Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz

Eklenme Tarihi: 28.01.2018 09:01:57 - Güncellenme Tarihi: 24.02.2020 04:38:18

        Şimdiye kadar yaşadığımız bunalımların bir hastalık seyri değil bir aşk nöbeti olduğunu idrak etmeli ki zafer peşinde değil, seferle yükümlü olduğumuzun bilincine varabilelim.  Tabii bu da yetmez,  üzerimize sinen ölü toprağı bir an evvel atıp köklerimizle buluşmalı ki yeni ufuklara kanatlanabilelim. Bunun içinde mutlaka kararlı adımlar atmak mecburiyetindeyiz. Bikere omuzlarımızda taşıdığımız tarihi misyonumuz bunu gerektiriyor. Öyle ki, bu uğurda önümüze dikenli taşlar döşense de, bin bir türlü bubi tuzaklar kurulsa da ülkemizin meseleleriyle dertlenmek birinci önceliğimiz olmalıdır. Malum,  aşk nöbeti dertlenmek demektir.  Zaten dertlenmek gerekir ki; Ferhat olup dağları delelim, Yunus olup ?durmak yok, yola devam?  edebilelim.  Yola devam deyip gayret edenden şeytan kaçar da.

          Allah korusun yerimizde sabit kalıp durduğumuzda haramiler derhal yattıkları pusudan kuyumuzu kazmak için çıkacaklardır. Her an boş anımızı yakalamak için fırsat kollamaktalar zaten.  Onlar pusuya yata dursun,  bize düşen yılmadan usanmadan gönül seferberliği için Yunusça yola devam etmek olmalı. Ancak bu kez durum vaziyet bambaşka gözüküyor,  yola koyulduğumuzda kimin dost kimin düşman olduğu pek anlaşılmayan bir yoldan geçiyoruz habire. Artık geçtiğimiz yollardan karşılaştığımız manzaralarda gördüğümüz mide bulandırıcı durumlar yetti gayri diyecek noktada sabrımızı zorlamakta bile. İşte o mide bulandırıcı nahoş havaları yakamızdan düşürdüğümüz zaman biliniz ki o özlediğimiz bu büyük buluşma bir hayal değil hakikat olacaktır.  Ümit varız da.  Nitekim 15 Temmuz Direniş Destanımız bu ümidimizi kavileştirmiş durumda. Hiç boşa heveslenmesinler, milli heyecanımız sönmediği müddetçe milletçe ele ele gönül gönüle verip nice destanlar yazaraktan bilgi çağının ötesine sıçrayacağımıza inancımız tamdır. İşte bu inanç doğrultusunda ?Ölürüm Türkiye Sevdası?  beyaz kefenimiz olur da.

          Şu bir gerçek, sevdamızı kefenlemekle kalmayıp inişli çıkışlı çizgimizi istikamet seyrine çevirecek çözümler üretmekte de fayda var. İstikamet üzere olalım ki, gel-git halimizden fırsat kollayıp da bizi arkadan hançerlemeye kalkışmasınlar. Baksanıza aklını kiraya vermiş paralel ihanet çete artıklarının kökü daha tam manasıyla kazınmış değil. Madem öyle, istikametimizi Cennet Vatan Türkiye?mizde farklılıklarımızla bir arada birlik ve dirlik içerisinde yaşamak üzere kurgulamalı.  Birlik ve dirlik içerisinde olalım ki, ihanet çetelerinin sinsi emellerini boşa çıkartıp Rabia?mızla ?Hep Birlikte Türkiye? olabilelim. Zaten bugüne dek onca yaşadığımız elim hadiseler sürekli Rabia?ca  ?sefer der vatan?  olmamız gerektiğini ortaya koyuyor da.

            Düşünsenize bir zamanlar ülkemizde topluma giydirilmeye çalışılan tek tip düşünce, tek tip insan profili dayatmasıyla zulüm yaptıkları yetmemiş gibi şimdi de kalkmışlar başka bir taktikle bizim tonumuza benzeyen cinsten adamları aramıza sızdıraraktan operasyon çekmekteler. İşte devletin kılcal damarlarına kadar sızmış yeni versiyon hain güruhların varlığı topyekûn hepimizi  ?sefer der vatan? olmaya mecbur kılıyor da.  Her ne kadar milletimiz 15 Temmuz?da hain çetelere gereken cevabı verse de bu demek değildir ki boş duracaklar, baksanıza hiç iflah olmuş değiller,  habire dış mihrakların değirmenine su taşımaktalar. Devletin sırlarını bile dışarıya servis etmekten en ufak hicap duymuyorlar.  Anlaşılan ihanet çetelerinin kökünü kazımadıkça sular hiç durulmayacak gibi. O halde bir yandan farklı kimlikte farklı meşrebde insanlarla bir arada kültürel zenginliğimizi artıracağız diğer yandan da ihanet çetelerinin sinsi oyunlarını boşa çıkartacak hamleler için seferber olacağız. Buna mecburuz da. Unutmayalım ki devlet ve milletimiz birtakım hadiseleri unutabilir ama asla ihaneti unutmaz. Hatta 15 Temmuz İhanet Darbe girişimin üzerinden asırlar geçse de asla bu ihanet unutulmayacaktır. Unutulmaması da gayet tabiidir. Sonuçta ortada vatanımızı arkadan hançerlemek denen bir hadise yaşandı,  nasıl unutulsun ki.  Unutmayacağımız gibi hak ettikleri cezaya müstahak olacaklar da.  Asla kahpeliklerini ört bas etmeye yönelik mağdur edebiyatlarına kanıp merhamet edilmeyecektir,  zaten acırsak acınır hale düşeriz. Ki; biz bu Cennet Vatan Türkiye?mizi sokakta bulmadık,  şehit katında Rabia?mızla var olduk hep.  Elbette ki kendi içimizde bir takım açmazlarımız olabiliyor. Önemli olan küçük meseleleri büyülterek bir yerlere varamayacağımızı anlamaktır. O halde ?Kökü mazide ati olmak?tan başka çaremiz yoktur.

          Şu da var ki, dönüşüm ve yenilenme ancak katılımcı demokrasi zeminde yeşerebiliyor. Herkes kendi fikrini dayatmacı yöntemlerle karşı tarafa dayatmaya çalışırsa gerilim doğar, Allah korusun bu kez fikirler yerine silahlar konuşur.

          Bilindiği üzere coğrafyamız çok zengin nakış kilimi üzerine kurulu bir coğrafya, yine bir o kadarda dinamik insan potansiyeline sahip doğurgan topraklardır. Madem öyle bu doğurgan topraklarda her kimlikten unsura yer var, her cinsten ihanet şebekesine yer yok deme zamanıdır. Yeter ki karşılıklı saygı çerçevesinde birbirimizi anlamaya çalışıp birliğimizi ve dirliğimizi güçlendirelim bak o zaman ?sefer der vatan? hüviyete kavuşuruz da.  Birbirimize karşı hoşgörülü olmakla ihanet odaklarının tekerine çomak sokacağımız muhakkak. Zira hoşgörü kültürümüz farklılıklar arasında zenginliği sağlayan tek yegâne çimentomuzdur. Bundan dolayı herkesin kendi iç dünyasında faşizan ve dayatmacı düşüncelerden arınması lazım gelir. Nitekim faşizan duygularımızı kendi iç dünyamızda söküp atmadıkça bir başkasına tavsiyede bulunma hakkımız olmaz. Laf icabı demokrat görünmek kolay elbet, önemli olan hem iç dünyamızda, hem de dışta faşizan tavırlardan kurtulup kendimize söz geçirebilmektir. Zaten kendimize söz geçirdiğimizde biliniz ki çok renkli ve çok zengin düşünce ortamının kendi ruh dünyamızda temellerini atmışız demektir Aksi halde hem kendimize hem de etrafımıza zararlı mahlûkat oluruz.

         Unutmayalım ki her türlü düşünce ve fikir ancak hür bir ortamda seyr-i âlem eylemekle mümkün.  İslam?ın doğuşu?da seyri âlem üzere doğmuş ve bu sayede özgür bir zeminde yeşermiştir. Asla baskıyla din dayatılmamıştır. Dayatmacı din öğretisi Müslümanlıkla şereflenmeye mani olabiliyor.  İşte bu yüzden İslam?ın militarizme değil İnsan-ı kâmile ihtiyacı vardır diyoruz. Geleceğimizi öfke, kin ve terör kurgusu üzerine değil tefekkür kurgusu üzerine kurmalı. Kim şiddet ortamından ne bulmuş ki, militan Müslüman anlayışı da bulsun.  Her kim ki İslam?ı şiddet ortamına çekme çabası içerisine girerse bilinsin ki bu tavır dine hizmet değil tam aksine Yüce dinimize hıyanet olacaktır. Bakın Ortadoğu?da bitmek tükenmek bilmeyen kavgaların ardında umumiyetle çatışmadan yana tavır sergileyenlerin tertiplediği dümen oyunları vardır.  Bizim coğrafyada ise kimi zaman sağ sol kavgalarını körükleyerekten her on yılda bir askerimizi kışkırtaraktan yapılan darbeler var,  kimi zaman hoş görü kılıfıyla sanki çatışmadan yana değilmiş gibi gözüküp karşımıza hıyanet odağının tertiplediği oyunlar olarak çıkabiliyor. Ki; biz onları Gezi olaylarından,  MİT tırlarını durdurma hadisesinden, Yargı Darbesi teşebbüsünden, 15 Temmuz Darbe girişiminden biliriz.  Gerçektende önce hoşgörü kisvesi altında bize şirin gözüküp, sonrasında arkamızdan hançerleyen bu hain güruhu iyi kavradık. Madem bu ihanet şebekesini imini cimini iyi kavradık, o halde bir daha bu ihanet şebekesinin gün yüzüne çıkmaması için kökünü kurutmak hepimizin boynu borcu olmalı. Aksi halde fitne fücurlukları yeniden hortlayıp İslam?a zarar vermeye devam edeceklerdir.  

           Bu arada tüm enerjimizi sırf ihanet odaklarına sarf ederekten tüketmemekte gerekiyor.  Daha fazla oyalanmadan tez elden bu belayı başımızdan def edip pembe şafaklara seyr-i sefer eylemek gerekir. Birliğimizi ve dirliğimizi bozacak her ne akım varsa adalete teslim etmeli. Zira adalet gecikmez tez verilmeli. Neydik edip adaletin tecellisiyle ihanet şebekelerini yakamızdan düşürüp geleceğe kanatlanmalı. Birliğimizi dirliğimizi güçlü kılacak projeleri hayata geçirerek yol almalı. Bakın ceddimiz kendi devrinde farklı kültüre sahip insanlarla bir arada nasıl yaşanacağının projelerini tüm cihana ispatlayarak yol aldı.  Madem ceddimiz Osmanlı altı yüzsene bu uğurda seyri sefer eyleyerek ayakta durmayı başarabilmiş,  pekâlâ Osmanlının bakiyesi hükmünde Türkiye?de el ele gönül gönüle vererek birlik ve dirlik içerisinde ilelebet payidar kalabilir, neden olmasın ki.

            Ne ilginçtir Osmanlı dış mihrakların tertiplerinden daha çok iç entrikalarla çökertilmiştir. Ne zaman ki kendimiz olamadık, yolumuzu yol bilmeyip batının güdümüne girdik, işte o zaman düşüşümüz kaçınılmaz olmuş. Tabii ki bir yönümüzle batıya yöneleceğiz, ama batının hayat tarzına değil, teknolojisine elbet. Hele bu yönelmek Nizam-ı âlem ülküsü çerçevesinde bir yöneliş olursa, o zaman değme keyfine, yeniden tüm insanlığa mührümüzle soluk oluruz da. İşte bu noktada dünyaya açılmak zarar vermez, bilakis maddenin köleliğine son verecek ekonomik zenginliği beraberinde getiri bile.  Malum, artık kendi yağımızla kavrulur anlayışı gerilerde kaldı. Hatta bir lokma bir hırka anlayışıyla da bir adım ileri varamayacağımız besbelli.  Öyle ya hem madem günümüzde sınırları kol kuvveti ve bilek gücü çizemiyor, o halde şimdi sınır ötesi Seyr-i âlem strateji hamlelere girişmek zamanıdır. Bikere yapmamız gereken şey önce kim olduğumuzu tüm âleme ispatlamak sonrasında ise misyonumuza yakışır tarzda yerellikten evrenselliğe uzanan bir seyir takip etmek olmalıdır.

            Sakın ola ki; dünyaya açılmakla yerellikten vazgeçtiğimiz bir anlam çıkarılmasın. Tam aksine kendi değerleriyle yoğrulmuş modernliği (teknoloji ve bilgi üretimi) ön plana alan anlayıştır bu.  Şu iyi bilinsin ki seyri seferimiz hem yerellik, hem de müspet manada evrensellik ekseni üzerine kurulu bir seyri seferdir. Böylesi bir seferde yükümlülük bize ait, zafer ise Allah?a aittir. Belli ki çok uzun ve ince bir yoldayız, olsun sonuçta bu kutlu yolda Gönül erleri var oldukça kıyamete vahyin soluğundan soluklanacağız demektir.  Zira Allah?ın Habib-i tek başına yola koyuldu,  bir baktık bir iken iki, iki iken üç, üç iken dört oldu derken bugün dünyamızda milyonlarca insan artık İslam?la şereflenir hale geldi.  Bu demektir ki işin başlangıcında kemmiyet değil keyfiyet esastır, sonrası malum her ikisi de gereklidir. Hele bu hususta Türkiye çağlar üzerinden sıçrama seferine koyulurken hem doğulu, hem batılı, hem de kendisi gibi olmalı ki;  kemiyetçe ve keyfiyetçe yükselebilsin. Zira zengin coğrafyamızın bağrında kâh doğululuk, kâh batı tarzcılık ve kâh kendin kalmak gibi pek çok iz düşümlerimiz mevcut.  Belki bu iz düşümlerimiz görünürde çelişki gibi görünse de aslında Nizam-ı âlem?e giden yolda gerekli olabilecek iz düşümlerdir. Unutmayalım ki Nizam-ı âlem farklılıkları zenginliğe dönüştürebilen harekâttır. O halde sömürge olmadan misyonumuzun gereği olarak gül dalında kopmadan dünyanın o özlediği adalet için var olmalı.  

             Velhasıl; insanlık düştüğü bunalımın girdabından kurtulmak için kendine uzanacak muhabbet elleri arar durumda.  Madem öyle,  bu uğurda zaferle değil seferle yükümlülüğün zamanı geldi geçti bile.  

              Vesselam.

     

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1947/zaferle-degil-seferle-yukumluyuz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM