Garplılaşmak

Garplılaşmak, aptallaşmak, geri kalmak...

Aklımda iken söyleyim... Garplılaşmak bir açıdan  “domuzlaşmaktır”  deyince, Zeus heykeli gibi iki yüz taşıyanlardan pek de bozulanlar oluyor. Hel de, İslam gibi evrensel bir nizamı “din ayrı dünya ayrı” perspektifinden  görenlerle kültür erozyonuna uğrayan liberal liboşlar ...

Osmanlı deyince altlarına kaçırıyorlar...

Neden kızarlar diye düşündüm... Sonra da anladım ki ittihatçı bozuntularının çoğu... Devamı... Bu günü... İngiliz emperyal kanından aşılı...  Kan gurupları bu milletin kültürü ile uyuşmuyor, bağdaşmıyor. İlle de garplılaşmak, frenklileşmek.

O yüzden Lozan’ı zafer diye yutturdular bu millete.

Ne sandınız ya, haçlı Avrupa şampanyasına su kattırır mı!

Cemal Kutay Tarih Sohbetlerinin birinde nakleder.

Zamanında yeniçeriler parmakla dürtülünce ağalarına isyan etmişler. Sultanahmet meydanını dolduran büyük bir kalabalık, şimdiki Kılıçdaroğlu ekibi gibi “istemezuk..!” diye bağırıyorlarmış.

Yakındaki meyhanede kafa çerkmekte olan birisi bakmış ki mazara tam da çakır keyfe uygun, kalkmış kalabalığa katılmış. Ama en çok bağıran da o...

“Haini istemezuk..!” diye yırtınıyor.

Saraya kadar vardıklarında padişah içlerinden birisinin temsilci olarak gönderilmesi için haber salmış. Kalabalık bakmış ki en çok bağıran  o sarhoş...

“Hadi yürü anlat da bitir şu işi” demişler...

Sarhoş yalpalanarak huzura vardığında padişah sormuş:

"Şikayetiniz nedir evladım?”

“Efendim, meyhaneci Agop!

“Ne olmuş meyhaneci Agop’a?”

“Hain kansız, her seferinde rakıya su katıyor, derhal ipe çekilmesini istiyoruz.”

....

Padişah durumu çakınca bıyık altında gülerek fermen etmiş:

“Tamam konu anlaşıldı, meyhaneci Agop asıla...”

Haberi dışardakilere, “müjde ferman çıktı hain asılcak...!” şeklinde duyurunca büyük bir alkış tufanı peşinden “Padişahımız çok yaşa..!” temennası ile kalabalık sabun köpüğü gibi yok olup gitmiş. İçlerinden  “yahu kim asılacak?” diyen soran da çıkmamış...

Hanı derler ya, uydum kalabalığa...

Garplılaşmak da aynen kalabalığa uymak işdir, ancak bir şartla, kendinden olmadığın sürece yırtılsan da şampanyasına su kattırmaz. AB’ye dahil olmak için ille de  ondan olacaksın...

Her seferinde demiyor mu?..

Müslümanlığını bir tarafa koy, eteğini de iyice kısalt öyle gel.

Hani haksız da değiller...

Manzarayı görüyorlar.

Her yıl coşku ile kutlanan günler... Babalar, anneler, sevgililer gününe eş ittihatçı rahlesinden kahraman olarak geçen mevtanın mezarı başında rüküde duruyormuş gibi görüntü sergilememiz rakıya su katmaktan da öte frenkleşmenin neresine kadar geldiğimize bir işarettir, alamettir, dalalettir... Sade o kadar değil, artık işimiz gücümüz örtülüler. Bir merkezden sürekli körüklenen başı kapalı aşağıları rüzgara açık tipler, garibeler, rezalet mi rezalet.

Tesettür olayını sulandırma, yozlaştırma.

Yine de aklımızda olsun, atılan her yamuk adım laklik gereğidir.

“Onlara ölü demeyin” ayetine karşılık şehidimizin baş harfine “demokrasi” kelimesini ekleyerek “demokrasi şehidi” olarak iftira atmamız halimizi ifşa etmiyor mu?

Hem de askerime “demokrasi kahramanı” dediklerinde kahroluyorum.

Değerlerimizi çaldılar, aşındırdılar, yıprattılar...

Nerden baksan, yarısına kadar asimile olduk.

Övünmek gibi olmasın... Dereler tepeler, şehirler, kasabalar, panayırlar, ekranlar kabak çiçeği gibi açıldı. Garplılaşan çehrelerde arlanma, utanmak, sıkılma diye bir şey kalmadı.

Cadde ve sokaklarda cinsel teşhircilikte adeta yarışma var...

Bir de utanmadan sıkılmadan “Türk markası” basıyorlar üzerine.

Öyle de olur gibisinden, Türk Müslümanlığı!

Domuz eti karşımı ekmek arası köftelerde bile ciddi bir denetim yok.

Şeker yiyoruz zehirleniyoruz...

Motorin alıyoruz yolda kalıyoruz.

Sağlık sektöründe eskiye dönüş yolculuğu başladı.

Geriye ne kaldı?

Bu durumda herhalde “edepsizlik” yapmazlar, buyurun derler...

...

Fena mı Avrupalı oluruz!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2066/garplilasmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar