Terim Etkisi Değil Terin Etkisi Esas Olmalı

Millet olarak, bir şeyi olması gerektiği gibi yapmak, işin hakkını vermek ve oyunu kuralına göre oynamak konusunda sıkıntılarımız var. Kelimelerin ve kavramların içini boşaltma, yani hakkını vermeme konusunda da epeyce mahir olduğumuzu ilâve edelim.

Kelimeler ve kavramlar konusundaki duruma önceki yazımızda işaret etmiş ve “imparator” kelimesi üzerinde yoğunlaşmıştık, futbol adamı Oğuz Çetin’in söylediği bir sözden hareketle.

Ne demişti hatırlayalım Oğuz Çetin, bir toplantıda kendisine sorulan “Siz ve Terim imparator olarak anılıyorsunuz. Ne düşünüyorsunuz" şeklindeki ağır soruya cevaben.

“İmparator mu? İmparator dediğiniz kişi topluma örnek olması gereken kişidir. Birine kafa atıp, mekân basıp, ağzından küfür eksik olmayan insanlara farklı bir şekilde ifade de bulunmalıyız” (http://www.ajansspor.com/futbol/galeri/05-01-18/208814/oguz-cetinden-fatih-terime-sert-sozler-%C4%B1mparator-mu/#1).

…..

Sözün içeriği, mesajı ve ilgili kişi hakkındaki değerlendirmeleri yinelemek gereksiz… Zira ne denilmek istendiği açık... Bu sözün ilgili kişiye yakışma düzeyi ise, meraklısının küçük bir medya taramasıyla görülebilir elbette.

Geliniz, biz daha genel bir değerlendirmeyle devam edelim.

Devleti ve milleti gözümüzden kıymetli görerek, canımızdan aziz bilerek seviyor olsak da, bazı gerçekleri tespit etmekte yarar var. Kimi olumsuz durumların iyileşmesi ve bazı problemlerin çözümü noktasında bunu yapmaya mecburuz. Bu zorunluluğu kabul etmeye pek yanaşmasak bile, gönlümüz olmasa dahi…

Hemen her alanda bir “lider” arayışı içerisindeyiz. Öteden beri gelen “babacı” anlayışın hâkim olmadığı alan yok neredeyse.

“Yaptığımız işlerin adam gibi sistemini kuralım ve dolayısıyla kişilere (lider, baba vs.) bağlı kalmayalım.”

“Kuracağımız sistem sayesinde, insan kaynaklarını yani işin uzmanlarını ve ustalarını yetiştirelim.”

“Öyle bir sistem kuralım ki, işin hakkını vererek kaliteli çıktılara (ürün, hizmet) ulaşalım ve bunu sağlayacak yapıyı/ sistemi sürdürülebilir duruma getirelim.”

Gibi bir derdimiz yok ne yazık ki… Elbette kâğıt üstünde var. Aklı başında kimse de buna itiraz etmiyor. Fakat gelin görün ki, sahaya bakıldığında görünen fotoğraflar hiç de öyle söylemiyor.

Saha demişken… Konumuz, “imparator” bağlamında futbol olduğuna göre, müşahhas hale getirelim ve ete kemiğe büründürelim söylediklerimizi.

Ülkeler bazında Almanya, Fransa ve İspanya; kulüpler düzeyinde de, Real Madrid, Barcelona ve Bayern Münich gibi takımları aklımızda tutarak kolaylıkla söyleyebiliriz ki, futbol, bir takım ve sistem oyunudur.

Sürdürülebilir başarı ancak ve ancak takım oyunu temelinde ve o da, belli bir sistem çerçevesinde oynandığında sağlanabilir. Evet, bu takımlarda dahi, teknik direktör ve yıldız oyuncular önemlidir. Ancak bu önemlerine rağmen, sağlanan hiçbir başarı, sadece onların varlığına, yeteneklerine ve bilgi düzeylerine bağlanmaz. Hiçbir zaman...

Böyle olduğu içindir ki, milli takımlar ve kulüpler bağlamında örneklediğimiz takımlar ile benzerlerinde yıllardır, çokça ünlü hoca ve oyuncu gelip geçmiş olduğu halde, bu takımlar hemen hiçbir dönem bocalamamış, dağılmamış, baş aşağı gitmemiştir. Kısmen durağanlaşmış göründüklerinde bile yeni hamleler içerisinde oldukları anlaşılmıştır.

Bu gerçeğe karşılık bizim ülkemizde, siyasette “kurtar bizi baba” çığlıklarıyla merhum bir siyasetçinin önünde diz çöken, yolunu kesen ve adeta fötr şapkasına “tapınan”lar olduğu gibi; futbolda da, özellikle şampiyonluğa yakın ve her daim o potada olan takımlar merkezinde, birtakım zevata “imparator” vb. yakıştırmalar altında adeta kul köle olunmaktadır.

Bu imparator, baba vs. sıfatlı kişiler bazen teknik direktör, kimi zaman kulüp başkanı, bazen de futbolcu olabiliyor.

Oysa öyle olmadığını, olmayabileceğini görmek ve göstermek hiç de zor değil. Yeter ki, gözümüzü ve gönlümüzü babalardan, imparatorlardan kurtarabilelim.

Son yılların en çok öne çıkan takımı ve Süper Lig lideri olan İstanbul Başakşehir örneğinden bakalım.

Mezkûr takımda gerek hoca, gerekse futbolcu anlamında hiçbir zaman, hiçbir kişi, hiçbir sıfatla öne çıkarılarak, “baba” veya “imparator” rolüyle kurtarıcı olması beklenmiyor.

Tam bir sistem takımı… Takım oyununu, bihakkın oynuyor.

Ne herhangi bir futbolcu -yerli veya yabancı- “ben şöhretim” diye, artistlik yapabiliyor; ne de kimi futbolcular “ben yeniyim, çaylağım” diye eziklik yaşayıp, ünlü isimlerin gölgesinde kalıyor.

Beyefendi hocası, gayet şık bir şekilde sahaya çıkıyor, takımını futbol oyununun gerekleri çerçevesinde yönetiyor; konuştuğunda da adamlığından taviz vermiyor, çizgisini koruyor.

Futbolcular, sahada işini en iyi şekilde yapmaya çalışıyor ve dolayısıyla takım tıkır tıkır işliyor. Böyle olduğu içindir ki, Adebayor da sistem içinde gerekli olan herhangi bir futbolcu gibi işini yapıyor, yıllarca “büyük” takımlarda yıldız muamelesi görmüş Emre de… O kadar ki, Barcelona’da top oynamış Arda bile, gelip bu sistem içindeki yerini efendice alıyor. Zira alması gerektiğini biliyor.

Evet, böyle bir sistem işlediği içindir ki, o genç yaşına rağmen, Cengiz Ünder isimli bir delikanlı, rahat rahat oynadığı ve herkese gösterme imkânı bulduğu harika futbolunun doğal sonucu olarak, çok geçmeden Avrupa’nın yolunu tutarak, büyük ve ünlü kulüplerden biri olan Roma’da (İtalya) futbol oynamaya gidiyor, gidebiliyor.

…..

Özetle, eğer milli takım ve kulüpler düzeyinde -Avrupa ve dünya klasmanında- yıllara yayılan sürdürülebilir başarı isteniyorsa, oyunun gereğini yerine getirmek ve kişilere değil kurulacak sisteme bel bağlanmalı; teknik direktör ve oyunculardan medet ummak değil, sistemin iyi işleyişinden başarılı sonuç beklenmeli.

Fatih Terim’in göreve “tekrar” gelmesinin ardından gelen ilk galibiyetle birlikte, -hemen ve hiç zaman kaybetmeksizin- “Terim etkisi” denilmeye başlandı ya, tam da budur vurgulanması gereken ve dahi fakirin de söylemek istediği…

Profesörler, bürokratlar, uzmanlar, ehl-i kalem, kadın-erkek, genç-yaşlı toplumun her kesiminden, her siyasi görüşten ve inanç kesiminden bireyler, acayip ve inanılmaz biçimde mezkûr şahsa güzellemeler düzmeye başladı bir anda.

Hangisine, “yahu, koca bir takımın başarısı bir tek kişiye mal edilebilir mi; sen bu donanımınla, bu kimliğinle bunu normal buluyor musun; diğerlerinin sergilediği emeğin hiç mi bir anlamı yok; önceki teknik direktörün hiç mi onuru şerefi yoktu, sen onun yerinde olmak ister miydin, daha sen görevinin başındayken ve iyi bir şeyler yapmaya gayret ederken, yerine başkasının hazırlandığını duysan ne hissederdin” şeklinde anlamlı olduğuna inandığım sorular sorsam, istisnasız hepsinin bu sözleri hiç de anlamlı bulmadığını üzülerek gördüm.

Hatta “üstelik imparator dediğiniz bu kişi, çok kısa bir süre önce mekân basmış, kavgaya küfre karışmış bir kişi olarak resmedildi medyada, günlerce yazıldı çizildi bu konu; başarı sağlansın yani takımı şampiyon yapsın da ne yapmış olursa olsun mu diyorsunuz” yollu sorular sorduğumda dahi aldığım cevaplar inanılmazdı. O koca koca makam sahipleri, o kallavi adamlar ve kadınlardan…

“Hocam, o başka o başka. Ben futbol kişiliğine bakarım, teknik direktörlüğü önemli benim için. Herkesin hataları olabilir. Bakalım medyanın dediği doğru mu? Elimizde zaten bir tane doğru dürüst nitelikli hoca var, onu da…” gibi, akıl almaz, vicdan kabul etmez cevaplarla karşılaştım çokça.

Bu cümlelerin özeti ise çok basit, açık ve net…

Bize başarıyı yani şampiyonluğu, hatta bütün kupaları getirsin de, kim olursa ve ne yapmış olursa olsun”...

Tam bir makyavelist, pragmatist, faydacı ve çıkarcı bir yaklaşım. Hiçbir değer tanımayan, bu ülkenin temel değerleri arasında karşılığı bulunmayan, ‘çıkar’dan başka bir amaca hizmet etmeyen acıklı bir yaklaşım. “Bu ülkenin yetişen nesillerine, çocuklarına ve gençlerine kimleri rol model olarak göstermeli, sahneye çıkarmalıyız” düşüncesini hiçe sayan acıklı bir tablo.

Gariptir ki, söz konusu kişiler ile ülke genelinde bilhassa donanımlı kişilere -normal zamanda- yukarıdaki son cümleyi söyleyecek olsanız, sizden daha fazla olumlu cümleler kurar, bıraksanız saatlerce konuşurlar; “gelecek nesiller, rol model olma, erdemli kişileri sahneleme” ve sair kavramlar eşliğinde…

Hayret, yazık ve ayıp!

…..

Gelin özetleyerek, nihayetlendirelim sözü…

“Terim etkisi” değil “terin etkisi” şarttır, sürdürülebilir başarıda. Ali’ye Veli’ye güvenmeyip, birilerinin mucizeler yaratmasını beklemeyip; işin doğrusu neyse ve ne yapılması gerekiyorsa onu adam gibi yapıp, başarıya doğru yol almak gerekir. Yani sistem kurulmalı ve makine gibi, tıkır tıkır işlemeli oyun. Fakat “imparator” çığlıkları arasında görünen o ki, bizde çok ama çok zor bunu sağlamak. Maalesef…

Ortada çok geniş bir “babacı”, “liderci” ve “imparatorcu” kitle var ve yine bu kitlenin içindeki oldukça geniş bir kesim, sadece birinci olmayı, yani şampiyon olmayı başarı olarak gördüğü için de temel sloganı; “vur kır parçala, bu maçı kazan!

Tablo bu… Kim neresinden alırsa alsın!

Futbolumuzun böyle özetlenebileceği bir ortamda, ne milli takım düzeyinde ne de kulüpler bazında kalıcı ve sürdürülebilir başarı gelecektir.

Olsa olsa dönemsel ve münferid başarılar söz konusu olabilir. Saman alevi gibi…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2005/terim-etkisi-degil-terin-etkisi-esas-olmali.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar