Saftan Dışlamak

Geçenlerde Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “sahte bal satıyor arasında din satiyor” şeklinde bir açıklama yapınca düşündüm, bu cümle kimin için kuruldu acaba?
Ayet hadis okuyarak sahte bal satan beş karış sakallı zaten dolandırıcı, namussuz, ahlaksız.. Ancak, laikliğin vurgusu daha başka... Diyor ki, Müslümanım diyen her kimse din ile, ticaretle, siyasetle, devletle uğraşmaz. Tekkesine kapanır, başı secdeden hiç kalkmaz...
Meyhane havalarında ilahiler okur, zikir çeker vecde gelir...
...
Müslüman’a tanınan hak bu kadar, ona da “din hürriyeti” deniyor.
Hürsün ya! “Bak unutma, bu hürriyetini de Mustafa Kemal ile arkadaşlarına borçlusun.”
Havaya göre verilecek cevap belli.... Borcumuzu biliyoruz, o kadar da nankör değiliz!
...
Çavuşa tekmil veren erlerden birisi Kastamonu’lu olduğunu söyleyince, okkalı ard arda üç tokat yemesiyle sersemlemiş, çavuş gayet ciddi: “Bak asker kardeşim, bu kıtaya ilk geldiğimde Kastamonulu bir çavuş bana beş çekmişti, yemin ettim çavuş olduğumda intikamimi Kastamonu’lu bir erden alacağım, hadi ben ikisini bağışladım, bu iyiliğimi de unutma...”
...
İşte aynen bunun gibi, bu millete kar dağından din hürriyeti bağışladılar...
...
Hanı kadının dövülme olayı işin içerisine girince ortalık iyice karıştı. O ayet ve de dövülecek hangi kadın! Sade kadın mı, “erkeğe de 100 sopa vurun” demiyor mu?
Şöyle soralım, elin gavuru hem erkeği hem de kadını elektrik sandalyasında neden infaz eder? Zoru ne? Hani oralarda kadın hakları vardı? Demek ki nerede olursa olsun, şartlar oluştu mu müeyyidesi de oluşur. Konu İslam hukuku ile alakalı, dövülme çirkefliğin son aşamasıdır, her kadını kapsamaz. Ne var ki laik rejime göre ayet ve hadis bağlantılı öylesi bir hukuk yok. Lozan’da rafa kaldırıldı, imdi demokrasi sakızı hangi tadıyla çiğnenirse o dur.
...
Hayat seküler.. Ticaret serbest, hile alabildiğine, zina fuhuş zaten insan haklarının bir parçası, yanı çağın vazgeçilmeyen turistik hürriyeti... Ne kaldı geriye?
İnsanlık mı kaldı hayvanlık mı?
...
Gündemin zaten başı kalabalık, bir tarafta asker tam beş süper devletle terör üzerinden savaşırken bir de gündeme İslam’ı nerede konuşanacağız, kim konuşacak gibi tartışmaların eklenmesi cepheyi Afrin’den içeriye doğru genişletiyor. Hesap bu, cephede kazandıklarımızı masada kaybettirmek için birileri işbaşında. İslam üzerinden yeni bir tezgah...
İsterseniz tarihe bakın, Çanakkale’de geçirmedik sonuçta İngiliz kazandı, Kutülamare de geçirmedik yine İngiliz kazandı... Hem tezagaha hem de masaya dikkat etmek gerekiyor.
...
Cumhurbaşkanımız, din deyince Diyanet’i tek yetkili olarak göstermesi konuşanların susturulması demektir. Hadi cambazlar sussun da bu sefer Katolikleşme gibi ididalar çıkıyor karşımıza. Bir nevi din kilisenin işdir, papaz konuşacak ümmet susasacak şeklinde bir algının toplumda oluşmasına sebebiyet veriliyor, faraza sebebiyet verirsek sonra altından kalkamayız...
...
Hadi biz yine işi hafifinden ele alrak İslam’ın evrenselliğine bir sefer daha vurgu yapmış olalım. İslam bir sınıfta, bir kolda, bir kesimde infaz edilemez. Kainatin tamamını kapsayan ayetler bizler içindir, bize hitap ediyor, bizi bağlıyor. İslam herkestir. Herkesi kaynağından konuşacağız ki sosyal hayatımızın yapısı değişsin, menzile varmış olalım. Tabi bunun da tek şartı okumaktır, araştırmaktır, tefekkür etmektir... Hatalarımız olsa bile ayetleri hadisleri konuşacağız, okuyacağız,onlarla yatıp kalkacağız. Ama yok konuşamazsın deniyorsa, o zaman başkaları konuşur.
...
Neden mi konuşur? Çünkü biz daha biz olamadık.
Okullarımızda Osmanlıca seçmeli ders, Latin alfabesi mecburi, Atatürkçülük ve İnkılap tarihi o da mecburi, Sultan Abdülhamit de mecburi değilse o zaman meydana gelen boşluğu birileri dolduracak. Cambazlar çıkacak ayetleri şifa niyetine satarak para kazanacaklar.
...
Devlet bizimse bizi dinleyecek... Diyoruz ki, Osmanlıcayı eski haşmetine oturt ki gerçeğin ne olduğunu anlayalım. o zaman hiç kimse diğerini kandıramaz, kendi heva ve hevesinde kullanamaz...
...
Balık baştan kokuyor.
Yani bu ülkeye bir asırdır hükmeden Kemalist düzen.
Yabancı, inkarci, asimile edici, tutucu, ayrıştırıcı, dışlayıcı...
Dayatılanların anyasası “din ayrı dünya ayrı” olunca da bu toprağın gerçek insanı saftan dışlanıyor... Dahası, üç çekiyorlar ikisini bağışlıyorlar!..
Alacak hanesine yazıyorlar...
http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2077/saftan-dislamak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar