Silahla öldürülmeyenler ahlaksızlıkla öldürülüyor

Amerika, yıllarca bombardıman altında tuttuğu Afganistan’da askeri varlığını azalttığında, anne ve bebek ölüm oranları bakımından dünyadaki en yüksek oranlar arasında yer almaya devam ediyordu.

Atiq Sarwari ve Robert Crews’in, “Afghanistan and Pax Americana” adlı makalelerinde yazdıkları gibi: “Afgan kadınları yirmi beş yıl içinde dört rejimin özgürleştirme hedefi oldu: Komünistler, mücahitler, Taliban ve Amerika liderliğindeki koalisyon. Hepsi de yönetimleri meşru kılmak için bir zorunluluk olarak kadınların durumlarını iyileştirilmesini gösterdiler.”

Sonuç ne mi oldu? Bu vaatler gerçekleştiği zaman Afganistan dünyanın en yoksul beş ülkesinden biriydi ve kadınların okuryazarlık oranı % 14, okula giden kız çocuklarının oranı ise % 30’du. Taliban’ın kontrol ettiği güney bölgelerde ise bu iş daha da vahim bir hal almıştı; ortaokula giden kızların oranı % 1 idi.

CIA’in eski Pakistan İstasyon Şefi Howard Hart, savaş sonrasında Afganistan için söylediği söz ve yaptığı tespit, Amerika’nın işgal edip ayrıldığı bütün ülkeler için geçerlidir. Hart, Amerika’nın Afganistan’da savaşı bitirdiğini ilan ettikten ve geride savaş artığı bir sürü çocuk bıraktıktan sonra şöyle demişti: “Bizimle savaşmaktan asla vaz geçmeyecekler, Sovyetler savaşmaktan da vaz geçmeyecekler, birbirleriyle savaşmaktan ise asla vazgeçmeyecekler.”

Hart’ın bu üçlü öngörüsünden yalnızca biri tutmuştur. Hart’ın onlar dediği, Müslümanlardır. Müslümanlar, Rusya ve Amerika ile savaşmaktan vaz geçmişlerdir, vaz geçmedikleri bir kendileri ile savaşmaktır. Ne oldu da Müslümanlar gerçek düşmanlarını değil de kendi din kardeşlerini düşman görmeye ve öldürmeye başladılar.

Evet Müslümanlar, din düşmanlarını beddua ile, kendi öz din kardeşlerini ise silah ile öldürmeye çalışıyorlar. Bu bir cinnet halidir.

Böyle giderse uzun bir müddet saha Müslümanlar birbirlerini yemeye devam edecek, savaş bittiğinde ise geride bir sürü ölü, sakat ve çok şeyden mahrum savaş artığı insanlar bırakacaklardır.

En önemlisi ise, onları kurtarmaya veya yardıma gelen emperyal güçlerin kirlettiği ülkelerinin geriye bıraktığı hazin bir hikâye olacaktır.

Kirlenen keşke şehir ve sokaklar olsa. En çok kirletilen namus ve ırzlarımız olmuştur.

Dile getirilmeyen budur.

Savaş sona erdikten sonra da Müslümanlar, savaş sonrası yaralarını sarmak için daha önce din kardeşlerini öldürmek üzere yüklü para karşılığında silah aldıkları güçlere başvuracaklardır. Bunun üzerine gafil Müslümanlar, birkaç nesli ipotek altına alacak kadar borçlanarak, bütün yerüstü ve yeraltı zenginliklerini hibe vererek, yıktıkları ülkelerini imar etmeye çalışacaklardır.

Belki ülkeler tamir ve imar edilebilir. Ama kirlenen nesiller, namusların tamiri imkânsızdır. Düşmanlar, silahla öldüremediklerini ahlâksızlıkla öldürmüşlerdir. Kirlenen büsbütün bir neslin ruhu olmuştur.

Bütün bunların sonunda, hepimizin bilmesi gereken ve değişmeyen bir hakikat vardır: “Allah, aklını çalıştırmayanların üzerine pisliği abandırır.” (Yunus, 10/100). Yani aklını çalıştırmayanın burnu, pislikten çıkmaz.

Ya Müslümanca yaşamaya talip olacağız, ya hep birlikte yok olup gideceğiz! Üçüncü bir yol ise satılmış ruhlarla kol kola dolaşmak olacak ki bu en beteridir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2022/silahla-oldurulmeyenler-ahlaksizlikla-olduruluyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar