Yazarlar Birliği nasıl kuruldu?

Yıl 1978.

“İdrakimize deli gömleği” giydiren “izm”lerin cinnet yılları: Sokaklar kan gölü, bulvarlar barut kokuyor, gündüzlerin aydınlığı gecelerin karanlığı silah sesleriyle yırtılıyor. Üzerlik dumanı koyuluğunda acılar yüreklere çörekleniyor; çığlıklar, çığlıklar, çığlıklar... Siyasi yelpazedeki kamplar arasında derin vadiler,uçurumlar göz karartıyor. Her kamp karşı tarafı düşman görüyor, hınç ve kin besliyor. Birbirlerine şiddet uygulamak her kesimin en tabii hakkı. Düşüncenin, sanatın şiddet ve cinnet sarmalında  nefes alamadığı yıllar.

***

Henüz bir yıllık Ankaralıyım. Film, Radyo,Televizyon Merkezi’nde radyo proğram yazarı olarak çalışıyorum. Çirkef adlı tiyatro eserimle, Kutlu Töre adlı romanımla Dündar Taşer armağanlarını almışım. Ankara’ya gelişimden sadece altı ay sonra Ülkü-Bir Genel Merkezi adına yayına başlayacak Milli Eğitim ve Kültür dergisinin Genel Yayın müdürlüğünü üstleniyorum.

İşte o günlerde romancı Hasan Kayıhan ile beraber çalıştığım iş yerime bir telefon geliyor, ahizenin öbür ucunda Mehmet Doğan var. Hafta sonu, Pazar günü misafirimiz olacağını söylüyor. Mehmet Bey Batılılaşma İhaneti kitabı ve Hareket dergisinden gıyaben tanıdığımız bir isim, ilk defa yüz yüze geleceğiz. Hasan Kayıhan ile aynı sokakta oturuyoruz. İkimiz de yeni evleniyiz. Hasan giriş kat küçük bir dairede, bense bodrum kat bir dairede kiradayız. Hasan’ın dairesi giriş kat olduğu için benimkinden bir sınıf daha üstte. O bakımdan misafirlerleri orada ağırlamayı kararlaştırıyoruz.

O Pazar günü Mehmet Doğan, Necmettin Türinay, M. Cemal Çiftçigüzeli geldiler. Mehmet Doğan tombul yanaklı, ince sakallı, beyaz tenli ve siyah saçlı olgun bir genç. “Ben o kitabın yazarıyım” diye bağıran yakasız bir gömleği hemen dikkatimi çekiyor. Gömlek yakasız olunca haliyle kravat da istemiyor. Kravat yani Batı aksesuarından zekice bir kurtuluş yolu, ve daha önemlisi protest bir tavır.

Necmettin Türinay’ı Yeniden Milli Mücadele dergisinden tanıyoruz.  Kalın çerçeveli siyah gözlüğü, nadas tarlası gibi çatru çutru yüzü, geriye itina ile taranmış siyah saçları ve bıyıkları ile tipik bir bozkır delikanlısı. Konuşmaya başladığında konuyu anlamamıza yardımcı olmak için ellerini, kollarını, ses tonunu çok ustaca kullandığını görüyoruz. Kısaca Mücadeleciler diye adlandırılan bu ekolün bireyleri iyi yetiştirildiği için özgüvenleri yüksektir ve hepsi de lider cevheri taşırlar.

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli gazeteci; Milli Gazete’de çalıştığını öğreniyoruz. Sempatik yüzünü destekleyen sıcak bir ses tonu ve samimiyet dolu ifadeleri ile kalbe dokunmasını biliyor.

Mehmet Doğan çaylarımızı içerken konuya girdi. “Yazarlar Birliği” adıyla bir dernek kurmak istediklerini, bu derneğin kurucu yönetim kurulunda sağ yelpazenin her kesiminden isimlerin yer almasını düşündüklerini, Ülkücü Hareketin iki romancısı olarak Hasan Kayıhan ve benim bu heyette yer almamızı teklif etti. Bu teşebbüs 1978 yılının şiddet ve cinnet sarmalında hayli orjinal bir düşünceydi. Bu yüzden tejklifi hemen kabul ettik. Siyasi kampların birbirini dinleyecek ve anlayacak ilk buluşma noktası Yazarlar Birliği olacaktı.

Kurucu heyet şu isimlerden oluşuyordu:

D. Mehmet Doğan, Necmettin Turinay, Alper Aksoy, M. Cemal Çiftçigüzeli,  Saadettin Elibol,  Ahmed Günbay Yıldız, Yahya Akengin, Yavuz Bülent Bakiler, Mustafa Yazgan,  Beşir Ayvazoğlu, Zeki Ceyhan, Hasan Kayıhan, Erdem Bayazıt ve Hüsnü Aktaş.

Kağıt üstünde Birlik kurulmuştu ama henüz adresi yoktu. Adresi olabilmesi için bir yer kiralanmalıydı o ise para gerektiriyordu haliyle. Yazarların açlıktan nefesinin koktuğu yıllardı. Yer tutma işi zamana bırakılarak İzmir Caddesinde duyarlı bir esnafın iş yerinin bodrumunda ilk faaliyeti yapma kararı aldık: “Bir Roman, Bir Romancı”. Her hafta sonu bir yazar (Sonraki yıllarda tv. kanallarının “kırmızı koltuk” diye isimlendireceği) sorgu koltuğuna alınıyordu. Tartışılacak roman bir hafta önceden ilan ediliyor, herkes okumamış ise toplantıya okuyup katılıyordu. Gerçi toplantı mekanında bizim koltuğumuz yoktu, tahta bir iskemle veriyorduk romancının naltına. Katılımcılarda sanatçı olunca hayal gücünü kullanıp “kırmızı koltuk” olarak görmekte fazla zorlanmıyorlardı.

“Bir Roman, Bir Romancı” toplantılarına dahil edilen isimler şöyle idi:

Emine Işınsu ve Çiçekler Büyür (Takdim:Beşir Ayvazoğlu).

Rasim Özdenören ve Çarpılmışlar (Takdim:Erdem Beyazıt).

Alper Aksoy ve Kutlu Töre (Takdim: M. Cemal Çiftçigüzeli).

İbrahim Ulvi Yavuz ve Dikenli Yollar (Takdim: Necmettin Turinay).

Ahmet Günbay Yıldız ve Sitem (Takdim: Saadettin Elibol).

Hasan Kayıhan ve Acı Su (Takdim: Necmettin Turinay).

Ahmet Efe ve Kor (Takdim: Ali Uğur).

Bu ve benzeri toplantılarda izmlerin kamplara böldüğü kalem erbabı ilk defa yan yana, yüz yüze geliyordu. “İzmler, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” diyordu Cemil Meriç. Yazarlar Birliği belki bu deli gömleklerini yırtıp atamadı ama birbirlerini zıt noktalarda gören fikir ve sanat adamlarını aynı ortamda buluşturarak milli birliğin sağlanması konusunda ilk çoban ateşinin yakıldığı yerdir.

1978 yılında, Necatibey Caddesinde, bir apartmanın en üst katında, yersizlikten bir arkadaşın bürosunda bir açıkoturum yapılıyordu. Bu detayları özellikle veriyorum ki hangi imkansızlıklar içinde yola çıktığımız anlaşılsın diye. Açıkoturuma Necmettin Türinay yönetiyordu, ben, Mehmet Doğan ve Rasim Özdenören katılımcı idik. Konuşma sırasına göre Rasim Özdenören benden sonra idi. İlk turda ben konuşmamı yaptıktan sonra söz sırası Özdenören’e gelince boşluğa düştüğünü gördük, sebebini anlayamadık tabi. İkinci turda aydı durum devam etti. Üçüncü turda Özdenören çok samimi bir itirafta bulundu:

“Arkadaşlar fark ettiniz değil mi?.. Alper Aksoy konuştuktan sonra söz sırası bana gelince ne söyleyeceğimi konuşmakta zorlanıyorum. Çünkü diğer arkadaşlar konuşurken söyleyeceklerimi zihnimde toparlıyorum, hatta önümdeki kağıta madde başlıklarını yazıyorum, hatırlatıcı olsun diye... Ama Alper Bey benim söyleyeceklerimi neredeyse aynı cümlelerle ifade edince ben boşa düşüyorum... Her şey aklıma gelirdi de ülkücü gelenekten gelen bir isimle bu kadar çok ortak noktamız olacağı aklıma gelmezdi... Demek ki bunu görmek için yan yana gelmek gerekiyormuş... Yazarlar Birliğinin yaptığı en hayırlı iş budur sanırım...”

Rasim Özdenören’in özetlediği bu durum hepimizin ortak görüşüydü. Farklı düşündüğünü zanneden fikir sanat insanlarını ortak noktalarda buluşturmak ve üstelik bunu yetmişli yılların şiddet ve cinnet günlerinde yapabilmek... Benim hafızamdaki Yazarlar Birliği’nin  özü ve özeti budur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2033/yazarlar-birligi-nasil-kuruldu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Haşim Akten
04.03.2018 11:19
70 li yıllar şiddet ve cinnet sarmalı değil vatan savunmasının gerçekleştiği günlerdi.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar