Sultan Abudülhamid ve Osmanlı'nın tasfiyesi

Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid Hân, 10 Şubat 1918 tarihinde vefât etti.

Osmanlı Devleti'ni bütün saldırılara, desiselere, iç ve dış hainlerin baskılarına rağmen 33 yıl ayakta tutmayı başaran Cennet Mekan Sultan Abdülhamid'i, vefatının yüzüncü sene-i devriyesinde rahmetle yâd ediyoruz.

Siyonist Yahudiler ve Sultan Abdülhamid

Abdülhamid Hân, elbette her yönüyle ele alınabilir. Nitekim yerli ve yabancı tarihçiler, Abdülhamid'i müsbet ve menfi olarak her açıdan ele alarak anlatmışlardır.

1897'li yıllarda Filistin, bir Osmanlı toprağı olan Suriye'nin vilâyeti konumunda idi ve burada 20 bin civarında Sefarad Yahudisi, yâni İspanya'dan göç etmiş Yahudi cemaati yaşamaktaydı. O yıllarda Theodor Herzl, "Yahudilerin Devleti" adlı kitabını bir yıl önce yazmış ve İsviçre'nin Basel şehrinde, Dünya Siyonist Kongresi'ni toplamıştı. Ünlü banker ailesi Rothschildler'in de aralarında bulunduğu Yahudi zenginler bir ülkeden toprak satın almak ve Yahudileri o topraklara yerleştirmek için harekete geçerler. Tabiatıyla öncelikli vatan adayı, Vaad Edilmiş Topraklar adını verdikleri Kenan Diyârı olan Filistin'dir. Herzl, önce Kıbrıs adasını Yahudilere yurt yapmayı düşünür, Siyonist Kongresinde Uganda'nın da adı aday ülkeleri arasında geçer. Uganda toprak satışı taleplerini kabul etmesine rağmen, Siyonistler fikir değiştirerek gözlerini Filistin'e çevirirler. Filistin söz konusu olunca da adı "Hasta Adam"a çıkan Osmanlı ve dolayısıyla Sultan Abdülhamid'i karşılarında bulan Siyonist Yahudiler, Herzl'le birlikte harekete geçerek nakit 5 milyon altın teklifinde bulunurlar. Bu paranın büyük bir kısmını Baron Edmond Rothshild karşılamaya söz vermiştir. Bu teklif, Osmanlı Devleti mâlî açıdan zor durumda ve Düyun-ı Umumiye’nin kıskacındayken bile Sultan Abdülhamid tarafından büyük bir tepkiyle karşılanır. Abdülhamid, Kont Newlisnski aracılığıyla toplam 20 milyon sterlini bulan altın teklifini yapan Theoder Herzl'e şu sert cevabı verir:

"Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime emanettir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O, bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birere birer Plevne'de Şehid düşmüşlerdi. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Museviler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin'i karşılıksız bile ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem."

Jön Türkler ve İttihat Terakki Fırkası

1908'de Jön Türk devrimi olacak ve 1909'da da İttihatçıların Abdülhamid'i devirip iktidara gelmelerine en çok Siyonistleri sevindirecekti. 1913'de gerçekleşen Babıâli Baskınıyla İttihad ve Terakki Fırkası, silah zoruyla yönetime el koyarak iktidar ele geçirdi. Bu kargaşa ortamında Filistin'e gizli göçler de çoğaldı. Filistin'de 20-25 bin Yahudi Sefarad nüfusu, 15-20 yıl içerisinde Eşkenazların akınıyla 125 bini bulmuştu. Sonra baskınlar, sabotajlarla Filistinlilerin topraklarına el koymalar başlar. Filistin'in de içerisinde bulunduğu Hicaz, İngiltere tarafından 1917'de işgal edilir. I. Cihan Harbi, 1918'de diğer imparatorluklar gibi Osmanlı Devleti'nin çöküşü ve parçalanmasıyla neticelenir.

Yeni Millî Mücadele ve Yeni İstiklâl Savaşı…

Birinci Dünya Savaşı'nda pek çok cephede mücadele etmesine ve savaşta mağlup olmamasına rağmen Osmanlı Devleti, müttefiklerin mağlup ilan edilmesiyle birlikte parçalanarak tasfiye süreci başlatılır. Aslında bu savaş Osmanlı Devleti’ni parçalamak üzerine çıkartıldığı da tarihçiler yazmaktadır. Bunun sonucunda Anadolu işgal edilir. Payitaht İstanbul beş sene İngiliz işgali altında kalır.

Sultan Vahdeddin'in görevlendirmesiyle birlikte Mustafa Kemal ile Kâzım Karabekir, diğer komutanlarla birlikte Anadolu'da milli mücadele harekâtını başlatırlar. İstiklâl Savaşı'nın ardından Lozan Antlaşması'yla birlikte Türkiye Cumhuriyeti rahat bir nefes alır. 2023'te dolacak olan bu antlaşmayı Amerika kabul etmemektedir. Aslında etrafımızda meydana gelen olaylar tarihin tekrar tekerrür ettiğini gösterir nitelikte gelişmelere sahne olmaktadır.  Osmanlı'nın devamı olan ve Halifelik müessesesinden -İslâm ümmeti ve milletlerinin lideri olmaktan- vazgeçmekle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kazanımları üzerinden Osmanlı'nın tasfiye sürecinin yakın ve uzak coğrafyamızda meydana gelen gelişmelere bakarak devam ettiği görülecektir.

Terör örgütlerini destekleyen küresel emperyalist güçler tarafından içeriden ve dışarıdan kuşatılan Türkiye, bu kuşatmayı yarmak ve tekrar bu coğrafyada “var olma” ya da “yok olma” mücadelesi vermektedir.

Soru şudur: Devletin bekâsı mücadelesinde Türkiye’yi idare edenler, masa başında, elde ettikleri bu kazanımları diplomasi yoluyla da savunabilecek güce sahip olabilecek mi? Sayın MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin seçim barajıyla ilgili dile getirdiği “Baraj yüzde 50+1” mesajı, hem politikacılar tarafından hem de dâhili ve hârici kamuoyu tarafından bakalım nasıl algılanıp, yorumlanacak…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1976/sultan-abudulhamid-ve-osmanlinin-tasfiyesi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar