Yargı ve Konjonktür


Ahmet-Mehmet Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak, cebir şiddet kullanarak Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya   teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.  İddiaya göre, her üç gazeteci 15 Temmuz darbesini önceden biliyorlardı. Delil ise  bir kaç yazı ile bir kaç TV programından ibaretti.
Bu kişilerle farklı görüşlere  sahip olabilir,tutumlarını eleştirebilirsiniz. Ama -darbecilikle - suçlamak çok ağır bir isnat. Kaleminden başka silahı olmayan insanlar Anayasal düzeni değiştirmek için hangi cebir ve şiddeti kullanmış olabilirler?
Ilıcak'ın 12 Eylül ve 28 Şubat'ta verdiği demokrasi mücadelesini hatırlıyorum. Darbe ve darbecileri eleştirdiği için  12 Eylül'de de hapishaneye düşmüştü. Merve Kavakçı mecliste yuhalanırken badem bıyıklı babayiğitlerin(!) korkudan sesi çıkmazken,  Kavakçı'nın yanında sadece Nazlı Ilıcak vardı. Ilıcak'ın o zor şartlarda yanında durduğu Kavakçı,  bu süreçte Ilıcak'ı hiç hatırlamadı,hiç yanında durmadı.Vefa olgun imanın bir tezahürüdür. 
Ne yazık ki, yargı her dönem konjonktürün etkisinde kalarak karar verdi. Demokrasinin kurumlaşamadığı, yargının siyasi etkilerden kurtulamadığı ülkelerde  bir gün idam alanlar bir başka gün aynı suçtan pekala berat edebilirler. Yakın geçmişte yaşadığımız Ergenekon, Balyoz, Kafes gibi davalarda da bu tenakuzu görmedik mi? Darbeci diye içeri alınanlar konjonktür değişir değişmez  gadre uğramış birer masum oluverdiler.
Bu tip kararların hukuka yaslanan bir tarafı yoktur. Bu gazetecilerle aynı düşünce safında değilim,ama adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın içime dokunuyor. Mümtaz'er Türköne,A.Turan Alkan, Ali Bulaç,Şahin Alpay ve daha bir çokları aynı suçlamaların muhatabı olarak yargı karşısına çıkıyorlar. Bu kişilere darbeci demek için insanın vicdanını kaybetmesi gerekir.
Hekimlerle hakimlerin verdiği yanlış kararların telafisi yoktur. Biri insanı canından öteki hürriyetinden eder. İnsan özgürse insandır. Bu davalar olağanüstü şartların zorlaması ve dönemsel düşünen yargıçların hatalarının neticesidir. Yarın şartlar değiştiğinde  bu davalar yargı tarihimize birer utanç levhası olarak geçecektir.Gidenler, kaybedilenler  bir daha geri getirilemeyecektir. 
Kısa bir arşiv araştırması ile bu gazetecilerin darbe karşıtı onlarca,yüzlerce makalesini çıkarmak mümkün.  Bir kaç yazının içinden bir kaç cümleyi cımbızlayarak bundan sonuçlar çıkarmak doğru bir metot değil. A.Altan'ın son savunmasını internetten okudum. Bir yazar kaleminin  namusunu ancak bu kadar koruyabilir. Savunmaları ile şimdiden  bu dönemin en önemli figürlerinden biri haline geldi.Savunması daha çok adaletsizliğe, hukuksuzluğa,korkaklığa, vefasızlığa bir başkaldırı gibi. "Yargılanmaya değil,yargılamaya geldim" derken bir kaç yıl sonrasını bugünden haber verdiği söylenebilir.  Emin olun, Ahmet Altan onu yargılayanlardan daha çok yaşayacak, daha çok hatırlanacaktır. Onu yok etmek isteyenler ona dışarıda kazanamayacağı bir onur vermişlerdir.  
Türkiye bu konjonktürel yargılama biçiminden kurtulmalıdır. İnsan hayatı değerlidir böyle kolay harcanmamalıdır.Aksi halde daha nice trajediler nice hukuk skandalları yaşanacaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1997/yargi-ve-konjonktur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Mehmet Sezai Aydıngöz
19.02.2018 19:41
MİLLİ GÖRÜŞ ÇİZGİSİNDE BİR VATANDAŞ OLARAK BU YAZIYA İMZAMI ATIYORUM.

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar