Mehmet Akif anlaşıldı mı ki!..

Çanakkale şehitlerini anarken ilk aklımıza gelen merhum Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Destanıdır. Bu vesileyle Akif’in bilinmeyen bazı yönleriyle tanınması için birkaç yazıdan oluşan bir seri köşe yazısını kaleme almak istedim.
 Mehmet Akif, İstanbul’un Fatih semtine yakın Sarıgüzel mahallesinde dünyaya gözlerini açtığında yıl 1873 idi. Bir âlim olan babası İpek’li Temiz Tahir Hoca’dan dini ilimleri, resmi okullarda da fenni ilimleri tahsil etti.

İnanılmaz bir şahsiyet abidesi olan Mehmet Akif, daima doğruluktan ve haktan yana hakikati haykıran en gür seda oldu. İnsanlar, Allah’ın kulları olmaları hasebiyle onun yanında bir idiler. “Akif’in kalbine girerken fakir adam giyinmez, zengin adam soyunur, ikisi de o kalbe çıplak girerdi” diye anlatır onu yakın dostu Mithat Cemal Kuntay, ve onun abidevi karakteri için de şunları söyler: “Dalkavukluk etmeyen adam gördüm; fakat dalkavukluktan hoşlanmayan adam görmedim; bir müstesnası vardır: Akif.”

Mehmet Akif’in ciddi bir fenni ilimler tahsil ettiği, asıl mesleği baytarlık (veteriner) olması nedeniyle fen ilimlerindeki gelişmeleri yakından takip ettiği anlaşılmaktadır. Mehmet Akif, 1919 yılında yazdığı bir şiirde atom enerjisinden söz eder:

Yarının ilmi nedir, hâlbuki? Gayet müdhiş:
“Maddenin kudret-i zerriyesi” uğraştığı iş.
O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek,
Sarfedip durmada birçok kafa binlerce emek.

Yarının ilmi olarak işaret ettiği atom enerjisi, ilk kez 1 Aralık 1938 yılında atom çekirdeğinin parçalanmasıyla elde edilebilmiştir. Aslında gerçek anlamda bir ilim adamı, bir din âlimi, bir politikacı olan Akif, nedense hep yalnızca şair yönüyle ele alınıp incelenmiştir. Bugün tanıdığımız Mehmet Akif, sadece edebiyatçıların edebi ve şair yönüyle tanıttıkları Mehmet Akif’tir. Hâlbuki Mehmet Akif, bundan çok daha fazlasıdır. Hayatının önemli bir kısmını politik mücadeleyle geçiren Mehmet Akif, nedense bir şair olarak gündeme getirilir. Biz de burada daha çok Mehmet Akif’in politik yönüne vurgu yapmaya çalışacağız.

Mehmet Akif, Safahat yazarı olması hasebiyle bir şairdir. Sebilürreşad’daki yazarlığıyla bir mütefekkir, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiyye’deki üyeliğiyle bir İslam âlimi, Veteriner olarak bir bilim adamı, ileri derecede Farsça, Fransızca ve Kur’ân hafızı olmasının yanında Kur’ân Mealini yazacak kadar Arap diline hâkim olmasıyla bir dil bilimci, Burdur Milletvekili olarak bir politikacı ve her yönüyle bir aktivisttir. Hâsılı Mehmet Akif, hayatın kendisine müsaade ettiği her alanda yer almaya çalışan ve kendini aşan şahsiyettir.
Bu yüzden Mehmet Kaplan, Mehmet Akif için, “Türk edebiyatında onun kadar içinde yaşadığı devri bütün teferruatı ile gören ve gösteren başka bir şair yoktur” demektedir. Akif, çağını yer yönüyle ihata eden yalnızca bir şair değil, onun şair kişiliğinin arkasında İlahî bir kaynaktan beslenen kutsî bir mefkûresi, İslam inancı ve geleneğinin beslediği bir mütefekkirin nefesi vardır.

Mehmet Akif’in belki de bütün hayatını şekillendirecek politikayla ilişkisi gençlik yıllarında başlar. Dönemin yönetimine muhalefet hareketine katılması politikaya attığı ilk adımıdır. Bu dönemde Osmanlı tahtında II. Abdülhamid bulunmaktadır. Batı dünyasının her an düşmesini beklediği ve çabaladığı “hasta adam”ı otuz küsur yıl içte ve dışta tezgâhlanan entrikalara rağmen ayakta tutmayı başaran Sultan Abdülhamid, sonunda tahttan uzaklaştırılacaktır. Bunu İttihat ve Terakki Cemiyeti adıyla anılan gizli bir teşkilat başaracaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2079/mehmet-akif-anlasildi-mi-ki.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar