Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?

Eklenme Tarihi: 11.02.2018 11:29:24 - Güncellenme Tarihi: 06.04.2020 01:34:52

Milliyetçilik, dönem dönem yükselen değer olarak karşımıza çıkar. Gelişen olaylar karşısında alınacak tavırlar çok farklı biçimlerde tezahür edebilir. Olayların gelişimine göre üretilen bir duygu hali olarak milliyetçilik, sadece hamasete neden olur. Böyle bir durumda milliyetçilik, olay/ların üstesinden gelmek için bir araç durumunda kalır. Olay/lar geçip gittikten sonra milliyetçilik de, tekrar üstesinden gelinecek olaylar ortaya çıkıncaya kadar el altında bulunsun diye stoklarımızdan birisi olarak evrak ya da alet çantasına konur. Böyle bir milliyetçilik anlayışı kadar tehlikeli ve toplumu geri götürücü bir milliyetçilik anlayışı olamaz.

Gözünden akıllı milletler, ancak gözlerini kör edecek derece gözüne sokulan olaylar karşısında akıllarını başlarına alabilirler. Yukarıda bahsedilen milliyetçilik anlayışı da, ancak aklı başa almanın en son çaresi olarak görüldüğünde ortaya çıkar. Böyle bir durumda milliyetçilik, en son sığınılan bir mevzi gibi düşünülür. Oysa akıl, tecrübeden beslenmekle birlikte tecrübeyi aşan niteliği sayesinde doğru olanı ortaya koyar.

Oysa milliyetçilik doğal duygunun ötesinde bir ideal olarak düşünüldüğünde bir anlam ifade eder. Ancak bir ideal olarak düşünülmesi gereken milliyetçiliğin lokal bir seviyede folklorik bir malzemeyi kullanan tören malzemesi olarak düşünülemeyeceği gayet açıktır. Yerel ve millilik önemli olmakla birlikte yerel ve milli seviyede bizi çivileyip hareketsiz bırakacak bir milliyetçilik, millete yapılacak iyilik olarak düşünülemez ve hatta bu, milliyetçilik değildir. Milliyetçilik, yerel ve milli olanı evrensel olana taşıyacak olan bir hamle olarak düşünülmelidir.

Milliyetçilik, öncelikle kendini tanımayı gerektirir. Millet olarak kendini tanımak; tarihe müracaat etmeyi, sağlam bir tarih bilincini; edebiyatını, mitolojisini, kültürünü, dilini, kendi kültürü içinde vücut bulmuş inancını ve imanını bilmeyi ve tanımayı gerektirir. Bu tanıma, kendi başına yeterli değildir. Özellikle iki husus daha, oldukça önemlidir. Birincisi; kendini tanımak, başkasını tanımakla, ötekini bilmekle ilgili olarak gerçekleştirilebilir. Ötekine yönelmeyen, ona açık olmayan bir kendini tanıyış mümkün olamaz. Çünkü kendini tanımak; kendine sınır çizmektir; kendi yeteneklerini, gücünü, başarılarını, zaaflarını, korkularını, erdemlerini bilmektir. Böyle bir bilme, sınır çizmenin mantığı gereği içinde kalınan alan ile birlikte sınırın öte tarafını, ötede olanı yani ötekini de bilmeyi ve tanımayı gerektirir. Aynı zamanda kendini bilme, bir mukayeseyi zorunlu kılar. Kendinden menkul olan, boştur ve ciddiyete alınmaz. Zira Tanrı dışında kendinden menkul yoktur. Mukayese, farklı ve başka olan ile mümkündür. Öyleyse başka, farklı olan öteki kendimizi tanımamızın ve hatta var oluşumuzun garantisidir. Bu açıdan bakıldığında milliyetçilik, öteki olanı ötekileştirme hakkına sahip olamaz. Tam tersine; öteki olana açık olmayı, onu tanımayı ve ufkunda ona yer vermeyi gerektirir. Milliyetçilik, ötekileştirdiği bir ötekinin varlığını savunamaz. Hatta şunu söylemek gerekir: Milliyetçiliğin kendisini meşrulaştırdığı başka ve farklı olan vardır ama ötekisi yoktur. Ötekileştirilmiş bir başka ve farklı olan milliyetçiliğin düşmanıdır.

Öyleyse milliyetçilik, tarihe dönük yönüyle muhafazakâr olarak ortaya çıktığı gibi ötekine açık olmak şartına da bağlı olduğu için kendini aşmaya yönelik devrimci ve yenilikçi bir özelliğe de sahip olması gerekir. Bu şartı yerine getirmeyen bir milliyetçilik, kavmiyetçilikten öteye geçemez ve kavmiyetçilik de, milleti tarihin geleceğine taşıyamaz. Çünkü kavmiyetçilik, bir tür ilkelliktir.

Milliyetçilik, kendini tanımanın yanında kendini tanıtmayı gerektirir. Başkasına kapalı olanın kendisini tanıtması mümkün değildir. Kendi yerel dünyasında kalan hiçbir fikir ve hareket, milliyetçi olamaz. Kendini tanıtmak, başkasıyla olan iletişim sayesinde gerçekleşir. Ötekileştirilen, iletişimi kesilendir de.

Millet fertlerini kavmiyetçilik ve maziperestlikten kurtaracak, onu geleceğe taşıyacak olan milliyetçilik, milletin bütün tarih sahnesindeki yürüyüşüne eşlik etmesi gereken yaratıcı bir düşünme fiilini gerektirir. Düşünmeyenin, sadece duyguları ve eğilimleriyle hareket edenin kendisini tanıması mümkün değildir. Yaratıcı düşünme fiili kendisini bilimde, felsefede, sanatta, dinde, ahlakta, hukukta, dilde kısacası medeniyette gösterir. Öyleyse milliyetçiliğin bir medeniyet tasavvuru olmalıdır. Medeniyet tasavvuru, öncelikle her şeyin kendisinden çıkarılabileceği bir varlık anlayışını, metafiziği gerektirir. Metafiziğiniz yoksa bütün bir varlık, evren hakkında sistematik bir bakışa sahip değilseniz, medeniyet iddianız da olamaz. Çünkü nazariye oluşturamazsınız. Bilgi, değer bağlantılı hukuk, eğitim, ahlak, din, sanat, bilim görüşüne ulaşamaz ve bütün insanlığa hitap edecek evrensel bir mesaj sahibi olamazsınız.

Bugün sormak gerekir: Türk milliyetçiliğinin bir medeniyet tasavvuru var mıdır? Bu tasavvur nedir ve hangi metafiziğe dayanmaktadır? Bu medeniyet tasavvurunu dile getiren ve bütün insanlığa hitap eden felsefe, sanat, bilim eserleri nelerdir? Hangi edebi eserler ile bu tasavvur dile getirilmektedir? İçi boşalmış kavramları kullanarak medeniyet tasavvuru oluşturulamayacağını bilmek ve mümkün olduğunca da değerli kavramları popüler manada kullanarak içini boşaltmamak gerekir.

Popüler olan; felsefe, bilim, sanat gibi disiplinlerin önüne geçtiyse, medeniyet tasavvurundan oldukça uzakta olunduğunu bilmek gerekir. Kavramları ve fikirleri popülerleştirmek yerine felsefileştirmek gerektiğini bilmek zorundayız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1977/milliyetcilik-mi-ama-nasil-bir-milliyetcilik

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI