Kazanmaya mecburuz

Afrin'e hayati önemde bir operasyon yapılıyor; bu operasyonun başarılı olmasını dilemek ne kadar milli bir görevse, yapılan yanlışları söylemek de o kadar milli bir görevdir.

Askerimiz savaşa değil düğüne gider gibi gidiyor, yüzlerde en küçük bir endişe veya korku görmek mümkün değil, bu gurur verici bir durum. Ama unutmamak lazımdır ki hiç bir savaş kolay değildir. Operasyonla ilgili yazanların, konuşanların buna dikkat etmesi gerekiyor.

Baştan beri çok yanlış bir algı oluşturuldu, bir kaç gün içinde operasyonun bitirileceği, teröristlerin ezileceği söylenerek yüksek bir beklenti oluşturuldu. Hâlbuki konunun gerçek uzmanları bir kaç günden değil, birkaç aydan bahsediyorlar.  Bu durumda operasyon uzadıkça oluşturulan beklenti yerini bir mağlubiyet duygusuna bırakacaktır. Hayatında tek bir çatışma görmemiş, kulağının dibinde tek bir mermi patlamamış kişilerin velev ki -önemli makamlarda da olsalar-  bu tarz konuşmalar yapmamaları gerekir.

Savaş dünyanın en zor, en yıkıcı şeyidir. Er meydanı şov yapılacak yer değildir. Yapılan yayınlar, günlük saatlik açıklamalar, ön alma,  rol kapma gayretleri savaşı değersizleştirmekte, Afrin'de kanıyla canıyla mücadele eden insanların yaptıkları büyük fedakârlığı küçültmektedir. Savaş bir film değildir, kanların sebil edildiği bir alandır. Olayı bu kadar basitleştirmek, magazinleştirmek savaşın kutsiyetine gölge düşürür. Yayınların ve konuşanların savaşın ağırlığına, ruhuna uygun davranmaları gerekir. O görüntüler Türk ordusu hakkında bilgi edinmek isteyen istihbarat örgütleri tarafından da izleniyor. Askerin her hareketini kameraya çekerek yayın yapmak istihbarat örgütlerine malzeme vermektir. Buna bir sınır çizmek gerekir.

Kimse bu mücadeleden siyasi rant elde etmeyi düşünmemelidir, iktidar da muhalefet de. Unutmayalım ki güneyimizde oluşturulan bu terör koridoru sadece ABD ve Rusya'nın müdahalesinin neticesi değil, yıllardır ısrarla sürdürülen yanlış politikaların sonucudur. Ayrıca, Afrin'in terörden temizlenmesi ile mesele bitmemektedir. Afrin'in 6-7 katı büyüklükte bir toprak parçası(Fırat'ın doğusu) PKK'nın kontrolü altındadır. Afrin'i kurtarıp Fırat'ın doğusundaki yapılanmaya razı olmak Fil verip serçe almaktır. Buna da asla başarı denilemez.

Ülke savaş halinde iken sahada olanların maneviyatını sarsacak, mücadele azimlerini kıracak söz ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Cepheye giden insanlar arkalarında bir milleti görmek isterler. Bu süreçte yeni bir çözüm sürecinden, yeni masalar kurmaktan söz etmek askerin maneviyatına büyük zarar verir. Bir kaç gün önce 170 sözde aydın bir barış bildirisi yayınladı. Silahlar ne zaman PKK'ya çevrilse bu sözde aydınların aklına barış geliyor, silahlar Türk milletine çevrildiğinde ise akıllarına hiç barış gelmiyor. Ancak işi daha vahim hale getiren imzacıların bazılarının akil adam olmasıdır. Bu o tarihte akil adamlarla ilgili yapılan eleştirilere kulak asmamanın ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Siyaset tek akılla yönetilmeyecek kadar zor ve girift bir iştir. Haklı, uyarıcı eleştirileri dinlemek gerekir.

Terör ve bölücülükle mücadele - o mücadeleye inananlarla- kazanılır. Gazeteler, geçen hafta yapılan güvenlik zirvesine emekli generallerden Adnan Tanrıverdi'nin de katıldığını yazdılar. Bazı çevreler bunu yadırgatıcı buldu. Ben de buldum. Tanrıverdi, düne kadar eyaletleşmeyi savunan, güneydoğu’da eğitimin ana dilde yapılmasını isteyen biriydi.  Bu düşünceye sahip olan insanlarla cephede kazansanız bile masada kaybedersiniz. Akil adamların seçiminde gösterilmeyen dikkatin güvenlik zirvesinde de tekrar edilmesi büyük bir yanlıştır.

Hülasa, zor bir süreçten geçiyoruz. Bu savaştan galip çıkmaya mecburuz. Bunu başarabilmek, ortak aklın devreye sokulması, geçmişte yapılan hataların yapılmaması ve olaya sandık perspektifinden bakılmaması ile mümkündür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1946/kazanmaya-mecburuz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar