Ülkü yolu

Eklenme Tarihi: 12.02.2018 09:02:13 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 05:09:40

Ülkü Yolu?nun 12 Eylül?e dek mücadeleleri tarihimize mal oldu diyebiliriz artık. Adına ister Ülkücü, ister Alperen denilsin, sonuçta Ülkü Yolu Alperenleri kendilerine diş bileyen her türden şer odaklara karşı verdikleri o müthiş mücadelede destan yazıp adından söz ettirmesini bilmişlerdir.  Hiç kuşkusuz bu şerefli mücadelenin Başbuğ Velisi Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi?dir. İşte bu yüzdendir ki Hoca Ahmet Yesevi hakkında Yahya Kemal?in Fuad Köprülü?ye atfen söylediği şu ifadeleri son derece manidar buluruz: ?Şu Ahmet Yesevi kim? Bir araştırın göreceksiniz, bizim milliyetimizin temellerini asıl onda bulacaksınız.?    

            Evet,  bu sözler Ülkü Yolu Alperenlerinin ne için mücadele ettiklerinin özeti ifadelerdir. Unutmayalım ki yine bu destan içinde Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi (k.s)?ın yolunu yol bilmiş Mevlâna, Yunus Emre, Şeyh Edebali, Akşemseddin, Emir Sultan gibi daha nice Gönül Sultanlarının da hakkını yememek gerekir. Zira bu Gönül Sultanları da beslendikleri Yesi Pınarının nefesiyle milliyetimizin temellerini Horasandan Anadolu?ya, Anadolu?dan Söğüt Uç Beyliğine, Söğütten İzmit?e, İzmit?ten Nizam-ı âlem?e doğru inşa ederekten taşımışlardır.  Gönül Sultanları yetmedi bu inşa faaliyetinde Hakanlarımıza hem istişare, hem rehber hem de feyiz kaynağı da olmuşlardır.  Tabii bitmedi dahası var;  bikere her şeyden önce Başbuğ Velilerin hayatlarına baktığımızda tüm cümle âlemin ruhi susuzluğunu giderecek irşat faaliyetini de yürüttüklerini görürüz. Hele bir insanın yolu onların dergâhına düşmeyi görsün, İ?lây-ı kelimetullah?ın mana ve ruhunu gönlünde tatmadıkça ne mümkün ki salı verilsin. İşte gönlü gönle bağlayan irşad budur. Ve bu irşad halkası günümüze kadar uzanır da. İyi ki de uzanmış, bu sayede Ülkü Yolu Alperenleri 12 Eylül öncesi verdikleri mücadelede  ?Bir ölür bin diriliriz? cesaretini gösterecek kadar can yürek olmuşlardır. Besbelli ki bu can yürekliliğin başlangıcı İslâm öncesi Türk?ün  'alp' kimliği ile geldiği Pir-i Ahmet Yesevi?nin dergâhında   'eren'lik deryasına dalmasıyla başlamış, derken ?Türk Cihan hâkimiyeti Mefkûresi? mücadelemiz   'İ?lây-ı kelimetullah için Nizam-ı Âlem ülküsü' hüviyetine bürünüp yeni bir anlam kazanacaktır.  

           Peki, Türk?ün Alp?i böylesi bir ulvi davayla İslam?ın hizmetkârı olur da günümüz Ülkü Yolu Alperenleri İslam?a köle ve hizmetkâr olmaz mı? Hiç kuşkusuz günümüz Alperenleri de sürekli hiç kesilmeden Yesi Pınarından akan suyla beslenen Başbuğ Velilerin himmet ve duaları eşliğinde  ?Kanımız Aksa da Zafer İslam?ındır? diyecek bir yürekle destan yazıp İslam?a hizmet edeceklerdir.

             Evet,  nasıl ki İslâm öncesi Türk'ün Alp?ine yön veren Kâm, Dede Korkut, Korkut Ata ve Irkıl Hoca gibi sözlerine itibar edilen bilge dehalar vardıysa İslam sonrası Türk?ün Alp?ine yön vermek içinde Pir,  Evliya, Veli, Şeyh diye bilinen ?Gönül Sultanları? hep var olmuşlardır.  Nitekim Ülkü Yolu Alperenlerinin gözünü kırpmadan o verdiği müthiş destanımsı mücadelede şehit katında iri ve diri kalmalarında bu Gönül Sultanlarının feyzi, bereketi ve himmetlerinin katkısı çok büyüktür. Nasıl katkıları inkâr edilebilir ki, Barak Baba, Sarı Saltuk, Hacı Bektaş-ı Veli, Tabduk gibi nice Başbuğ Velilerin nefeslerinin kökleri Orta Asya?da ki Yesi Pınarına dayanmakta,  şimdi gel de bu nefesle Orta Asya?dan Anadolu?ya, Anadolu?dan Balkanlara, Balkanlardan Avrupa kapılarına dayanılmasın. Hiç kuşku yoktur ki nefeslerini hep  ?İlây-ı Kelimetullah? uğruna tüketmişlerdir. İşte bu nefestir ki, göğsünde bir nebzede olsa iman nuru taşıyan her civan yiğidi kartal yuvasından çıkarıp sınır uçlarında Ertuğrul Gazinin açtığı sancak etrafında cem olmalarına yetmiştir. Öyle ki Söğüt burçlarında cem olduklarında Başbuğ Velilerin huzurunda ?Ölsek de bu yoldan dönmeyiz!?   diye ahitleşip söz vermişler de.     

              Evet, bir kez daha söylemekte fayda var, dünden bugüne iri ve diri olmamızda hem Başbuğ Velilerimizin, hem Başbuğ Hakanlarımızın huzurunda yapılan bu tür ahitleşmelerin katkı payı çok büyüktür. Unutmayalım ki her kahramanlığın zahiri yönü var olduğu gibi manevi yönü de vardır. Bakın Osmanlının kuruluşunda Osman Gazi?ye Şeyh Edebali nasıl ilham kaynağı olmuşsa Osmanlının yükselişinde de Fatih?e Akşemseddin, Yıldırım Beyazıt?a da Emir Sultan ilham kaynağı olmuştur. Yeter ki bu ikili bağı görebilelim, bak o zaman Hakanlarımızı yâd ettiğimiz kadar onlara ışık kaynağı olan Gönül Sultanlarını da hakkıyla yâd etmiş oluruz.

             Düşünebiliyor musunuz Ülkü Yolu Alperenleri kafileler halinde şanlı kitap önünde ve iman sancak gönlünde yola koyulduklarında ?İlay-ı Kelimetullah için Kızılelma?  uğruna canını ortaya koyabiliyorlar. Zaten bu Ülkü kervanının en belirgin nişanı, kızıl elması için gönlünü mazluma sütliman etmesidir. İşte bu nedenle Gönül Sultanları manevi evlatlarına sürekli olarak; ?Halkı Müslim ve gayrimüslim ayırmadan aça aş, açığa bez vermeyi? öğütlemeyi telkin etmişlerdir. İşte manevi evlatlar da bu nasihatin gereğini yerine getirip bilhassa 12 Eylül öncesi Türkiye'sinde; ?Kanımız Aksa da Zafer İslâm?ın? diyecek kadar can yürek olmuşlardır. Öyle ki canlarını uğruna sebil ettikleri bu kutsi dava için çıkılan ülkü yolunda Başbuğ Velilerin kulaklarına fısıldadığı ?Sakın ola ki bu yolda soy sop faslına girmeyin, kurtsa kurt, itse it döner aslına? öğütleri kulağa küpe yapıp Peygamber kavli ölçüsünce mücadele vermesini bilmişlerdir.

             O günleri yaşayanlar çok iyi bilir elbet. Dolayısıyla o günleri yaşayanlar ?Aman Allah?ım neydi o günler? diye haykırası gelir hep içinden. Nasıl haykırası gelmesin ki, 12 Eylül öncesi yaşanan o tufanda iç ve dış mihrakların saldırısına uğramışlardı. Yetmedi iftiraya maruz kaldılar, yetmedi işkence gördüler, yetmedi aç susuz kalıp bitap düştüler, yetmedi dikenli yollarda bata çıka yürüdüler ama yılmadılar; ?Zaferle değil seferle yükümlüyüz? dediler. Bu kutlu seferde Dursun Önkuzu?lar, Süleyman Özmen'ler, Yusuf İmamoğlular ilk şehitlerdi, sonrasında şehitlerin ardı arkası kesilmedi de.  Faşist dediler, gerici dediler, çirkin iftiralara maruz kalıp kendi öz yurdunda parya edildiler.  Ama yine de onlar Ülkü Yolunda ?Töre, nizam,  yol yordam her kuladır? deyip öyle mesafe kat ettiler.  Tabii her mesafe kat edişte zulme uğramak, işkence görmek, mahpusa düşmekte vardı, olsun pekte onlar için önemli yoktu, çünkü dava ?İlay-ı Kelimetullah? olunca yuvasında bülbül kuş misali çile çekmeye değerde.  Önlerine kurulan adalet terazisinde haksızlığa uğrasalar da sabır ve tevekkülü elden bırakmaksızın devlet?e çöreklenmişler yüzünden devlete baş kaldırmayı kendilerine zul addedeceklerdir. Hiç kuşkusuz her şartta devleti ?Ebed müddet? bileceklerdir. Onlar ki,  Hz. Yusuf (a.s) misali zindana atıldıklarında bile mahpushaneye ?Yusufiye? dediler. Her karanlığın arkasında mutlaka nurlu şafakların doğabileceğinin rüyasıyla yaşadılar hep.  Neyse ki bu kez Yusuf?un rüyası Ülkü Yolu Alperenlerinin üzerlerine bir muştuyu müjdeleyecek şekilde tecelli edecektir. Hani Kur?an?da zikredilen Yusuf (a.s)'ın kuyuya atıldığından vezir oluşuna kadar geçen süreç içerisinde yaşananların neticesinde babası Yakub (a.s)'a dile getirdiği:

        ?Babacığım, işte vaktiyle gördüğün ve size anlattığım rüya gerçek oldu. Rabbim beni zindandan çıkarttıktan sonra Mısır?a vezir yaptı. Şeytan kardeşlerimle bizim aramızı ayırmıştı. Yüce Allah?a şükürler olsun ki sonunda tekrar bizleri bir araya getirdi, ne kadar şükretsek azdır? sözler var ya,  işte o rüya meramımızı ziyadesiyle anlatmaya yeter artar da. Gerçektende Ülkü Yolu Alperenleri de tıpkı Yusuf misali her türden fitne fücur ayrılık harekâtlarının bir gün sona ereceği ümidiyle zindansa zindana atıldılar, işkenceyse işkence edildiler,  idamsa idam edildiler ve her şeyi göze alarak yeni ufuklara doğru yürüdüler.  Ve yürüdükçe de bu yürüyüşün sıradan bir yürüyüş olmadığı bilakis sabrı cemil bir yürüyüş olduğu ortaya çıkıp neticesinde gelinen noktada ?İri olalım Diri olalım Hep Birlikte Türkiye olalım? bir Türkiye Sevdası iklimiyle buluşabildik.  Gerçekten de bugün en keskin sol ağızlar bile eskisi kadar milliyetçiliği ırkçılık, İslâm?ı gericilik olarak telakki etmiyorlar. İlginçtir ?Devlet tarihi ile barışmalı, Devlet İslâm?la barışmalı, Devlet ?Mevlana, Yunus, Hac-ı Bektaşi Veli? gibi Gönül sultanları ile barışmalı? diye söz edebilmekteler. Şayet bugün o çevrelerin ağızlarından sunide olsa barış ve özgürlük türküleri nağme halde hiç eksik olmuyorsa, biliniz ki büyük ölçü de Ülkü Yolu Alperenlerinin ölümüne vermiş oldukları o müthiş diriliş mücadelenin neticesi nağmelerdir bu. Düşünsenize bir zamanlar bir takım sol fraksiyonlar ?Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp Türk'ün Bayrağına? şarkımızı bile duymaya tahammülleri olmazken bugün hele şükür gelinen noktada orak çekiç bayrağının yerine artık Türk bayrağı dalgalandırabiliyorlar. Keza 12 Eylül öncesinde enternasyonal sosyalist marşını söyleyenler bugün İstiklal Marşını söyleyebiliyorlar artık. O günleri unutmak ne mümkün,  hele o günlerde milli değerlerden bahsetmeye göresin, sol tüfekler ?siz misiniz bize millikten bahseden? hemen Moskof?un beşinci kolu olarak devreye girip kendince bedel ödettiriyorlardı. Meğer büyük davalar çile gerektiriyormuş, çile çekmeden ve hiçbir bedel ödemeden her türden tabular öyle kolay halli yıkılamıyormuş. Nitekim nice koç yiğitler toprağın kara bağrında gül olduktan sonra ancak bir takım tabular yıkılabildi.

          Anlaşılan o ki,  sadece bir değil bin yıllık tarihi birikimimizin hokkabazlarca kabulü öyle kolay olmadı. Ta ki Ülkü Yolu Alperenleri 12 Eylül öncesi milli hassasiyetini ortaya koyup Karadeniz?in o coşkun dalgalarıyla dalga dalga yediden yetmişe hemen her kesime örnek tekil ettiler, işte o zaman 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde milli uyanışımız tam oldu da. Derken diriliş muştumuz bir kez daha gün yüzüne çıkmış oldu.

          İyi ki de Ülkü Yolu Alperenleri bu çetin yolculukta nice düşler yıkılsa da kuyu gölgesinde bile nasıl bir hayat yaşanacağını cümle âleme ispatlayarak örnek oldular.

          İyi ki de ömürlerinin baharında hasretle 'İlây-ı Kelimetullah için Nizam-ı âlem? davasının yılmaz fedaileri olup milli uyanışımıza vesile oldular.

           İyi ki de fani dünyanın o aldatıcı cazibesine kapılmadan hiç kimsenin burada kalıcı olmadığının idrakiyle iyiyi kötüden kötüyü iyiden ayırabilecek bir ferasetle öbür âlem için faaliyet içinde bulundular. İşte bu sayede ardından bıraktıkları o milli mücadele ruhu 15 Temmuzda meyvesini verip ?Ölürüm Türkiye? uğruna Yeni kapı ruhu bir rüya değil hakikatin ta kendisi oldu. Böylece ?Onlar diridirler? gerçeğini Ülkü Yolu Alperenlerinin yaşadıkları onca sıkıntı, onca çileler ve onca yaşanılan işkencelerin neticesinde tüm iç ve dış zinde mihrakların oyunlarının bozulduklarını görmüş olduk.      

           Evet,  Onlar ki 'İlây-ı Kelimetullah'  için en koyu karanlığa bile ışık olmak için var oldular. Ve bu uğurda ?Sen yürüyene bak, durana bakma? dediler. İşi daha da sağlama almak için gelecek kuşaklara: ?Sakın ola ki umudunuzu yitirip azmi elden bırakmayasınız,  bu yolda çile çok olur ama ölseniz de alnınız açık, gönlünüz pak,  yüzünüz ak olur?  öğüdünde bulunmayı da ihmal etmediler.  Böylece  ?Sanma ki bu kervan yorulur, yürü yürüyebildiğin kadar ileri?  deyip öyle ebediyete yürüdüler. 

            Yukarı da dedik ya,  bikere ta baştan kafalarına koymuşlardı, asla bu yoldan geri dönüş olmazdı. Nitekim ceddimizde aynı kararlılıkla baş koyup öyle üç kıtaya hükmetmişlerdi. Madem azmin elinden hiç bir şey kurtulamıyor, o halde tıpkı 15 Temmuz 2016 ruhunda olduğu gibi aynı kararlılıkla cümle şer odakların hep birlikte korkulu rüyası olmaya devam diyelim. Dahası   ?Durmak yok yola devam? diyelim ki her durakta iri kalabilelim, diri kalabilelim hep birlikte Türkiye kalabilelim. Zaten bu yolun yolcularına durmak yaraşmaz, bilakis çizgi çizgi efkârına yenik düşmeden her çektiğimiz nefeste diriliş muştusuna geçmek yaraşır. Buna mecburuz da. Zira 12 Eylül öncesi bu vatan için kara toprağın bağrına düşmüş beş bini aşkın ?Ülkü Kervanı Şehidin? kemiklerini sızlatıp incitmeye hakkımız yoktur.  Öyle ya, elimizi bir vicdanımıza koyalım;  bu vatan uğruna toprağın kara bağrına bunca şehit düşmüşlerimiz varken şimdi her bir Ülkü Yolu Alpereni yerinde nasıl durabilir ki. Bir anlık durduklarını varsayalım, biliniz ki o şehitler sıradağlar gibi boylu boyunca uzandığı gül bahçesi kabrinde bile boş durmayıp bize şöyle öğüt vereceklerdir; ?Ey hayatta kalan Ülkü Yolu Alperenleri! Bu yola baş koyun ki kadre eresiniz, aşkın elinden kül olmuş özünüzle ayağa kalkın ki tüm mazlumlar huzur bulsun!

         Evet, bu sözlerden de anlaşılacağı üzere sefer bizim için zafer İslam içindir, bu yüzden boş durmamamız gerektiğini ve devamlı yola koyulmamızı diliyorlar. Dilemekte haklılar da. Ve haklılıklarını şöyle dile getirirler de:  

        ?-12 Eylül öncesi günler günleri kovaladığı yıllarda hayatta iken bu ülkeyi yiğitçe savunduk. İ'lay-ı Kelimetullah için Nizam-ı âlem uğruna mücadele verip yolumuzu yol bildik, var gücümüzle kurşun kurşun üstüne göğsümüzü siper edip ecele şerbet dedik. Ve bu uğurda kimimiz kabre, kimimiz mahpushaneye düştük.?

          Ne diyelim,  işte görüyorsunuz her şey geçmişte Ülkü Yolu Kervanı Şehitlerinin kendilerinden sonra ki nöbeti devr alacak Yeni Ülkü Alperenlerine seslenişinde yer alan bu müthiş ifadelerde gizli. Hiç kuşkusuz bize de o anlatılan öğütlerden ve yaşananlardan ders çıkarmak düşer. Ders çıkaralım ki; onların nefesiyle Maveraya doğru kanat çırpabilelim, ders çıkaralım ki; şehitler katında kana kana içilen o Kevser sularının hışırtısıyla gaflet uykusundan uyanıp Dirilişe geçebilelim.  Dirilişe geçelim ki; pembe şafakların doğuşu beraberinde gelsin.

            Madem şehit katında dilekler bu istikamette, o halde daha ne duruyoruz,  gelin hep birlikte haramiler aşkımızı çalmadan, tutku gözlerle Fırat Kalkanımızla, Zeytin Dalımızla ilerleyip yeni ufuklara doğru yönelelim. Şu an gül bahçesi kabirlerinde nur içerisinde yatan Ülkü Yolu Şehitlerinin bizden bekledikleri budur. Tıpkı 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi milletçe FETÖ ihanet çetesine karşı seccademizle, kitabımızla, imanımızla, sancağımızla bu yola baş koymamızı diliyorlar. Baş koymalı ki Diriliş ruhu ve Yeni kapı ruhu sönmesin.

              Bu kutlu yolda Yunus?un feyiz aldığı yere doğru yürümek vardır. Şayet bu Yunusça ?Yaradılanı Yaradan?dan ötürü? bir sevgi ikliminin serpildiği bu topraklarda bizi bir daha sırtımızdan vurmaya kalkışacak ihanet odakları karşımıza çıkacak olursa,  şunu iyi bilsinler ki hiç boşa heveslenmesinler diriliş ruhu var oldukça akıbetleri yine aynı olacaktır. Çünkü şehitler katından gelen mektupta kıyamete kadar Allahın nurunun hiç sönmeyeceği şöyle müjdeleniyor:

           ? Yüceltip Tuğları Fisebilillah, 

            Değiştir Çağları Fisebilillah?

             Vesselam.                                       

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1980/ulku-yolu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM