lara escort istanbul escort kizlar bursa bayan escort izmir escort bayan
Partilere kontenjan vermek yeter mi?
Ahmet Rauf Akay

Partilere kontenjan vermek yeter mi?

AK parti MHP'siz girdiği  2010 referandumunda - bağımsız ülkücülerin desteğini alarak- yüzde 58 oy oranını yakalamıştı.

Bugün MHP ve BBP gibi partileri arkasına almasına rağmen yüzde 51'i bulamıyor. İki parti -bağımsız ülkücüler- kadar etmiyor diyecek değilim. O tarihlerde televizyona çıkan ülkücülerin her birinin bir hikayesi ve toplum üzerinde bir etkisi vardı. Bahçeli ve  bugünkü MHP kadrosunun bir hikayesi yok.

Ama anketlerde  rahatlatıcı bir oy oranına ulaşamamanın tek sebebi bu değil.

İki parti arasındaki ittifak iki partinin inişe geçtiği bir döneme tekabül ediyor. Birinci neden bu. İkincisi, 2010 referandumunun halka vaat ettikleri ile bugün vaat ettiklerinin farklı olmasıdır.

Toplumun çok büyük bir kesimi vesayetten şikayetçiydi. AK parti, seçmenin gözünde  demokratikleşmenin dinamosu gibi görünüyordu. AB ile ilişkiler geliştirilmiş, 28 Şubat'ın tortuları temizlenmiş,yargı ile ilgili şikayetlerin çoğu bertaraf edilmişti. 2010 referandumu toplumun büyük bir kısmının beklentilerini karşılıyordu. Bugün toplumsal beklentilere tekabül eden bir düzenleme yok. Üstelik 2010 referandumundan sonra başta yargı olmak üzere bir çok alanda yapılan değişikler, beklentileri karşılayamadı. Bir vesayet gitti başka bir vesayet geldi. Referandumdan sonrasının Türkiye'si, öncesinin Türkiye'sinden daha  tercih edilebilir değildi.

O günden bugüne AB ile ilişkiler bozuldu,15 Temmuz hain darbesi yaşandı,yargının cemaatleştirildiği ortaya çıktı,PKK ile masaya oturuldu,terör tırmanışa geçti,Suriye süper güçlerin bilek güreşi yaptığı, Türkiye üzerine hesapların yapıldığı bir alan haline geldi,Güneyimiz boydan boya  teröristlerin eline geçti, bir istisna olması gereken OHAL, yeni Türkiye'nin yönetim biçimi  oldu,  bütün bunlar  umutların  yerini karamsarlığın almasına neden oldu.

Sokaktaki vatandaş, artık AK partiye 2010 öncesinin psikolojisi ile bakmıyor. Bir çok çevrede -nereye gidiyoruz- sorusu soruluyor. Geçmişte AK parti toplumun umutlarını  temsil ediyordu,bugün korkularını yönetiyor. Afrin operasyonuna bile bazı çevrelerin -siyasi bir operasyon- gözüyle bakmasının nedeni,AK partiye olan güven ve itimadın aşınması ile ilgilidir.

Bu güven geri getirilebilir mi,belki. Öncelikle gittikçe  otoriterleşme ve demokrasiden vaz geçme ile özdeşleştirilen OHAL'ın bitirilmesi şarttır. Türkiye PKK terörü ile uzun süre OHAL'siz mücadele etti, yine edebilir. Üstelik OHAL  Batı'nın terörle mücadelemize verdiği desteği de engelliyor. Bir dönem AB demokratikleşmenin odağı olarak görülüyordu. Sonra yapılan karşılıklı yanlışlarla  AB karşıtlığı baskın eğilim haline geldi. Şimdi AB ile ilişkilerin düzeltilmesi istikametindeki eğilim yeniden yükselişe geçmiş bulunuyor. Toplumdaki AB eğilimi her defasında   iç siyasete duyulan güvensizliğe bağlı olarak yükselişe geçmiştir. Otoriterleşme algısı arttıkça AB umut haline gelmekte,demokratikleşme arttıkça AB'ye duyulan ilgi azalmaktadır. Bir diğer husus tutarlılıktır. AK parti 2010'a kadar tek başına geldi. 2010'dan sonra önce HDP ile iş birliği yaptı, şimdi  MHP ile  yapıyor. Birbirinin tam zıddı iki parti ile iş birliği, maşeri vicdanda bir duruş ve ilke problemi olduğuna dair bir algı yarattı.Amaç iktidarda kalmak mı, yoksa ilkeler miydi? Bir çok kişinin bu soruyu kendine sorduğunu ve tatmin edici bir cevap bulamadığını düşünüyorum.

Daha bir çok şey söylenebilir, bu siyaset tarzıyla yeni bir umut ve heyecan dalgası oluşturulamaz. Toplumu kucaklaştıracak,korku ve vehimlerini izale edecek yeni bir demokrasi ve kardeşlik hamlesine ihtiyaç var. Partilere  kontenjan vermekle toplumun umutları  diriltilemez. Aslolan halkın beklentilerine cevap vermektir.

 

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500