu değil yurdu olarak görmüş, toplum yaşamının ahengini her zaman bireysel yaşam kalitesinin artmasının ön koşulu olarak kabul etmiştir. Ecdadımızın bu bakış açısı mimari anlayışını da etkileyerek günümüze kadar ayakta kalan tarihi eserlere de yansımıştır. On altıncı yüzyılda Alman bir seyyahın anılarına akseden, Türklerin umumi bina ve mabetleri evleri ile mukayese edilemeyecek kadar muhteşemdir, nev?inden sözleri ecdadımızın adeta hayata bakışının zihin izlerini bizlere sunmaktadır. İşte tarih bu yönü ile bir milletin genlerini bizlere sunmaya devam eder ki, biz bu hakikatin farkında olunmasına tarih bilinci diyoruz.  

Hasılı kelam yetişen nesillerimiz, tarihi öğrenme merakında sınırları zorlayan bir tecessüs ile dünya tarihini ve Türk milletinin bu tarih bütünlüğü içindeki konumunu tanımaya yönelerek, belirli bir metodoloji çerçevesinde bilgi seviyesini yükseltip, tarih bilincini diri tutmalıdır. Zira on dördüncü yüzyılda yaşamış ve tarih ilminin kurucusu sayılan İbn-i Haldun?un, döngüsel zeminde akışını devam ettirdiğini söylediği tarihin bilgisini elde etmek, geçmişten ibret alarak geleceğe güvenle bakmanın teminatı niteliğindedir. Zira tarihte yaşanmış hataların tekerrür etmemesinin yolu ibret almaktan geçer ki, o da tarihten haberdar olmakla sağlanabilir.  

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2142/tarih-suuru

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

22.08.2019 Toplu Sözleşme Mağduru Memura Bir de Böyle Bakalım
15.08.2019 Hükümetler, Sendikalar ve Ülkenin Geleceği?
08.08.2019 Emek, Ücret, Sosyal Adalet...
05.08.2019 Sınırlar Arasında
21.07.2019 İmam Maturidi'nin Türk-İslam Düşüncesindeki Yeri ve Önemi
11.07.2019 Sosyal Devlet mi Dediniz?
21.03.2019 Sen yoksan kimse yoktur
23.02.2019 Adalet Mülkün Temelidir
15.02.2019 Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Hocamız ne yapmak istiyor?
13.02.2019 Medeniyet, kültür, eğitim ve terbiye
30.01.2019 Ahi Evren ve günümüze iz düşümü
31.12.2018 Seyit Ahmet Arvasi Hocamızı anarken?
30.11.2018 Mesleki eğitim ve Milli Eğitim Bakanlığı
27.11.2018 Ziya Selçuk Bakanımızın köy enstitüsü açıklamasına dair?
24.11.2018 Asgari ücretlinin arzuhali
04.11.2018 Uganda Kampala Büyükelçimiz Romalı mı?
23.09.2018 Sessiz sedasız bir Ahilik Haftası daha kutlandı
18.09.2018 Eğitim sistemimiz temelinden yeniden inşa edilmelidir
26.08.2018 Anadolu'ya Türk damgasının vuruluşu
08.08.2018 Ekonomik kriz ve zihniyet değişimi
02.08.2018 Uşaklar ve efendileri kazdıkları kuyuda boğulacaktır
28.07.2018 Siyaset Kavramı ve Din İlişkisi
24.07.2018 Değişimin lokomotifi eğitimdir
04.06.2018 LGS?nin Düşündürdüğü Hakikatler
11.05.2018 Vakıf kültürü hoyratça harcanmamalıdır
07.05.2018 Değişen Türkiye
28.04.2018 Sivil toplum ve demokrasi
24.04.2018 Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir
17.04.2018 Tarih şuuru
06.04.2018 Maturidilik ve Alperenlik
23.03.2018 21.Yüzyılın alpereni Muhsin Başkan?ın anısına
15.03.2018 Türkiye?nin Ortadoğu?daki mücadelesi bir milattır
28.02.2018 Millet ve milliyetçilik üzerine
14.02.2018 Okullar düzelmeden nesiller düzelmez
30.01.2018 Emperyalist Zihniyetle Mücadele ve Okullarımız
26.01.2018 Yaban Elma Sevdalısı Aydınlar ve Ağbabalarına Duyurudur
24.01.2018 Kızıl Elma ve Yörük Teyze
18.01.2018 HER İNSAN ÖZEL VE KAYDA DEĞERDİR