Üniversitelerin gazı Eskişehir'de patladı
Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Üniversitelerin gazı Eskişehir'de patladı

Yıllardan beri üniversite meselelerini yazarım. “Yazsam kitap olur” demiyorum; kitaplar olur.

Yönetim sistemindeki yanlışlıkları yazdık…

Rektör seçimlerinin sakıncalarını çoook yazdık…

Kalitesizliği yazdık…

Bilimden uzaklaşmasını ve aktarmacılık batağına battığını yazdık…

Yazdık oğlu yazdık…

Geçen hafta Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde 4 akademisyenin katledilmesi, herkesi şok etti.  Kamuoyu âdetâ sarsıldı ama üniversite camiasında tık yok… Olayı kınayan birkaç üniversite oldu; o kadar…

Böyle vahşi bir olay üzerine üniversitelerin hop oturup hop kalkması gerekirdi ama olmadı!.. Üniversiteler vahşeti donuk gözlerle ve duygusuz bir şekilde seyrettiler.

Niye?

“Niye?”si yok!...

Çünkü üniversiteler için bu olay, her an vuku bulması beklenen bir vak’a… Âdetâ beklenen ve sıradan bir vak’a…

ÜNİVERSİTELERDE GAZ SIKIŞMASI

Üniversitelerde terfi ve unvan konusu, bir insanın hayatını başka insanlara/akademisyenlere bağladığı ve akademisyenlerin geleceği bir veya birkaç kişinin iki dudağı arasında olduğu müddetçe, birkaç üniversite hariç, pek çok üniversite patlamaya hazır bir bomba gibidir.

Bu üniversitelerde bir takım insanlar, tetikçi kullanırlar. Tetikçiler, hayatlarına kast ettikleri insanların akademik ilerlemesini engellemek için uyduruk yasal gerekçelerle ellerinden geleni artlarına koymazlar. Sınavlarda ve jürilerde itibar/şahsiyet suikasdi yapmaktan hiç sakınmazlar. Olmadı, hedefteki kişi en uyduruk gerekçelerle soruşturmalara boğulmaya çalışılır ve uygulanan mobbing (mesleki taciz/bezdirme) ile insana hayat zehir edilmeye çalışılır.

Bu tür şahsiyetsizler her üniversitede vardır ve maalesef bunlar yönetim ile her zaman dirsek temasında olmayı becerirler. Çünkü akademik eksikliklerini, yönetimlere yaklaşarak gidermeye çalışırlar. Yönetimler de hedefteki akademisyenlerin üstüne bu tür köpeklerini salar. Köpekler, hırlarlar, havlarlar, ısırmaya kalkarlar… Şayet güçsüzseniz, ya pısarsınız veyahut da pılınızı pırtınızı toplayıp “tebdil-i mekânda ferahlık vardır” diyerek terk-i diyar veya “terk-i kurum” eylersiniz. Eskişehir’de olduğu gibi tetikçiliği mecazdan gerçeğe dönüştürerek uygulamak, işin en çılgın boyutudur. Orada tetikçilik, mecaz anlamıyla değil gerçek anlamıyla hayata geçmiştir. (Bütün bunları nerden mi biliyorum? Mücerrebdir. 2002-2014 arası 21 soruşturma geçirdiysen, sen de tecrübe etmiş olursun aga!..)

İŞİN FETÖCÜLÜK BOYUTU

Bugün Fetöcüler kullanır tetikçiliği, yarın bir başkası… Önemli olan üniversiteleri “kifayetsiz muhterisler”den ve onların tetikçilerinden kurtarmak ve hatta üniversiteleri bu tür olayların vuku bulacağı zemin olmaktan çıkarmak lazımdır.

Bu nasıl olur?

Rektörlerin elindeki aşırı gücü budamakla olur. 2547 sayılık Yükseköğretim Kanunu’nun rektörlere verdiği yetki için vaktiyle “yasal saltanat”ın kısaltması olarak “yasaltanat” demiştim. Üniversitelerdeki gaz sıkışmasının veya çıban oluşmasının temeli “yasaltanat” süren rektörlerdir. Şeffaf, hesap veren ve adaleti elden bırakmayan rektörleri hariç tutarak söylüyorum,  “yasaltanat”çı rektörler, kendi saltanatlarını sürdürmek için vaktiyle FETÖ ile iş birliği bile yaptılar; onlardan oy almak için büyük tavizler verdiler ve teslim alındılar.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500