“Payitaht”

“Başkent” ruhumuzu silkelemiyor aksine pısırıklaştırıyor. Ama Payitaht'ı duyarken, dinlerken, okurken, yaşarken titreriz...

Kendimize geliriz...

...

Çağrı filmini düşünüyorum.

35 yıl önce gösteriye çıkarıldığında sinemalar aile boyu kapalı gişe dolup taşıyordu. HzHazma imajı ile akıllara kazınan bu film hem aslına uygun, hem de sürekli arayış içerisinde olan halkımız açısından önemli bir gelişmeydi.

Öylesini hiç görmedik göstermediler.

...

Sinemalarda Yeşilçam’ın ayaktakımı kültüründen kaynaklanan paslı kirli filmler bizim neslin kafa yapısında önemli gedikler açtı.

Şiddet, aile yapısıyla uyumsuzluk, ahlaksızlık.

Ne ararsan var...

Bir yandan da kovboy filmleriyle Amerikanlılaştırdığımızın bile farkında olamıyorduk. Ama şimdi... Şimdi de ahlakı değerlerimizi kökten tahrip eden diziler yine işbaşında. Seviyesiz, kontrolsüz.

Aşağı yukarı her birisi mikrop yuvası...

....

Doğrusu, Payitaht dizisi hastaya ilaç gibi geldi.

Tarihimize "Kızılsultan" diye sürülen kara lekeyi çıkarmak geç oldu ama temiz oldu.

Devrin şanlı padişahına Kızılsultan diyenler utanıyorlar mı acaba?

Veya kabirleri rahat mı?

...

Dizi tek kelime ile şaheser.

...

Yine de eleştirilemez demek değildir.

Tarihi bilgilerimiz açısından baktığımızda ilk göze çarpan sarayın çalışma esas ve usulleridir. Paşalarla hem de ayaküstü istişare, sanki askeri yönetim havası veriyor. Mesela hani divanlar, hani İslam alemini sallayan Şeyhülislamlık müessesesi?

Hele dur bakalım...

Mahkemelerin işleyişleri ile Yüzbaşı Mustafa Kemal ekibinin Sultan’a suikastı herhalde ilerideki dizilerde ekranlara gelecek....

...

Koskoca imparatorluğun istihbaratı Murat gibilerinden mi ibaretti?

...

Buna karşılık, Ertuğrul'da İslam’ı hassasiyetlerin kısmen yetersizliği yanında Payitaht’taki çözülmeler doğru. Çünkü Osmanlı hanedanı bugünkü gibi son devrinde oldukça fantezi ve de  israfçı. Fransızlaşma sadece paşa sınıfını değil hanedanın ailelerini da teslim almıştı. Öyle ki, ittihatçılar o yapıyı cumhuriyet ve laiklik diye yeni bir gelişmeymiş gibisinden önümüze koydular.

...

O yüzden Payitaht başkente dönüştü.

...

Abdülhamit devri oldukça önemli...  O günkü Karasu’lar bu gün de işbaşında, şartlar aynı, oyunlar, dümenler hep aynı. O dönemi iyice anlayabilsek, laik cumhuriyetin nasıl bir aşamadan sonra kurulduğunu, ve de kimlerin kurdurduğunun da anlarız.

Ufkumuz millete açılır, yabancılaşmadan kurtulmuş oluruz.

...

O nedenle Payitah, umarim şuurlatı bir gelişmeyi tetikleyerek daha nicelerine vesile olur. Tüm olumsuzluklara, işkallara, yağmalamalara karşın yeni bir çağın aydınlığı altın harflerle serilir önümüze.

Milli aklımız başımıza gelir.

....

Barış ve insanlık adına Suriye topraklarına attığımız adım, bu milleti Yeniden Doğuş günlerine hazırlıyor.  Sultan Abdülhamit’ten bir asır sonra bu  millet ilk defa bir fırsat yakaladı, elden giderse bir daha kolayına geri gelmez.

...

Türkiye artık İslam alemini sömüren emperyalist güçlere karşı tavır koyuyor, rest çekiyor. “Sen varsan ben de varım” diyebiliyor.

Bu duruş, belki de gazı sıkışan bu toprakların son haykırışıdır.

...

Ondan öncesinde hep emre amade olduk, başüstüne dedik.

Bir sefer de olsa hayır diyemedik.

Ama şimdi diyoruz, ve de emin adımlarla yürüyoruz...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1974/payitaht.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar