Uluslararası Terörizm, Zeytin Dalı ve Kızıl Elma

Erzurumlu Âşık Rahmanî, Konya’da düzenlenen Âşıklar Bayramı’nda özellikle atışma ile lebdeğmez dalında başarılar gösteren bir ozanımızdı. Erzurumlu Dadaş Rahmani, 25 Ekim 1993 tarihinde Konya Âşıklar Bayramı’na katılmak üzere bindiği otobüsün yolu, Erzincan yakınlarında PKK’lı teröristlerce kesildi ve o otobüste 3-4 öğretmen daha vardı. Dadaş Rahmani (Ali Çırçır) elindeki bastonuyla gözü dönmüş teröristlerin üzerine “Bre Ermeni dölleri…” diyerek yürüyünce, oracıkta öldürüldü. Rahmani’yi rahmetle yâd ediyor ve ruhu şad olsun diyorum.

Şehit âşıklarımızdan biri olan Rahmanî’nin “Dadaş” adlı bir şiiri var. Bu şiirin ilk iki dörtlüğüyle yazıma başlamak istiyorum:

“‘Vatan vatan’ diyerek, erdikte Dadaş olduk/ Şehit yatan diyerek, sordukta Dadaş olduk/ Tarih boyu düşmana, asla boyun eğmedik/ “Allah Allah diye cepheye vardık da Dadaş olduk.

Vatan’da şehit verdik, kefen dahi sarmadık/ Kardeş dedik sarıldık, birbirimiz kırmadık/ Gece gündüz yürüdük, bir an dahi durmadık/ Nice kahbe düşmanlar kırdıkta, Dadaş olduk.”

Suriye ve Uluslararası Terörizm

Aziz Türk milleti, tarih boyunca nice düşmana asla boyun eğmeyerek o kahbe düşmanları yere serip şehitlik ve gazilik makamlarına ulaştı. Düşmanın adını koymak lâzım. Tarih kitaplarında da bunu yapmak gerekir. Erzurum’da Rus düşmanına, Antep’te Fransız düşmanına, İzmir’de Yunan düşmanına karşı İstiklâl savaşı veren Türk milleti, kahraman Türk Ordusu ve Mehmetçik’le birlikte bugün hem içerde hem dışarda PKK belasına, DEAŞ belasına ve onları koruyup kollayan istihbarat örgütlerine karşı gece gündüz demeden büyük bir mücadele veriyor. Olaya perde arkasından bakarsak Kahraman Türk Ordusu, dört tarafı kuşatılmış vaziyette yedi düvele karşı büyük bir savaş vermektedir.

“Suriye ve Uluslararası Terörizm” adlı risaleden alıntılar yaparak Suriye’nin senelerden beri PKK terör örgütüne neden kucak açtığını, Bekaa Vadisinde bunların uluslararası istihbarat örgütleri tarafından eğitilmek suretiyle birer suikast timi olarak Türkiye’ye nasıl gönderildiklerini ve bu terör örgütünün Suriye’de nasıl yapılandığını gözler önüne sermek gerekiyor.

Afrin’deki savaşı anlayabilmek için geçmişte neler olmuş, neler yapılmış noktasında tarihten ibret alarak geleceği öyle inşa etmek gerekiyor. Televizyona çıkan ve çıkarılan tartışmacılar ne yazık ki, PKK ve DEAŞ’ın Suriye’de nasıl yapılandıklarına dair tarihsel sürecini dile getirmiyor ve anlatmıyorlar.

Kürdistan İşçi Partisi (PKK)’nin Suriye’de iç savaş çıkmadan önce 90’lı yıllarda, eskiden Osmanlı’nın vilayeti olan bu ülkede faaliyetleri vardı. Kamışlı, Şam, Afrin, Halep’te temsilcilikler açarak örgütlenen bu terör örgütü; Şam ve Kamışlı’da eğitim kampları kurmuş ve şu bölgelerde barınmışlardı: Şam, Kamışlı, Meseke. Derik, Telhalep, Amadiye, Aynel Arab ve Afrin…”

The Canter For Security’in 01.9.1995 tarihli raporunda yer alan şu sözler gayet düşündürücüdür:

“Suriye tarafından desteklenen PKK Terör Örgütü, Türkiye’deki ABD çıkarlarına karşı faaliyet içindedir. Suriye’deki PKK üslerinin şimdiden vurulması, caydırıcı olmak açısından önemlidir.”

Stratejik dostumuz (!) Amerika’nın çıkarlarına karşı faaliyet içinde olan PKK terör örgütüne karşı Türkiye ile birlikte harekete geçmeyip bu üsleri vurmayan ABD, bundan 23 yıl sonra PKK’yı ağır silahlarla silahlandırıp Suriye’den bizim sınırlarımızda bir ordu oluşturmasını izah etmekte zorlanan Türk Hükümetleri ve askerî yetkililer, akıllı davranıp da o kahbe PKK inlerini, daha önceden başlarına acaba neden geçirmediler. PKK ve DEAŞ’la mücadele bizim başımıza acaba neden bu kadar pahalıya patlıyor? Uyuyan veya uyutulan biz miyiz yoksa onlar mı?..

Bölücü Marksist-Leninist terör örgütü PKK’nın Afrin ve Halep’teki faaliyetleri yeni değil elbette. “Terör örgütü PKK Kuzey Suriye bölgesindeki ilçe ve köylerde Şubat 1995 ayı içerisinde kırsal alana militan kazandırma amacı ile faaliyetler gerçekleştirmiştir. Buna paralel olarak, maddi destek amacıyla, Ramazan Fitresi olarak, Afrin ve Halep bölgesinde 70 milyon Suriye Lirası toplandığı bilinmektedir.” şeklinde yer alan bilgilere dayanarak “PKK’nın hamiliğine soyunan Suriye’nin; Türkiye’ye yönelik hedefleri, bölgesel (K.Irak) çıkarları, uluslararası terörizm, silah ve uyuşturucu kaçakçılığındaki hesapları için bu kozu bırakmayacağı”nı bizim yetkililerimiz de elbette biliyorlardır. DEAŞ’le ve diğer terör örgütleriyle ittifak kurup “geniş çaplı gerilla harekatını yürütebilecek kuvvetler oluşturulması”na 2000’li yıllardan itibaren başlanılarak günümüze kadar Avrupa ve Amerika’nın kanatları arasında koruna gelen PKK terör örgütü, ne yazık ki Doğu Anadolu’da oluşturdukları ‘Kurtarılmış Bölgeler’deki hendekleri Mehmetçiğe karşı mezar olsun diye kazmadı mı?..

Türk Devleti, Doğu Anadolu’daki Hendek Savaşları’nda buna müsaade etmedi ve kararlı bir şekilde FETÖ/Paralel Yapılanmadan destek gören PKK terör örgütüyle her alanda mücadele ederek bugünlere gelindi.

Zeytin Dalı Harekâtı Ne Anlama Geliyor?

Kahraman Türk Ordusunun Afrin’e yönelik hava ve karadan başlattığı “Zeytin Dalı” operasyonu, DEAŞ ve PKK terör örgütlerinin hamiliğine soyunan bütün devletlere ve istihbarat örgütlerine karşı verilmiş bir “uyarı mesajı”dır.

Bu bölücü ve yıkıcı örgütlere kol kanat gerdiğiniz “Artık yeter!” denilerek son kesin uyarı; “Zeytin Dalı”yla verilmiş ve uzatılmış oldu.

Zeytin Dalı Harekâtı, DEAŞ ve PKK’nın Türkiye’ye yönelik geniş ve büyük çaplı başlatmak istediği gerilla savaşını önlemeye yöneliktir. Güney Anadolu’da, Mehmetçiğe kazılan hendekleri PKK’nın başına bir bir geçiren Kahraman Türk Ordusu, bu sefer Suriye’de sınırımıza yakın ve hatta Halep içlerine kadar uzanan hendekleri de birer birer yedi düvelin başına geçirmeye azimli va kararlıdır. Bu artık hayat memat meselesi haline gelmiştir.

Türkiye, stratejik dostu (!) ABD ve NATO ile bir yol ayırımına doğru hızlı adımlarla ilerlemektedir. Türkiye, bu bölgede kimseye çok fazla güvenmeden ümmetin ve milletimizin âlî ve millî menfaatlerini de gözeterek kendi dini ve milli kültürel coğrafyasını kucaklayıcı hamleler yapmalıdır.

Afrin’deki şehitlerimiz dahil vatan, millet, din, şeref, namus uğruna can veren, kan akıtan bütün şühedanın ruhları şad olsun.

Rabbim Kahraman Türk Ordusunu karada, havada, denizde, yer altında ve yer yüzünde muzaffer eylesin.

Mehmetçiğin dediği gibi istikâmet Kızıl Elma’ya doğru hey kızıl elmaya…

Kızıl Elma Neresi?

Tankın üzerindeki Mehmetçiğe muhabir soruyor:

“-İstikâmet neresi?”

Mehmetçik cevap veriyor: "Kızıl elma".

Peki o halde kızıl elma neresi?..

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul'u fethettiğinde kızıl elma sembolü Ayasofya idi. Ve Ayasofya ilk Cuma günü “Ayasofya Camisi” oldu. Çünkü İstanbul'daki en yüksek tepe Ayasofya'nın bulunduğu tepe idi.

Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Konya'yı fethettiğinde en yüksek tepe Alêddin Tepesi'ydi. Bu tepedeki Eflatun Kilisesi, bir Cuma günü “Selçukî Mescidi” oldu. Türkiye Selçuklu Devleti'nin kızıl elma sembolü o tepedeki kiliseydi. Gerek Selçuklu'da ve gerekse Osmanlı'da, her fethedilen yer ve bölgede en tepede hangi kilise varsa, kızıl elma sembolü olarak o kiliseler camiye çevriliyordu. Diğer kiliselere hiç dokunulmuyordu.

Ama Selçuklu'nun da Osmanlı'nın da Kızıl Elma'sı İstanbul idi. İkinci Kızıl Elma Roma ve dolayısıyla Vatikan'dır.

Kızılelma, Kahraman ve aziz olan Türklerin “Cihan Hâkimiyeti” mefjuresinin bir sembolüdür. Ergenekon Destanı'ndan tutun Türklerin 1071'de Anadolu önlerine geldikleri günden itibaren onların Kızıl elması hep Batı olmuştur. Çünkü Türklerde Kızılelma çok güçlü bir fetih idealinin sembolüdür.

Kızıl Elma destansı bir hedef ve ülküdür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1943/uluslararasi-terorizm-zeytin-dali-ve-kizil-elma.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar