İstiklal Marşı ve ruh iklimimiz

İstiklâl Marşı “korkma”dan başlamak üzere pek çok evrensel mesajları var.

İsterseniz İstiklâl Marşı’nın nasıl yazıldığı ve Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un o marşı nasıl bir ruhla yazdığı yıllara gidelim…
İstiklâl Marşı, TBMM’de kayda geçmesinin üzerinden 97 yıl geçmesine rağmen Mehmet Âkif’in, “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” sözleri ruhumuzda coşkuya sebep olurken her bir mısra okunduğunda yüreğimiz kabarıyor!
23 Nisan 1920’de Büyük Milletin Meclisi açıldığında Anadolu’nun büyük bir bölümü düşman işgali altındadır. Meclis hükümeti ise yeni bir ordu kurmak için harekete geçmiştir.  Bu orduyu ayakta tutacak ve ona moral verecek güçleri de harekete geçirme çabasıyla Konya’da çıkan Öğüt ve Babalık gazeteleri de dahil yayınlanan gazeteler, halkı, Cihanbeyli’nin Böğrüdelik köyüne kadar gelen Yunanlı ve diğer işgal güçlerine karşı direnmeye, birlik olmaya, diri olmaya ve cesaret vermeye büyük çaba harcamaktadırlar. İstiklâl Marşı da halkın ve ordunun moralini yüksek tutacağı gerekçesiyle gündeme getirilmiştir. Gazetelerde İstiklâl Marşı yarışması duyurulur. Meclis komisyonuna toplam 724 şiir ulaşmıştır. Bu şiirlerden altı tanesi beğenilmiştir. Cenk Şarkısı ve Çanakkale şehitlerine şiirlerini yazan Mehmet Âkif Ersoy’a da, İstiklâl Marşı şiirini yazması için teklif götürülür. O, “ben ödül almak için şiir yazmam” der.  Arkadaşı Hasan Basri, “tamam, ben söylerim ödülü kaldırırlar” deyince Mehmet Akif, o ruh haliyle odada iken kendisinde bir haller olmaya başlar. Bunu bilen Hasan Basri Çantay, hemen odadan çıkar. Mehmet Âkif ise, o ruh haliyle girdiği odayı bir müddet sonra terk ederek Taceddin Dergâhı’nın yolunu tutar. Meraktan çatlayan Hasan Basri odaya girdiğinde, duvara kazınmış vaziyette İstiklâl Marşı’nın ilk mısraıyla karşılaşır: 
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”. 
Odada kalem bulamayan Mehmet Âkif, gelen ilhamla birlikte İstiklâl Marşı’nın ilk satırını tırnaklarıyla duvara kazımıştır. Mehmet Âkif Ersoy, kendini kapattığı Taceddin Dergâhı’ndan iki gün çıkmayacaktır.  İstiklâl Marşı’nın nasıl bir ruh ikliminde yazıldığı bilinmeden İstiklâl Marşı’nın ruhu elbette anlaşılamaz.
Mehmet Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşı, ilk önce 17 Şubat 1921’de Hâkimiyeti Milliye Sebilürreşad’da yayınlanır. Sonra Konya’da Öğüt gazetesinde yayımlanan İstiklâl Marşı, Anadolu halkının teveccühünü kazanır. İstiklâl Marşı 12 Mart 1921’de TBMM’de kabul edilir. İlk okunuşta büyük alkış alır ve beğenilir. 2-3 kere tekrar tekrar ayakta okunur. Mustafa Kemal’e sorarlar, “daha çok hangi mısraı beğendin” derler. Son kıt’adaki son iki mısraı söyler:
“Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”

***
Mehmet Akif, bu şiiri yazarken cebinde iki lirası vardır. O parayı da bir arkadaşından borç almıştır. Şiirin ödülü ise 500 Cumhuriyet altınıdır. O dönem milletvekili maaşı ise sekiz altındır. 500 altın lira ise büyük bir servettir. Âkif, bunun yarısını, diyelim yüzde 10’unu bile alsa yine büyük bir servete sahip olacaktır. O, bu serveti elinin tersiyle iterek kabul etmiyor. 
Orduya, cephedeki askere ve milletimize büyük moral olacak olan İstiklâl Marşı’nın ilk iki kıt’ası şöyle:
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.”

"Korkma, Allah bizimle..."

İstiklâl Marşı’nın ilk kelimesi “Korkma!” ile başlıyor. Burada öylesine bir ruh iklimiyle karşılaşıyoruz ki, Birinci Dünya Savaşında 12 cephede savaşırken Çanakkale Cephesi’nde yedi düvele karşı destan yazan Mehmetçiği ‘Bedrin Aslanları’yla bir tutan o ruhu anlamadan İstiklâl Marşı anlaşılabilir mi? Anadolu büyüklüğünde deniz, kara ve havada (şafaklarda) dalgalanan o kutsal al sancağın, yurdumuzun üstünde tüten en son ocak kalıncaya kadar sönmeyeceğini askerlere; “korkma” diyerek ifade eden Mehmet Âkif, o ‘korkma’yı nereden ilham alarak duvara kazıdı, dersiniz?..
Şanlı Peygamberimiz, Mekke’den Medine’ye doğru hicret için yola koyulduğunda yanında refik olarak kendisine eşlik eden Ebu Bekir’le birlikte hani mağaraya sığınmışlardı ya…
Müşrikler geldiğinde Ebu Bekir, Kâinatın Efendisi’ne bir şey olacak diye korkuyla ümit arasında büyük endişe duyarak terlemeye başlayınca; Efendimiz, Ebu Bekir(r.a.)’in kalbine ferahlık sağlayan şu sözlerle teskin etmişti:
“Korkma, yâ Ebu Bekir Allah (C.C.) bizimle”.
Cenab-ı Hakk’tan başka ilâh tanımayan ve başka ilâhlara tapmayan aziz milletimizin hakkıdır; istiklâl ve bağımsız olarak ebediyete kadar hür yaşamak.
Ruh iklimimiz ise karma karışık. Bir su gibi duru halde değil. Mehmet Âkif’in o zamanki ruh iklimiyle 21. Yüzyıldaki ruh iklimi elbette aynı olamaz. Hercümerç olan ruh iklimimizi İstiklâl Marşı’mızın o evrensel dizeleriyle berraklaştırarak Afrin’deki Mehmetçiğe ve aslan parçalarına; “Korkmayın, Allah sizinle...” diyor ve temenni ediyoruz:
“Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2074/istiklal-marsi-ve-ruh-iklimimiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar