Müezzinlerin ezana saygısızlıkları!

Müezzin, ezan okuyan kimse demektir. Müezzinler, ezana saygısız olabilir mi? diyeceksiniz.  Hem de nasıl oluyorlar, hem de nasıl davranıyorlar. Bir kere şunu kabul etmemiz lazımdır: İslam inceliktir, güzelliktir, nezakettir, aydınlıktır, hoş görüdür, adalettir, temizliktir, dikkattir!..

Eğer bir yerde, incelik, güzellik, nezaket, aydınlık, adalet yoksa orada İslam’ın ruhu yok demektir. Orada yaşayan nüfusun tamamı her gün beş vakit üzerine bir beş vakit daha koyarak namaz kılıyor olsalar bile, İslam’ın ruhu, özü, kökü oradan savuşup gitmiş demektir. Bunun akside söz konusu: Yani bir milyon insanın yaşamış olduğu bir yerde, bir tek kişi bile namaz kılmadığı halde orada incelik, güzellik, temizlik, adalet, nezaket varsa orada İslamiyetin ruhu yaşıyor demektir.

Sevgili Peygamberimiz ne kadar doğru söylemiş: “Sevdirin zorlaştırmayın. Nefret ettirmeyin, kolaylaştırın!”

Bir iki örnek vermek istiyorum: 40 yıl önce Sivas’taydım. Evimizin yakınında bir cami vardı. O caminin müezzini beş vakit ezanlarını hoparlörlerle okuyordu. Sesi, anlatılmaz derecede kötünün kötüsüydü. O müezzin ne zaman ezan okumaya başlasa, 2-3 yaşındaki kızım korkarak katıla katıla ağlamaya başlıyordu.  Çocuğumun geleceği için endişe duymaya başladım. Düşündüm ki çocuk, ergenlik çağlarına girdiğinde, ezanı kat’iyyen sevmeyebilir, nefret edebilir. Ezan yüzünden İslamiyet’ten kopabilir, korkabilir… Şehrin müftüsüne gittim. O çirkin, o kaba, o bed, sesli müezzine hem de hoparlörle kat’iyyen ezan okutmamalarını söyledim. Mahallenin çocuklarını da dikkate alarak müftülüğe başvurdum. Talebimi yerinde buldular o çok kötü ezan okuyan kimsenin elinden mikrofonu aldılar.

İstanbul’da Sultan Ahmet Meydanında birbirlerine yakın camilerimiz var. O camileri müezzinleri ezana hem çok saygılılar hem de ezanı münavebe ile okuyorlar. Sesleri kat’iyyen birbirine karışmıyor. Mesela bir müezzinimiz: Allahu ekber! Allahu ekber diye seslenirken diğer müezzin susuyor.  Sonra ikinci müezzin ezanın ve İslam’ın ilk inancını ilan ediyor. Birinci bölüm biter bitmez ezana ilk başlayan müezzin ezanın ikinci cümlesini duyuruyor. Gelip geçenler bazen durarak ezanı dinlemek istiyorlar. Ne kadar güzel ne kadar hoş! Ne kadar zarif, ne kadar mübarek bir hal!..

Birkaç defa Üsküdar’da şahit oldum: Birbirine yakın dört-beş camide, dört-beş müezzin hep birden ezan okumaya başlıyorlar. Etrafa, anlatılmaz derecede bir kalabalık, bir çirkinlik yayılmaya başlıyor. Ben şahsen kulaklarımı ellerimle kapatmak ihtiyacını duyuyorum ve İslam adına çok üzülüyorum. Görüyorum ki o müezzinlerimizde, İslam’ın inceliği, dikkati, nezaketi kat’iyyen yoktur.

Geçen akşam, eşimle ve torunlarımla Bağdat caddesinde yürüyorduk. Bir camimizde, akşam ezanı okunmaya başlandı. Müezzin sanki ezan okumuyordu da, bir büyük çirkinlikle avaz avaz bağırıyordu. Ama nasıl bir bağırma? Nasıl bir feryat? Kat’iyyen abartmadan yazıyorum: Müezzin, sanki yüzüne veya göğsüne veya kaba etlerine, kızgın bir demir yapıştırılıyormuş gibi, yırtınırcasına haykırıyordu. Bir Müslüman olarak utandım, utandım, utandım! O bölgenin insanlarını, o bölgenin çocuklarını düşündüm. Samimiyetle inandım ki, her gün beş defa, o çok kötü ezan okuyan müezzini dinleye dinleye büyüyen çocuklar, yarın İslamiyet’e karşı menfi bir tavır takınırlarsa, ezanın ve İslam’ın aleyhinde konuşurlarsa, sebebi kesinlikle bu kötü, bu vahşi sesli müezzinlerdir.

Bütün il ve ilçe müftülerimizin ezan konusunda da, müezzinlerimizi ikaz etmeleri gerekir. İslam’ın inceliği,  güzelliği, zarafeti, nezaketi üzerine, hiç kimsenin gölge düşürme hakkı yoktur!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2139/muezzinlerin-ezana-saygisizliklari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

İbrahim Şeker
07.09.2018 20:03
Üstad ! Bu mes'ele, yani camilerde ezan, kamet ve imam efendinin okuduğu kıraat mevzusu beni de çok amma çok düşündürüyor, rahatsız ediyor. Bizim yaşadığımız yerde -Manisa şehir merkezinde- bulunan birkaç camideki ezan ve kametin hoparlörlerin son seviyesine kadar açık hem de gür sesli müezzin ve imam tarafından okunması hakkında sırasıyla; imam efendiye sonra müezzine sonra müftülüğe ve son olarak da BİMER'e müracaat ettim, ikaz ettim. Maalesef ki hiçbirinden netice alamadım . Halen evimin hemen yanında bulunan camideki her ezan vaktinde gerek müezzin (ezan ve kamette) gerek de imam (kıraatte) avazı çıktığınca ve hoparlörleri enyüksek şiddette açarak bağırıyorlar; güya kendilerince iyi yaptıklarını zannediyorlar. Ben de hemen yanıbaşımdaki o camiyi bırakıp üslubunu ve kıraatini beğendiğim daha uzaktaki camiye gidip vazife ifa etmeye çalışıyorum. Anladım ki Türkiye'nin ve halkımızın pekçok cihette daha uzunca uzunca mesafeler alması gerekiyor.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar